Battleborn İnceleme

Battleborn savaşçıları iş başına. Ortada yok etmemiz gereken düşmanlar, kurtarmamız gereken bir yıldız var!
Son birkaç yıldır oyun dünyasında büyük bir MOBA çılgınlığının yaşandığı bir gerçek. E-spor dünyasının çıkışına da temel hazırlayan bu tür, günümüz oyuncuları tarafından el üstünde tutuluyor. Sunulan oynanış özellikleri ve üst düzey rekabet hissi, oyuncuları kaçınılmaz bir şekilde cezbediyor. Haliyle böylesine potansiyele sahip bir türü kullanarak oyuncuları ağına çekmeyi isteyen de çok. Fakat oyunları güzel kılan, bizlere sevdiren en önemli şeylerden biri de sahip oldukları fikirler. Oyunculara farklı şeyleri bir arada sunmayı amaçlayan yapımcılar genellikle karşılığını layıkıyla alıyorlar. Battleborn da; Gearbox Software’in bu cesareti göstererek hazırladığı bir oyun. FPS/MOBA türüne sahip bu oyun çıkmadan önce herkes “Şimdi bu MOBA mı değil mi?” diye tartışmaya başlamıştı bile. Nihayetinde beklenen an geldi. Borderlands’in mizahını, FPS türünün ihtişamını ve MOBA’nın rekabetçi yapısını barındırması beklenen oyun elimizde. Hazırsanız sizleri Battleborn’un eğlenceli, ancak bir o kadar da karanlığa hapsolmuş dünyasına alalım.

Bundan çok uzun yıllar önce, dünyanın bilinen ilk medeniyeti; evrenin sonu hakkında bildikleri her şeyi bir taşa kazırlar. Bu taşa göre öyle bir gün gelecek ki tüm evrendeki ışık yok olacak, ardından da evren yavaş yavaş kendini yok etmeye başlayacaktır. Aradan yıllar geçer ve her şey iyi hoş devam ederken yıldızlar, hatta tüm evren; karanlığa bürünür ve bir yıkım gerçekleşmeye başlar. Dünyadaki tüm yıldızlar, tüm gezegenler Varelsi güçleri tarafından yok edilmeye başlar. Bu yıkımdan sadece Solus denilen bir yıldız sağ çıkmayı başarır. Evrende kalan tüm medeniyetler Solus’a akın edip burada yaşamaya başlar. Ancak bu son yıldızın da kötü güçlerin hedefi olduğunun farkına varan medeniyet savaşçıları; bu yıldızın yok olmasını engellemek için bir araya gelerek Battleborn adı verilen; usta savaşçılardan oluşan bir ekip kurar. Bu ekibin bir üyesi olarak bizim de amacımız Varelsi güçlerini mağlup ederek ışığı tekrardan geri getirmek. Belki bazılarınız ben bu cümleleri söylerken oyuna biraz olsun ön yargıyla bakmış olabilir. Çünkü ilk duyuşta klasik bir dünya kurtarma anlayışı varmış gibi gelebiliyor. Ama burada Gearbox Software’in yaratıcılığı ve yılların getirdiği deneyim devreye giriyor. Borderlands serisinde layıkıyla gerçekleştirdikleri o mizah anlayışı, Battleborn için de geçerli. Oyun boyunca ustaca serpiştirilmiş espriler, trajikomik sahneler; hikayeye olan bakış açınızı tamamen değiştirebiliyor.

battleborn inceleme 1
Oyuna ilk girdiğimde yoğun olarak hissettiğim şey coşku oldu. Hazırlanan açılış sahnesinde tercih edilen çizgi roman zihniyeti, arkadan çalan hareketli müzik ve savaş hissiyatı sayesinde “Anlaşıldı, biz bu dünyayı kurtaracağız.” diyorsunuz. Açılış sahnesinin ardından gelen alıştırma bölümü, açılıştaki yüksek tempoyla kıyaslandığında aşağıda kalıyor. Zira gerçek anlamda savaşmaya başlamanız biraz uzun sürüyor ve ilk savaşlar düşündüğünüz kadar destansı olmayacak. Ancak bir önceki paragrafta da bahsettiğim gibi yapımcı firma usta olduğu şeyi oyunun en başında yapmaya başlıyor. Mizah çizgisi oyunun her anında tepede yer alıyor.

MOBA ve FPS türlerinin sunduğu tüm imkanlardan yararlanan Battleborn hem tek oyunculu hem de çok oyunculu oynayışı destekliyor. Hikaye modumuz toplam dokuz görevden oluşuyor ve bu dokuz görev boyunca oyundaki ilerleyişimize göre farklı karakterler seçebiliyoruz. Seçtiğimiz her karakterin bazı uzmanlık alanları oluyor. Kimi bir tank gibi düşmanlarla doğrudan savaşabilirken kimi büyü güçlerini kullanarak mücadele ediyor, kimi de yakın dövüş becerileriyle düşmanlarını alt ediyor. Oyunun başlarında karakter için seçim yapmanız biraz sıkıntılı olabilir, çünkü her karakteri hemen deneyemiyorsunuz. Karakterleri elde etmek için oyun içerisinde Command Rank denilen bir sistem mevcut. Oyunu oynama tarzınıza ve ilerlemenize bağlı olarak Command Rank kademeniz yükseliyor ve yeni karakterler kazanıyorsunuz. Ancak bazı karakterler Command Rank’in yanında fazladan görevler isteyebiliyor. Örneğin bir karakteri açmak için hem belirli bir Command Rank seviyesine ihtiyaç duyabilir, hem de belirli sayıda minyon öldürmeniz gerekebilir. Karakterler için maç içerisinde Helix adı verilen bir gelişim sistemi mevcut. Bir çeşit yetenek ağacını andıran bu sistem ile karakter yeteneklerini 1. seviyeden 10. seviyeye kadar yükseltebiliyorsunuz. Her maça özel olan bu sistem yeni oyuna başladığınızda veya yeni haritaya geçtiğinizde sıfırlanıyor. Bu gelişim sisteminin dışında genel olarak savaşçınızın deneyimini belirten Char adında bir sistem de mevcut. 12 seviyeden oluşan bu Char sisteminde seviyeniz ilerledikçe mutasyon adı verilen özel yetenekler kazanıyorsunuz.

battleborn inceleme 2
Hikaye modunun güzel yanlarından biri de hikaye görevlerini Splitscreen şekilde iki kişi oynayabilme imkanı. Eğer ortalığı yeterince birbirine katamadıysanız, yanınıza bir arkadaşınızı daha alıp terör estirebilirsiniz. Ancak Splitscreen özelliğinin PS4 ve Xbox One’a özel olduğunu belirtelim. İki kişi oynamak da yeterli gelmediyse beş kişiye kadar çıkabilen gruplara katılma imkanınız var. Battleborn hikaye modunun yeterince zorlayıcı olmadığını düşünüyorsanız Hardcore Mode adı verilen sistemi de deneyerek hikaye görevlerini güçlendirilmiş düşmanlara karşı oynayabilirsiniz. Bu zorluk seviyesinde iyi işler yapar ve bölümü bitirmeyi başarırsanız yeni ve özel içeriklere sahip olabiliyorsunuz. Hikaye modunda biraz biraz piştiyseniz ve kendinizi gerçek oyuncularla gerçek bir mücadeleye hazır hissediyorsanız yavaş yavaş çoklu oyuncu limanına yelken açabilirsiniz. Tabi başlamadan önce yeteneklerinizi test etmek veya biraz deneyim kazanmak isterseniz yapay zekalı botlar ile savaşabilirsiniz. Ancak botlarla yaptığınız maçlarda, oyun içerisinde haksız rekabeti önlemek için XP kazancı gibi bir şeyin söz konusu olmadığını da belirtmemiz gerek.

Oyunun çoklu oyuncu kısmının, hikaye moduna kıyasla daha eğlenceli olduğunu söylemek mümkün, zaten MOBA türünde bir oyundan beklentimiz bu yöndeydi. Hikaye modu ilk başlarda güzel gelse de, bazı bölümlerin sıkıcılığı ve düşük temposu dolayısıyla bir süre sonra sıkabiliyor. Ancak biz oyunun çoklu oyuncu kısmına odaklanalım. Benim açımdan bir MOBA oyununun olması olmazı Ranked (Seviyeli) maçlardır. Battleborn’da bunu göremediğim için de hayal kırıklığına uğradığımı belirtmem lazım. Ranked maçları sayesinde rekabet ortamının iyice kızıştığı bilinen bir şey. Belki de yapımcılar ilerleyen zamanlarda güncellemeler ile bunu oyuna eklerler. Yine de biz belkilere takılmayalım ve oyunun çoklu oyuncu bölümünü keşfe devam edelim. Çoklu oyuncu modu için tasarlanan üç oyun modumuz var. Bunların ilki olan ve MOBA ağırlığı hissedilen Incursion’da düşman bölgelerinde bulunan iki dev örümcek robutu yok etmeye çalışıyoruz. Eğer otuz dakika içerisinde iki robotu da yok etmeyi başaran takım çıkmazsa robotların canlarına göre oyun galibi belirleniyor. İkinci modumuz Capture ise FPS oyunlarının klasiği olan bölge ele geçirme üzerine kurulu. Oyunu kazanmak için yapmanız gereken şey tüm noktaları ele geçirmek veya süre sonunda en yüksek puana sahip olmak. Son modumuz ise şahsen benim en sevdiğim mod olan Meltdown. MOBA türünün ağırlığının hissedildiği bu modda belirli sayıda minyonlarımız oluyor. Bir yandan rakip minyonlarını öldürmeye çalışırken bir yandan da kendi minyonlarımızın düşman üslerine ulaşmasını sağlıyoruz. Düşman üslerine ulaşan minyonlarımız, kendilerini buradaki imha makinelerine atarak takımlarına puan getiriyorlar. Oynanış açısından farklı yetenekler gerektirseler de tüm modlarda öne çıkan şey takım oyunu oluyor. Takım oyunu oynayan ve doğru taktiklerle ilerleyen takımlar oyunu kazanırken aralarında anlaşamayan, uyum yakalayamayanlar doğal olarak hüsrana uğruyor. Aslında zaten oyunda üç mod bulunması; uzun bir oynanış süresine tek başına engel olsa da bir etken daha mevcut. Şimdilik her oyun modu sadece iki haritayı destekliyor, bu yüzden de kısa süre sonra oynanışın monotonlaştığını hissediyorsunuz. Yine de Gearbox Software oyuna sürekli olarak güncellemeler yoluyla haritalar ve yeni özellikler ekleneceğini duyurmuştu. Ancak yeni oyun modları gelip gelmeyeceği hakkında bir açıklama yapılmış değil. Battleborn’un sahip olduğu potansiyel düşünüldüğünde, oyun içeriğinin genişletilebildiği kadar genişletilmesi mantıklı olacaktır.

battleborn inceleme 3
Maç sırasında düşmanlarımızı öldürerek çeşitli eşyalar toplayabiliyoruz. Bu eşyalar Yaygın, Yaygın Olmayan, Nadir ve Efsanevi olmak üzere dörde ayrılıyor. Bir maça başlamadan önce oyun sizden üç adet eşya seçmenizi istiyor. Bu üç eşya savunma güçlendirme, saldırı hasarı gibi geliştirmeler sağlayabiliyor. Ancak bunlar hemen kullanıma hazır olmuyor. Oyun boyunca kazandığın kristalleri harcayarak bu eşyaları kullanabilir ve karakterinizi güçlendirebilirsiniz. Ancak söylediğimiz gibi; Battleborn bir taktik oyunu ve bazı seçimler yapmanız gerekebiliyor. Oyun içinde bulunan can doldurucu, otomatik silah gibi aletler de kristal karşılığında aktif edilebiliyor. Yani kristallerinizi bazen eşyalarınız yerine takım çıkarınız için feda etmeniz gerekebilir. Açıkçası oynadığı maçların çoğunda kristalleri takım geliştirmeleri için harcamış biri olarak bunun fazlasıyla avantajını gördüğümü söyleyebilirim. Fakat karar elbette sizin, ister biraz bencil olup kendinizi bir ölüm makinesine çevirin, isterseniz elinizdekini takımınız için harcayarak mutlu sona ulaşmayı amaçlayın.

Kristal harcaması daha ön planda gibi dursa da oyunun esas para birimi Krediler. Maçlar sırasında topladığımız eşyaları satarak veya kestiğimiz yaratıklardan düşürerek Kredi toplayabiliyoruz ve bu krediler sayesinde yeni eşyalar satın alabiliyor ve karakterimizi daha da geliştirebiliyoruz. Ayrıca karakter seviyemiz geliştikçe çeşitli kıyafetler ve alay ifadeleri ortaya çıkıyor. Alay ifadeleri sayesinde oyun içerisinde rakip takıma karşı bir nevi gövde gösterisi yaparak sinir bozucu bir kişiliğe bürünebiliyoruz. Oyunda en çok hoşuma giden şeylerden birinin de alay ifadeleri olduğunu belirtmem lazım. Kimileri klasik dalga geçme hareketleriyle aynı olsa da aralarında son derece yaratıcı olanlar da ver. Kıyafetlerin de çeşitlilik açısından iyi düzeyde olduğunu söylemeden geçmeyelim. Yani oyun için tasarlanan kişilleştirme sistemi gayet yeterli ve tatmin edici.

battleborn inceleme 4
Oyunun grafikleri Borderlands’den alışık olduğumuz cel-shading teknolojisi belirtilerek geliştirilmiş. Yani ortada renk anlamında büyük bir görsel şölen mevcut. Özellikle kalabalık savaşlar sırasında bu renk cümbüşü adeta kontrolden çıkabiliyor. Grafiklerin Unreal Engine 3 ile hazırlandığını belirtmeden geçmeyelim; bu sayede ortaya detaycı bir grafik anlayışı çıkıyor. Karakterin görünüşlerinde gene Borderlands’den esintiler görmek mümkün. Ancak karakter tasarımına gösterilen özen sayesinde tüm karakterler gayet farklı bir görünüme sahip. Önceki paragraflar da söylediğimiz gibi oyunda fazla harita mevcut değil. Ancak mevcut olan haritaların tasarımları gayet iddialı ve eğlenceli. Onlarca farklı maç yapmış olmama rağmen net olarak favori haritamı seçemedim çünkü gerçekten her haritanın kendi has güzellikleri mevcut. Şimdiye kadar grafiklerde her şey iyi hoş, biraz da sorunlu kısımlara değinelim. Oyunun konsollarda sahip olduğu 30 FPS sınırı zaten tartışma konusu iken bir de ara sıra yaşanan ani FPS sorunları gayet sinir bozucu olabiliyor. Oyun orta ayarlarda sıkıntısız bir şekilde çalışırken birden kısa süreliğine FPS’de inanılmaz düşüşler yaşanabiliyor. Grafikleri düşürseniz bile bu sorun ara sıra devam edebiliyor, ki bu da bir optimizasyon sıkıntısı olduğunu gösteriyor. Görsel şölen olarak adlandırabileceğimiz bir oyunda grafiklerin böyle sorunları sahip olması üzücü bir durum.

Oyun içi seslerde dikkatimi en çok çeken şey karakterlerin sesleri oldu. Yüksek mizah anlayışına sahip bir oyuna uygun olarak karakter seslendirmeleri oldukça farklı ve eğlenceli. Kimi karakterler değişik aksanlara sahipken kimileri konuşmaktan ziyade kahkaya atmayı ve bağırmayı tercih ediyor. Ses açısından en beğendiğim karakter Rath oldu. Ayrıca karakterleri seslendiren aktörlerin bir çoğu; Borderlands serisinin seslendirmelerinde de görev alan isimler. Bu sayede eğer Borderlands oynadıysanız, karakter seslerine kısa sürede alışıyorsunuz. Maç sırasında yaşanan çatışma sesleri en az oyun kadar eğlenceli. Bunun yanına ara sıra duyulan kahkaha sesleri, yönlendirme talimatları da eklenince ortaya çok sesli bir oyun çıkıyor. Müzik seçimleri oyun türüne uygun olarak oldukça hareketli ve heyecan verici cinsten. Özellikle açılış sahnesindeki oyun müziğine hayran kaldım, belirtmem lazım. Açıkçası oyundaki seslere verebileceğim bir eksi yok, çünkü hangi açıdan bakarsam bakayım; Battleborn’un sesler anlamında muhteşem bir iş çıkardığına dair kanıtlar görüyorum.

battleborn inceleme 5

Battleborn; hikaye açısından kısa sürede sıkabilen, ancak işlenişi sayesinde devamını merak ettirmeyi başaran bir oyun. Çoklu oyuncu şu an için sınırlı içeriğe sahip olsa da güncellemeler ile genişletileceğini düşündüğümüzde gelecek için gayet olumlu sinyallar veriyor. MOBA oyunlarında saatlerini harcamayan, oynadığı zaman da pek bir şey başaramayan biri olarak Battleborn’u oynarken büyük zevk duydum. İleride artması beklenen karakter çeşitliliğinin şu an bile yeterli düzeyde olması oyun için önemli bir artı. Oyundaki grafikleri beğensem de belirttiğim gibi ani FPS düşüşlerinin yarattığı hayal kırıklığı büyük bir eksi.

Son sözümüzü söyleyecek olursak Battleborn; eğlenceli oynanışı, renkli ve bir o kadar da sıkıntılı grafikleri, bol karakterleri ile MOBA türünü ve klasik FPS özelliklerini seven oyuncular için ideal bir yapım. İçerik açısından şu an belirli sıkıntıları olsa da, Gearbox Software’in oyunu başıboş bırakmayacağına olan inancımız sayesinde oyunu daha da güzel bir geleceğin beklediğini söyleyebiliriz.

Bu yazıyı paylaş :

Yayınlayan

Gökhan Uçar

Yazılım Mühendisliği öğrencisi, kendi çapında okur, video oyun ve havacılık sevdalısı bir özgür insan.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir