The Spectrum Retreat İnceleme

The Spectrum Retreat İnceleme

The Penrose Oteli’ne hoşgeldiniz, lütfen tatilinizin tadını çıkarın(!)

Bundan iki yıl önce Dan Smith isimli 18 yaşında bir genç, geliştirdiği oyun prototipi sayesinde Genç Oyun Tasarımcıları kategorisinde BAFTA Ödülü kazanmayı başarmıştı. “Spectrum” adını verdiği bulmaca tarzındaki oyun projesi ödülü kazanmasını sağlamıştı. Bu başarının ardından Ripstone isimli yayıncı şirket, genç Dan Smith’e yardım elini uzattı ve projesinin tam donanımlı bir oyun olması için özverili bir çalışma başlamış oldu. Geçen iki yılın ardından da bu bulmaca tabanlı oyun projesi “The Spectrum Retreat” adı altında çıkışını gerçekleştirdi.

The Spectrum Retreat bulmaca tarzında bir FPS oyunu olarak karşımıza çıkıyor. Evet, başarı elde etmesi ve beğeni kazanması oldukça zor bir tür. Bu türün ismi anıldığında akla gelen ilk isimlerden olan Portal’a da çeşitli yönlerden benziyor. Oyunumuz Penrose Oteli denilen bir yerde geçiyor. Burada neden olduğumuza veya nasıl geldiğimize dair hiçbir bilgimiz yok. (Çok klişe bir senaryo, değil mi?) Kısa süre sonra kapımız çalınıyor ve karşımıza otel görevlisi bir Android çıkıyor. Anlayacağınız üzere çok da uzak olmayan bir gelecek tasarımı The Spectrum Retreat’te karşımıza çıkıyor. Ardından telefon benzeri cihazımız aracılığıyla “Cooper” isimli bir kadın bize ulaşıyor ve çeşitli bilgiler veriyor. Ardından burada zorla tutulduğumuzu belirtip kaçmamız için yardımcı olacağını belirtiyor. Böylelikle de renk tabanlı bulmacalar arasında geçecek serüvenimiz yavaştan başlamış oluyor.

Penrose Oteli’nin her katında ve çeşitli bölgelerinde şifreli kapılar bulunuyor. Şifreyi bulup bu kapıları açtıktan sonra oyunun bulmaca işleyişi devreye giriyor. Bulmaca kısımlarında yukarıda bahsettiğimiz yardımcımız Cooper devreden çıkıyor. Sebep olarak da bulmaca bölgelerinde bizimle iletişim kuramadığını belirtiyor. Yani bulmaca anlarında tamamen bir başınıza hareket etmeniz gerek. Bulmaca sistemimiz karışık görünebilecek ama temelinde oldukça basit işleyiş barındıran bir yapıya sahip. Bulmacaların renk tabanlı olduğunu söylemiştik. Elimizdeki telefon sayesinde çevremizdeki nesnelerin renklerini soğurabiliyor ve başka nesnelere aktarabiliyoruz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var: soğurduğumuz renk ve hedefimizdeki nesnenin rengi. Tek seferde sadece bir renk soğurabiliyoruz ve bunu da farklı renge sahip nesneler üzerinde kullanabiliyoruz. Oyundaki bulmacaları zorlaştıran nokta da zaten bu. İlk bulmacalarınız kolay kolay ilerlerken bir süre sonra işler oldukça karmaşık bir hal alıyor.

Bulmacaları tamamladıkça Penrose Oteli’nden kurtulmaya daha da yaklaşıyor ve hatta geçmişi de anımsamaya başlıyoruz. Böylelikle ne oldu ne bitti de bu kasvetli otele düştük yavaştan öğreniyoruz. Oyundaki hikayemiz de sallantılarına rağmen bu şekilde ilgi çekici bir hal alarak şekilleniyor. İlerledikçe oyundaki diğer oynanış mekaniklerine de tanık oluyoruz. Renklere dayalı olarak ışınlanma, belirli duvar ve tavanlarda yürüme imkanları da karşımıza çıkıyor. Aslında imkan dediğime bakmayın, ilerleyen bulmacalarda bu mekanikleri kullanmak bir zorunluluk desek yanlış olmaz. Zira bulmayacayı tamamlamak için bunlardan yararlanmak zorundasınız. İlk başlarda sadece renk değiştirerek oyunda ilerleyeceğimi sanmıştım, ancak tırmanma ve ışınlanma gibi imkanların da eklenmesiyle oynanışın tekrara düşeceği yönündeki korkum belli oranda giderildi.

The Spectrum Retreat bulmaca oyunlarının en büyük korkusu olan tekrara düşme tehlikesini genel anlamda savuşturuyor. Elbette bulmacalarda yaptıklarınız kimi zaman tekrara düşüyormuş gibi görünebilir. Ancak her bölümün kendi içinde farklı bir çözüme sahip olması ve gerçekten mücadele gerektirmesi size gerçek bir tekdüze hissi geçmesini engelliyor. Bir yandan da hikayeyi destekleyen içeriklere kavuşmak konsantrasyonunuzu üst düzeyde tutuyor. Yani oynanış birkaç basit mekanikle sınırlı tutulmuş olsa da her bölümün dolgusu ve kurgusu sizi sıkacak bir tecrübe oluşturmanın önüne geçiyor.

The Spectrum Retreat’in en sevdiğim yanlarından biri de otelden kaçış yolumuzu inşa ederken sergilediğimiz “doğal görünme çabası” oldu. Her gece yatağımıza dönüyor, sabahında gene bir Android tarafından uyandırılıyor ve kahvaltıya gidiyoruz. Yani kimse kaçış planımızdan haberdar olmasın diye günlük rutinimizi aksatmamaya çalışıyoruz. Tabi bir noktadan sonra aynı şeyleri tekrarlayıp durmak biraz can sıkıcı olabiliyor. Ancak oyun bazı anlarda size bu monoton sahneleri geçme fırsatı veriyor. Ayrıca siz kaçış planı güllük gülistanlık devam ediyor sanarken bazı robotların sizi adeta izliyormuş ve bir şeylerden haberdarmış gibi davranmaları oyunun kasvetli ortamını pekiştiriyor. Tabi araya sıkıştırılan birkaç “korkudan zıplatan” sahnenin de oyunda bulunduğunu belirtmeden geçmeyelim. The Spectrum Retreat herhangi bir gereksiz çaba harcamadan “iç daraltıcı” bir kapalı ortam atmosferi oluşturmayı başarıyor.

The Spectrum Retreat’in görsel tasarımları belli oranda Portal serisini hatırlatıyor. Yani Portal’ın görsel tarzı sizi memnun ettiyse muhtemelen bu oyun da size hitap edecektir. Ayrıca robotların yüzsüz, takım elbiseli ve ince tasarımları da biraz Slenderman’i andırmadı değil. Minimalizm ve maksimalizm arasında gidip gelen çevre ve oda tasarımlarını beğendiğimi söylemeliyim. Kısacası The Spectrum Retreat’in görsel vaatleri bağımsız bir bulmaca oyununa göre gayet başarılı. İşitsel anlamda ise özellikle arkada çalan müzikleri çok beğendiğimi söylemeliyim. Sahnenin etkileyici yapısını ve dramasını artırma konusunda çok başarılı olmuşlar. İşitsel tecrübenin sevmediğim yanı ise konuşmalar oldu. Zaten bu konuşma anlarının çok büyük bir kısmını bize yardım eden Cooper oluşturuyor ve onun bile sesini fazlasıyla duyamıyoruz. Ayrıca duyduklarımızın da çoğu kez aynı şeyleri tekrarlayıp durması beni rahatsız etti. Oyuna bir eksimi bu noktadan veriyorum. Bir diğer eksi ise hikayedeki işlenişin kısa oyun süresine rağmen bazı noktalarda adeta unutulması. Açıkçası ilgi çekici olmayı başaran bir hikaye anlatımının daha yoğun bir şekilde devam etmesini beklerdim. Yani hikaye genel olarak beğenimi kazansa da çeşitli anlarda ağzımda ekşi bir tat bıraktı.

The Spectrum Retreat, zorlu bir alan olan bulmaca türünde bağımsız bir yapım olarak oldukça güzel iş başarıyor. Basit yapısına rağmen zorlu ve eğlenceli bulmacalar sunması, bunu ortalama üstü bir hikaye anlatımıyla harmanlaması ve kasvetli bir otel ortamı yaratması oyunun dikkat çeken kuvvetli yönleri. Hikaye anlatımının kimi kesitlerde sığ kalması ve sıkıntılı konuşma içerikleri oyunun zayıf olarak gösterebileceğim noktaları arasında yer alıyor. Ancak bağımsız yapım kategorisindeki bir bulmaca oyunu için The Spectrum Retreat kesinlikle başarıyı yakalıyor. Oynayış tarzınıza ve bulmaca hızınıza göre ortalama 6 saatlik bir oynanış süresi vaat eden oyunu bulmaca türünden hoşlanan veya yeni şeyler denemek isteyen oyunculara tavsiye ediyoruz.

Harika!
Harika! Bayıldım Asfdsaf:D Şoktayım! Yapma Bunu! Bu Ne Şimdi!
4
Bu yazıyı paylaş :
Genel Ortalama 75

The Penrose Oteli’ne hoşgeldiniz, lütfen tatilinizin tadını çıkarın(!) Bundan iki yıl önce Dan Smith isimli 18 yaşında bir genç, geliştirdiği oyun prototipi sayesinde Genç Oyun Tasarımcıları kategorisinde BAFTA Ödülü kazanmayı başarmıştı. “Spectrum” adını verdiği bulmaca tarzındaki oyun projesi ödülü kazanmasını sağlamıştı. Bu başarının ardından Ripstone isimli yayıncı şirket, genç Dan Smith’e yardım elini uzattı ve ..

Sonuç OFD: 75.0% 75 İyi
- - - - -
The Spectrum Retreat, zorlu bir alan olan bulmaca türünde bağımsız bir yapım olarak oldukça güzel iş başarıyor. Basit yapısına rağmen zorlu ve eğlenceli bulmacalar sunması, bunu ortalama üstü bir hikaye anlatımıyla harmanlaması ve kasvetli bir otel ortamı yaratması oyunun dikkat çeken kuvvetli yönleri. Hikaye anlatımının kimi kesitlerde sığ kalması ve sıkıntılı konuşma içerikleri oyunun zayıf olarak gösterebileceğim noktaları arasında yer alıyor. Ancak bağımsız yapım kategorisindeki bir bulmaca oyunu için The Spectrum Retreat kesinlikle başarıyı yakalıyor. Bulmaca türünden hoşlanan veya yeni şeyler denemek isteyen oyunculara tavsiye ediyoruz.

Benzer Yazılar

Battlefield V İnceleme

Battlefield V İnceleme


OFD: 85.0%

Battlefield V İnceleme

OFD: 85.0%

Battlefield V'i çıkışından önce uzun uzun test ederek sizler için inceledik. EA ve DICE birlikteliği Battlefield 1 ile muazzam bir atılım yapmış, oyuncuların severek ve överek oynayacakları bir eser ortaya koymuştu. Benim bu eserle ne kadar ilgilendiğimi yakın takipçiler bilirler. Bu başarının...

Battlefield V İnceleme (Yolda)

Battlefield V İnceleme (Yolda)


Battlefield V İnceleme (Yolda)

Yılın beklenen son oyunlarından birisi de Battlefield V. İnceleme geliyor, yolda. İkinci Cihan Harbi'nin bu zamana kadar oyunlarda işlenmemiş, başka platformlarda da pek dillendirilmemiş vakalarını senaryo kısmında işleyen Battlefield V bu cephede gerçekten başarılı. Multiplayer cephesinde ise...

Call of Cthulhu İncelemesi

Call of Cthulhu İncelemesi


OFD: 58.0%

Call of Cthulhu İncelemesi

OFD: 58.0%

Kall of Kıthı… kuthu… kıthuul… tamam tamam, telaffuzu şu şekil: k’hloulhluu H.P Lovecraft pek çok kitap kurdunun gönlünde, bilinmeyenin korkusu ile, yer edinmiş bir yazar. Ömrü boyunca kaleme aldıkları, hangi dile çevrilirse çevrilsin, dünyanın dört bir yanından korku ve gerilim eserlerini...

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir