Dishonored İnceleme

Bu yeteneklerinizin yanında, düşmanlarınıza karşı kullanabileceğiniz mühimmatlara da sahip oluyorsunuz. Steampunk tasarımlarına göz kırpan şekilde hazırlanmış tabanca, ölümcül ya da uyutan ok, bomba, tuzaklar ve tabii ki hançeriniz sayesinde, güçlerinize başvurmadığınız zamanlarda tercihiniz olabilecek silahlar da mevcut. Aynı Rune sisteminde olduğu gibi, Dunwall’da kazandığınız altınlar yardımıyla bu silahları da geliştirme imkanınız var. Silahların temel özellikleri (ateş gücü, hız, şarjör kapasitesi) geliştirilebildiği gibi, onlara yeni özellikler (ateşli ok, patlayan mermi) de ekleyebiliyorsunuz. Silahların yetmediği zamanlarda ise çevre elementleri yardımınıza yetişiyor. Şehir nöbetçilerinin kurdukları tuzakların çalışma prensiplerini değiştirerek kendilerine karşı kullanabilmeye ne dersiniz? Peki bunca güçlü sayılabilecek silah varken Rune’lara neden ihtiyaç duyalım?

Bu sorunun cevabı, Dishonored’un kurgusu ile birlikte en önemli ikinci elementinde yatıyor; dövüş sistemindeki çeşitlilik. Şöyle bir an hayal edin; çevrenizi 5 kişi sardığında ne yapabilirsiniz? Hepsini kılıçtan geçirebilirsiniz. Etrafınıza hortum oluşturarak tüm düşmanlarınızı fırlatabilirsiniz. Zamanı yavaşlatarak hepsini arkalarından tek hamle ile alabilirsiniz. Tam ortalarına fare sürüsü çıkartarak işi onlara devredebilirsiniz. İsterseniz en yakın çatıya ışınlanarak, arkanıza bakmadan kaçabilir ya da en yakındaki farenin, balığın ya da düşmanlarınızdan birinin benliğine girerek onları kontrol edebilirsiniz…Bu örnekleri saatlerce uzatabilirim. Bu tür bir özgürlüğü samimi söylemek gerekirse uzun zamandır hissetmiyordum. Dishonored, sizi “overpowered” hissettirmeden, düşmanlarınız ile sizin aranızdaki güç dengesini çok iyi kuran ve duruma göre anlık kararlar vermeniz için sizi zorlayan bir oyun. Dunwall şehrinin karanlıklarda dolaşan suikastçısı olup, kimseyi öldürmeden oyunu tamamlayabileceğiniz gibi (ki Thief’ten sonra gördüğüm en iyi gizlilik ögelerini barındırıyor), Max Payne misali ramboculuk da yapabilirsiniz. Her şey tamamen size kalmış.

Dövüş sisteminin diğer bir başarılı yanı da dinamikleri. Dark Messiah oynayanların hatırlayacağı gibi Arkane Studios, özellikle kılıç ve kalkan kullanımında ne kadar başarılı olduklarını kanıtlamıştı. Dishonored’u PC’de 60 FPS hızda oynarken, tüm aksiyonu hiçbir kesinti olmadan, harika dövüş ve karakter animasyonları ile birlikte yaşadığınızda, yapımcıların bu işi gerçekten iyi yaptıklarını anlıyorsunuz. Skyrim’in dinamiklerine alışkın olanlara biraz garip gelse de, birçok oyuna örnek olabilecek bir FPS deneyimi yaşattığının altını çizmek lazım.

Oyunun kendine has olan diğer bir yönü ise yanınızdan hiç ayırmadığınız kalbiniz. Bu kalp, size güçlerinizi kazandıran kişi tarafından bir armağan ama bildiğiniz kalplerden daha farklı. Daha çok bana Portal 2’deki patatesi hatırlatan bu kalbin asıl amacı, Dunwall’a dağıtılmış olarak duran Rune ve Bone Charms (kıyafetinize taktığınız sürece size bazı özellikler veren tılsımlar) yerlerini göstermek olsa da, aslında kendisi konuşabilen ve size mekanlar ve insanlar hakkında düşüncelerini paylaşabilen bir yol arkadaşı. Hikayeyi sinematikler dışında da desteklemeyi amaç edinmiş yapımcılar, karakterler, notlar ve kitapların yanında, Dunwall’ın gizemlerini öğrenebilmemiz için Corvo’ya verdiği bir armağan diyebiliriz. Fırsat bulduğunuz her an onunla konuşmanızı öneririm.

Bu yazıyı paylaş :

Yayınlayan

Eray Uygun

"Don't hate the player, hate the game" felsefesini takip eden Eray, Oyunfest editörlüğü dışında profesyonel hayatını da özel bir şirkette Oyun Görevlisi olarak sürdürmektedir. Rol yapma oyunlarından hoşlanır, iyi müzik dinler, Carl Sagan okur, Solid Snake'i gözlerinden öper.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir