Vampyr İnceleme

Vampyr İnceleme

“Evime hoşgeldiniz. Kendi rızanızla girin içeri. Ve getirdiklerinizden bir tutam mutluluk bırakın”
Bram Stoker – Dracula

Vampir deyince akla ilk gelen eserle başlıyorum sözlerime,

Kulak verin şuan dudaklarımdan döküleceklere,

Üç beş geliştiriciye belki ibret belki ders olsun diye,

Girişiyorum uzun ve zorlu bir incelemeye

Londra’nın sisli ve puslu ara sokakları…

Zaman; insanlığın belki de en zor zamanı. Birinci cihan harbi patlak vermiş, dünya birbirine girmiş, kimi ülke çıkarları adına, kimi ülke ise vatan müdafası için askerlerini cephelere doldurmuş. Kan, ter ve suyun birbirinden ayırt edilemediği; adeta etten duvarların örüldüğü bir ortam. Bu insanlık tarihinin belki de en karanlık savaşından, en karlı çıktığı söylenebilecek ülke olan İngiltere’nin dahi büyük kayıplar verdiği bir dönem.

Hikayemiz, Jonathan Reid isimli genel cerrahımızın, tüm bu hengamenin ortasından sağ kurtulup memleketi olan Londra’ya geri dönmesiyle başlıyor. Jonathan tecrübeli bir askeri cerrah olarak, kemerinin altında pek çok başarıyla askerden dönüp, evinin ve ailesinin sıcaklığının kendini karşılayacağını zannederken; kendini birden bire şavaşta gördüğünden daha dehşetli bir halin içinde buluyor.

Her ne kadar haberlerini evvelden almış olsa da, ana karakterimiz Jonathan, İspanyol Gribi de denen H1N1 virüsünün neredeyse bütün Britanya’yı vurmuş olabileceğini tahmin edemiyor haliyle.

Tam düşünceli bir şekilde evinin yolunu tutmuşken, Londra’nın karanlık ve kötülüğün sulpu ara sokaklarının birinden üzerine bir “şey” hücum ediyor. Ne kadar çabalasa da, gafil avlanan genç adam bu canlının ona neredeyse nüfuz edercesine yapışmasına engel olamıyor. Ortam, birden gecenin ve sokakların karanlığında boğuluyor, gözün görebildiği tek renk yangınlı bir kırmızı kalıyor…

Ne demek Vampir oldum…

Gözlerimiz aralandığında o kızıl kıyamet senaryosunun çarklarının hala döndüğünü anlıyoruz, devasa bir ceset çukurunun içerisindeyiz. İspanyol gribinden cartayı çeken yüzlerce insanla birlikte bizi de buraya atıp geçmişler. Boğazımızda bir kuruluk, sanki yemek borumuz alev almış gibi, dindirilemez bir susuzluk. Öldürmeye hazır bir boğa edasıyla, sadece kırmızı ve tonlarının bize yol göstermesiyle yerimizden doğruluyor ve bulabileceğimiz ilk kan kaynağına doğru yöneliyoruz.

Yapılabilecek bir şey yok, vücudun çöl sıcağında susuzluktan kuruması gibi bir açlık bedenimizdeki. Bedenimizin istediği tek bir şey var, kan ve biz de onu bize sunabilecek en yakın canlıya doğru ilerliyoruz.

Tökezleye tökezleye bir miktar gittiğimizde karşımızda insanı andıran bir silüet beliriyor. Bariz bir şekilde bize seslendiği belli olan silüetin dudaklarından dökülenler, kalbimizi ve zihnimizi kaplayan, “KAN, KAN” sözcükleri tarafından bastırılıyor.

Olanca gücümüzle saldırıyoruz ve açlığımız dinene kadar, kana kana içiyoruz. İpler ise tam bu noktada kopuyor işte, zira görme ve işitme duyularımız sınırsız açlığımızın bir nebze sönmesi sonucu açılırken kulağımıza şu sözcükler kurşun misali çarpıyor “Jonathan, abi, neden?”

Ana karakterimiz Jonathan’ın hikayesinin dönüm noktasını bu anlar işaretliyor. Jonathan bir vampir olarak uyanıp en yakınındaki İspanyol Gribi hastasını veyahut sarhoş denizciyi de sömürebilirdi ama hayır. O kendini aramaya taa toplu mezarlıklara kadar gelmiş kız kardeşinin kanını emip kurutuyor.

Kazaen de olsa, vicdan sahibi Vampir bir cerrah olarak maceramız işte tam da buradan itibaren başlıyor.

Şimdi Jonathan Reid ona bunu yapanı bulmalı, vampirliğin ve vampirlerin ne olduğuna dair bilgi edinmeli, onu avlamaya çalışanlardan kaçmalı, gerektiğinde öldürmeli ve  kardeşinin zamansız ölümünün hesabını sormalı…

Vampyr ile Vampirler 101’e hoşgeldiniz

Vampyr, tamamıyla vampirler, aralarındaki bağ ve kararlar üzerine bir oyun. O yüzden önceliğiniz sağdan soldan bulduğunuz notlar ile hem kendinizi hem de düşmanınızı iyice tanımaya çalışmak olmalı. Bu noktada sizlere faydası olabilecek ve oyunun açık açık sunmadığı kısa bir bilgi yumağını sizlerle paylaşmamda fayda var.

Evet, oyunda ilerledikçe öğreniyoruz ki, vampirler öyle sandığımız gibi tek cins değil. Misalen oyunda karşımıza çıkan ve zombiyi andıran vampir türüne verilen isim “Skal”. Skal’lar fiziksel olarak güçlü lakin zihinsel olarak zayıf, hatta aklı melekelerini neredeyse tamamen yitirmiş, vampirler. Bu arkadaşlara “aşağı vampir” diyebiliriz.

Oyunda karşımıza sıkça çıkacak olan ve yine kendi içinde alt türlere ayrılan Skal’lar görüntü itibariyle zayıf zombileri andırsalar da, birden fazlasıyla karşı karşıya kaldığınızda onları küçümsemeseniz iyi edersiniz.

Skal’ların haricinde yine “aşağı vampir” diyebileceğimiz bir diğer türse tüylü canavarlar. İlk görüşte kurtadamı andıran bu arkadaşlar aslında canis lupus özellikleri gösteren vahşi vampirler. Cüsse olarak ortalama bir insanın iki katı olan bu kıllı dostlarımız genelde birbirlerinden ayrı ve tek başlarına dolaşıyorlar. Skalklara nazaran çok daha güçlü olan bu kurt-vampir kırması düşman ile savaşmak için en iyi taktik ise düzenli vur kaçlar ile canını yavaş yavaş eritmek.

Tüylü canavarların, oyun içerisinde çok geçmesede, resmi adı Vulkod. Hepsinin kıllı canavarlar olmadığını öğrendiğiniz sıralarda bu ismi keşfediyorsunuz.

Vampyr’de karşımıza çıkan ve kitaba en çok uyan tür ise Ekon. Ekon’lar bizim klasik dracula hikayesinden alışık olduğumuz; aklı başında, insan görünümlü, yeri geldi mi bürokratik kararlar verebilen türü. Oyundaki ana karakterimiz Jonathan da keza bir Ekon. Yani kadim bir Ekon tarafından Ekon’a dönüştürülüyor en azından.

Ekon’ların en büyük özelliği, Vampir avcıları ve uzmanları hariç normal insandan ayırt edilemiyor olmaları. Bunun haricinde pek çoğu yüzyıllardır yaşadığı ve bu süre içerisinde oldukça varlıklı hale geldiklerinden, Vampir hiyerarşisinin en tepesi de tecrübeli Ekon’ların tekelinde.

Oyuna adım attığımız vakit, her ne kadar biz de Ekon olsak da, bu sözünü ettiğim statüye sahip değiliz elbette. Oyunun başlarında bir grup avcı veya güçlü bir Skal, sonradan uzamış o bir çift dişimizi söküp elimize verebiliyor. Diğer Ekon’larla oturup karşılıklı çay içebilmek için dahi, evvela güçlenmemiz gerekiyor.

Vampyrin Gücü

Güçlenmek. Her rpg oyununda (veyahut rpg öğelerine sahip oyunlarda) pek çok oyuncunun yegane amacı. Vampyr’de ise bu güçlenme işlemi oldukça farklı işliyor.

Öncelikle, karakterimize tecrübe kazandırmanın en kansız ve zahmetsiz yolu dedektiflik yapmak.

Dedektiflik dedim diye espri yaptığımı zannetmeyin, zira Vampyr en amiyane tabirle aralarda dövüşüp, ekseriyetle dedektifliğe soyunduğumuz bir adventure oyunu.

Oyunun en önemli kısmını, tanıştığınız insanlarla muhabbet etmek oluşturuyor. Muhabbet ettiğiniz insanların her birinin sırları veyahut doğru soruları sormadığınız için henüz öğrenemediğiniz gerçekleri mevcut. Başka insanlarla konuşup, doğru soruları sorup, kimi zaman eşyaları karıştırıp, kimi zamansa Vampirik ikna yeteneklerimizin yardımıyla bu gerçekleri ortaya çıkartıp insanları çözmek ve onların dramatik yaşamlarına tanık olmak Vampyr’in yegane olayı.

Bu insanları çözdükçe hem tecrübe puanı kazanıyor, hemde bazı olayların yaşanmasına olanak sağlıyoruz. Mesela ağzımızdan kaçırdığımız bir bilgi, oyundaki karakterlerden birinin ölümüne sebep olabiliyor.

İnsanların çözülmesi elbette sadece bu kadarla kalmıyor. Çözüldükçe, o karakterin kalite puanı artıyor, kalite puanı tavan yapan bir NPC’yi vampirik ikna yeteneklerinizle kuytuya götürüp vakumladığınızda ise inanılmaz oranlarda tecrübe kazanıyorsunuz. Dikkat edin, NPC’lerin sağlık durumları da bu puanı etkiliyor. Bir doktor olarak onlara ilaç üretip, vererek tedavi etmek yine sizin elinizde.

İşte bu noktadan sonra fasülyenin faydasına geliyoruz. Oyunda NPC’lerden ayrı bir de bölge sistemi mevcut. Her bölge kendi içerisinde “bölgesel sağlık”a sahip ve bu ne kadar düşerse o bölge o kadar tehlikeli bir hal alıyor. Tehlike arttıkça o bölgedeki düşman sayısı ve gücü de yine katlanarak artıyor.

Peki bu bölgesel sağlık nasıl düşüyor veya artıyor? O bölgedeki herhangi bir NPC’nin ölümü (bahsettiğim gibi boşboğazlılığınız sonucu olabilir, görev tercihlerinizden dolayı olabilir yahut kanını emip bitirmiş olabilirsiniz) ve artan kayıp haberleri, insanlar arası endişeyi tetikleyip bölgenin sağlığını düşürebiliyor.

Hele o bölgenin kilit karakteri (her bölgede bir adet mevcut) ortadan kaybolursa… İşte olaylar o vakit gazete başlıkları olarak size gelmeye başlıyor.

Bir bölgede kimse ölmezse, o bölgedeki hasta insanlara ilaç dağıtırsanız ve karakterlerin bazı sorunlarını çözerseniz de, o bölgenin sağlığı artıyor.

Bunları niye anlatıyorum? Çünkü bilmenizi istiyorum ki, Vampyr zor bir oyun. Hele benim gibi kimseyi öldürmeden oyunu bitirmeye niyet ettiğiniz vakit elinizdeki oyun bir yerden sonra (tema olarak da benzemeleri hasebiyle) Bloodborne’a dönüşüyor. Yani bir Souls serisi zorluğuna varıyorsunuz.

Birilerini öldürdüğünüz vakit ise oyunda karşınıza çıkan düşman miktarı artacağı için angarya da artıyor lakin çok güçlü olduğunuz için oyun kolaylaşıyor.

Bu noktada vereceğiniz en vicdani karar, NPC’leri öldürüp öldürmeyeceğiniz değil, zira pek çoğu ölseler umursamayacağınız, temeli zayıf karakterlerden oluşuyor.

Misal ben oyun boyunca kimseyi öldürmedim. Lakin tercihlerim sonucu ölüme terkettiğim bir kaç kişi oldu. Bunların iki tanesi hariç oyundaki hiçbir karaktere acıyabileceğimi de düşünmüyorum. Başarım için kasıyor olmasaydım muhakkak fazladan tecrübe için uyuz olduğum bir kaçını arada götürürdüm.

O yüzden, her ne kadar Vampyr verdiğiniz kararların önem arzettiği bir oyun gibi tanıtılıyor olsa da, günün sonunda vermeniz gereken en önemli karar:” Oyunu kolay zorluk seviyesinde mi oynamak istiyorum, yoksa zor mu? ” oluyor.

Üzülerek belirtmek istiyorum ki, geliştirici Dontnod Entertainment çok çabalamış lakin karakterlere duygu verme işinde çok da başarılı olamamış. Bunda oyundaki karakter animasyonlarının 3-5 sene önce çıkmış oyunları andırmasının rolü oldukça büyük olduğu gibi, diyalogların içeriğinin çok dolgun olmaması da keza başka bir etmen. Bir önceki oyunları Life is Strange ile karakteri oyuncuya yansıtma olayını ucundan kıvırmayı başarmış olan firma, Vampyr ile geriye doğru bir adım atmış.

Vampyr çevikliği, örümcek hisleri

Oynanış ve dövüş mekaniklerine geldiğimiz vakit ise… Vampyr bize şimdiye kadar çıkmış oyunlardan farklı hiçbir şey sunmuyor. Hatta belli bir oyun serisini dibine kadar kopyaladığını bile söyleyebiliriz.

Yazıyı bu noktaya kadar okuduysanız zaten bu seriyi çoktan biliyorsunuz; Souls. Demon Souls ile başlayan ve Dark Souls ile devam edip, bugün devasa bir hayran kitlesine ulaşan serinin bu başarısı haliyle pek çok yapımcıyı da cezbediyor.

Bu cezbeye kapılanlar kervanımızın sonuncusu ise Vampyr oluyor. Vampyr oynanış, boss savaşları mekanikleri ve zorluk olarak inanılmaz bir şekilde PS4 için özel olarak çıkmış olan Bloodborne’u andırıyor.

Elbette sıfıra sıfır bir kopya değil. Vampyr’de Bloodborne’daki Boss savaşlarının kaotikliği yok mesela veyahut Vampyr’de ekipman olarak zırh ve takı kullanmıyoruz. Ama canımızı sınırlı sayıda bulunan ve dinlenme noktasında doldurabileceğimiz potlarla doldurabilmemiz, düşmanların döş mekaniklerini ezberleme zorunluluğu, çok çabuk tükenen stamina barı, iki vuruşluk cana sahip olmamız, stun lock sistemi, sürekli dodge ihtiyacı…

Yani savaşlarda karşılaştığımız arayüz dahi bir miktar andırıyor Souls serisini. Yine de yiğidi öldürüp, hakkını teslim etmek gerek. Vampyr, Souls serisinin bütün oyunlarından daha iyi bir netcode’a sahip. Kim nereye, nasıl, neden vurdu ekrana baktınız mı idrak edebiliyorsunuz. Souls serisinde zaman zaman yaşadığınız gibi, “Bossun baltasının ucunun kıyısı değdi galiba sanırsam” ile ölmüyorsunuz.

Ayrıca Souls serisinde pek çok cheesing metodu mevcut olmasına rağmen, Vampyr’de yok denecek kadar az mevcut. Bunu da Vampyr’in hanesine bir artı olarak yazabiliriz sanırım.

Vampyrin güzelliği

Vampyr uzaktan baktığınızda çok güzel gözüken bir oyun, tabiri caizse tam bir “konsol” oyunu. Malumunuz pek çok oyuncu konsolları kanepesinin rahatında, ekrana metrelerce uzaktan oynadığı için, konsol oyunlarının (PC ile karşılaştırıldığı vakit) zayıf doku çözünürlüğü veya baştan savma detaylar gibi eksiklikleri genelde göze batmıyor. Devasa exclusive yapımlar hariç bu bahsettiklerime neredeyse bütün konsol oyunlarında rastlamak mümkün.

Vampyr’de aynı yukarıda yaptığım tanımlamaya uyan yapımlardan, yalnız ortada şöyle bir sorun var. Ben bu oyunu PC üzerinden en son detay seviyesive sabit 60 kare saniye ile oynadım. Bana niye konsolda oyun oynuyormuşum gibi geldi?

Aslında cevap basit. Oyunun geliştiricisi Dontnod Entertainment şimdiye kadar tam olarak AAA klasmanında oyun geliştirip çıkarmış bir firma değil. AAA’ya en yaklaştıkları yapımları, vasat bir oyun olan, Remember Me. En başarılı yapımları ise pek çoğunuzun bildiği üzre Life is Strange.

Büyük ölçekli oyun geliştirme konusundaki az olan tecrübe, yine devasa oyunlara yetişmeyecek bir bütçeyle harmanlanınca karşınıza böyle yapımlar çıkabiliyor.

Yine de beni yanlış anlamayın, tepeyi zorlamasa dahi görsel olarak Vampyr size yaşatmak istediği o atmosferi, sisli ve puslu birinci dünya savaşı sonrası Britanyası, harika bir şekilde veriyor. Çevre, görsel tasarım, karakterlerin giyim kuşamı, yüz detayları oldukça başarılı.

Belirttiğim gibi, doku detayları yer yer zayıf kalmasa, düşman modellemelerinde bu kadar kolaya kaçılmasa, karakterlerin animasyonları, yüz detayları ve mimikleri bu kadar sırıtmasa… Bunlar da hallolsaymış, Vampyr görsel anlamda son döneme yakışan oyunlar arasında yerini alacakmış aslında.

Görseller, grafikler hususunda vasatın bir tırnak üzerinde performans sergilemesine rağmen, iş ses departmanına geldi mi Vampyr resmen şaha kalkıyor.

Oyunun müzikleri, ortam sesleri o kadar başarılı, kendinizi sanki gerçekten 1920 ‘nin İspanyol Gribiyle cebelleşen İngilteresinde gibi hissediyorsunuz. O keman soloları, ani giriş ve çıkışlar, gerilimli tınılar, sokaklarda köpek havlamaları, evlerden gelen bebek ağlamaları, birbirine karışan insan ve Skal çığlıkları…

Tek kelimeyle, mikemmel.

Tabi efektler, müzikler bu kadar güzel olunca bunu seslendirmenin de tamamlaması gerekiyor. Oyun o noktada da, görüp görebileceğiniz en iyisi olmasa da, oldukça başarılı bir performans sergiliyor.

Hele bazı seslendirme sanatçıları o kadar başarılı ki “bu dublaj bu karakter animasyonlarıyla harcanmasa kimbilir nasıl bir tecrübe yaşardım” demekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz.

Vampyr, zayıf noktalara sahip olsa da, bütüne bakıldığında elle tutulur olan görselliği ve harikulade ses işçiliğiyle oyunculara vaadettiği atmosferi yaşatmayı başarıyor.

Draculanın Elvedası

Vampyr kesinlikle ilgi çekici bir yapım. Orjinal bir konuyu, orjinal bir şekilde işlemeye çalışan cesur bir yapım. Lakin bir oyunu başarılı kılmak için bazen cesaretten fazlası da gerekiyor. Tecrübe, vizyon ve kaynak gibi etmenler.

Bunlar olmadığında ise elimize, tutkuyla geliştirildiği her halinden belli olan, pek çok yönden kendine has olmaya çalışan lakin bir şeyleri sürekli eksik yapıyormuş hissiyatı uyandıran bir oyun kalıyor. Geliştirici Dontnod Entertainment’i kafalarını Life is Strange’den kaldırıp, oldukça az oyuna sahip olan vampir-rpg’si türünde bir oyun geliştirmeye çabaladıklarını için takdir ediyorum.

Lakin geliştirici firmanın bu emeklerine rağmen, saatlerinizi gömdükten sonra, Vampyr’den aklınızda sadece güzel bir hikaye ve o kaotik 1920 İngilteresi atmosferi kalıyor.

Bu demek değil ki oynarken eğlenmedim. Kesinlikle eğlendim, güzel vakit geçirdim, oyunun fazla uzatılıp oyuncuyu sıkan bir sekansına yahut oyuna yakışmayacak abes bir göreve denk gelmedim. Beklentilerim baştan itibaren aşırı yüksek olmadığı için estetik açıdan dahi zevk aldım.

Belki de vampir-rpg türünün en iyisi diyebileceğimiz Vampire Masquarade Bloodlines’ı kısa süre önce yeniden oynadığım için Vampyr bir miktar yavan geldi bilemeyeceğim.

Yine de, her türlü eksiğine rağmen, vampirlerle alakalı oyun oynamak isteyen, güzel bir hikayeye hayır demeyecek olan ve Season Pass’siz Micro ödemesiz tek kişilik oyun tecrübesi yaşamak isteyen herkese Vampyr’i öneriyorum. Yılın oyunu olmayabilir, piyasaya çıkmış en iyi vampir oyunu da olmayabilir ama tutkuyla geliştirilmiş olduğu belli bir yapım olarak, şans verilmeyi hak ediyor.

Harika!
Harika! Bayıldım Asfdsaf:D Şoktayım! Yapma Bunu! Bu Ne Şimdi!
231
Bu yazıyı paylaş :
Genel Ortalama 77

“Evime hoşgeldiniz. Kendi rızanızla girin içeri. Ve getirdiklerinizden bir tutam mutluluk bırakın” Bram Stoker – Dracula Vampir deyince akla ilk gelen eserle başlıyorum sözlerime, Kulak verin şuan dudaklarımdan döküleceklere, Üç beş geliştiriciye belki ibret belki ders olsun diye, Girişiyorum uzun ve zorlu bir incelemeye Londra’nın sisli ve puslu ara sokakları… Zaman; insanlığın belki de en ..

Sonuç OFD: 77.0% 77 İyi
7.0 70 68 6 8.0
Vampyr, vampir oyunları arasında başarılı ama kusurlu bir yapım. Yine de tüm noksanlıklarına rağmen, kendini siz oyunculara sevdirmek için bir şansı hak ediyor.

Bu oyunu bizlere temin eden http://www.playstore.com ’a en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Benzer Yazılar

Door Kickers: Action Squad İnceleme

Door Kickers: Action Squad İnceleme


OFD: 80.0%

Door Kickers: Action Squad İnceleme

OFD: 80.0%

Door Kickers 2'yi beklerken gelen Door Kickers: Action Squad eğlenceli saatler vaat ediyor. İncelememiz huzurlarınızda. Asker, polis, jandarma ve bu kuvvetlere bağlı özel harekat dairelerinde görevli yiğitler canlarını hiçe sayarak nelerle uğraşıyorlar... Uzaktan haberleri izlemek, okumak ile...

Red Dead Redemption 2’nin Multiplayer Modu Açığa Çıktı!

Red Dead Redemption 2'nin Multiplayer Modu Açığa Çıktı!


Red Dead Redemption 2'nin Multiplayer Modu Açığa Çıktı!

Red Dead Redemption 2'nin multiplayer modu 'Red Dead Online' hakkında ilk bilgiler verildi. Yılın en çok beklenen oyunlarından olan Red Dead Redemption 2 için artık son bir aya doğru yaklaşıyoruz. Oyunun hikaye modu hakkında elimizde pek çok bilgi bulunuyordu ve Ağustos'un ikinci haftasında...

Shadow of the Tomb Raider İnceleme

Shadow of the Tomb Raider İnceleme


OFD: 80.0%

Shadow of the Tomb Raider İnceleme

OFD: 80.0%

Lara Croft ile yeni bir maceraya sürüklendiğimiz Shadow of the Tomb Raider'ı oynadık, bitirdik, yazdık. Biliyorsunuz konsollar aksiyon macera oyunlarını kendine çekti. Bu türün ana üssü artık konsollar. Öyle ki PC'de bile gamepad'ler olmadan tadları çıkmıyor. İşaret etmek istediğim nokta...

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir