Smoke and Sacrifice Ön İnceleme

Smoke and Sacrifice Ön İnceleme

Don’t Starve sevdalıları, yeni ilacınız geldi!

Nasıl başlık, acayip clickbait duruyor değil mi? Yani bende böyle bir başlık görsem, “ulan popüler bir oyun serisi var ortada, üzerinden nemalanmaya çalışıyorlar” diye düşünebilirdim.

Merak etmeyin ama, Oyunfest’te öyle şeyler olmaz. Tık almak için forum dedikodularını sızıntı diye paylaşmaz, cospilav galerisi yapıp duygusal yönlerinizle oynamayız.

Burada da, Don’t Starve’ın adı geçtiyse, emin olun içeriğimiz kesinlikle onunla alakalıdır.

Hayatta kaldım, hayatta kaldı, hayatta kalıyolla

Hep diyorum, her zaman da diyeceğim; survival (hayatta kalma) oyunları pıtırcık gibi çoğalmaya devam ediyor. “Ya survival’ın modası geçti, artık her taraf Battlerogd….” şşşşşhhh…

Battleroyale’ler nereden doğdu bebitom, survival oyunlarından. İlk Battle Royale denemesi, bir nevi hayatta kalma oyunu olarak nitelendirebileceğimiz, Minecraft’ın bağrından kopup geldi. Daha sonraları Arma 2’nin Dayz Modu üzerinden denemeler gerçekleşti. Hatta ve hatta bugün hepimizin adını az buz bildiği meşhur “Player Unknown”, Dayz için çıkardığı Battle Royale moduyla, Battle Royale’i  janra olarak oyun literatürüne kazandıran kişidir. Günün sonunda Battle Royale’lerin işleyişine baktığınızda, bu yapımlar da zaman sınırına sahip bir çeşit survival (hayatta kalma) oyunu olarak nitelendirilebilir.

Bu survival’lar Hindistan nüfusu gibi önü alınamaz bir şekilde böyle çoğalırken, oyuncuların birbirinin aynı 3 boyutlu saçmalıkları yutmadığı bir zaman geldi çattı. Niteliksiz ve basiretsiz geliştiriciler de işin kaymağı tabi. İşte tam da bu noktada devreye Don’t Starve ve türevi oyunlar girdi.

Ne demek Don’t Starve ve türevi oyunlar? Oyunun 2D-3D olmasını mı kastediyorum? Hayır. Değinmek istediğim nokta, oyunun ruhu olması. Belli bir amaç, belli bir sanatsal vizyon eşliğinde geliştiriliyor olması.

Don’t Starve, Flame in the Flood, Starbound, ECO ve hatta Subnautica gibi; bu türün de biraz çeşitlilik ve vizyon ile güzel işlere sahne olabileceğini gösteren yapımlar ortaya çıktı.

İşte bugün, onlara bir yenisinin eklendiğini sizlere duyurmak için buradayım. Bu girişi yaparken de yukarıdakiler arasından en çok Don’t Starve’a özendiği ve onu örnek aldığı belli bir yapıma ilk bakışımızı atıyoruz: Smoke and Sacrifice

Şimdi seykrifays filan, ortada bir kurban mevzuu mu var abicim?

Var, hemide ciddi bir kurban mevzusu var. Smoke and Sacrifice Post-Apokaliptik bir dünyada geçiyor. İnsanlar ilkel sayabileceğimiz, hayvancılık, tarım ve takasa dayalı bir hayat idame ettirmekteler. Bütün bunları yapabiliyor olmalarının yegane sebebi ise “Güneş Ağacı”. Kutsal bir varlık olan, kendi tapınağına, rahiplerine ve diyar üzerinde uzantılara sahip olan bu sözde ağaç, aslında bir çeşit avize. Böyle kocaman ampüller ile güneş ışığına yakın bir ışığı bulunduğumuz köye ve çevresine yayan bu ağaç bizleri hem soğuğa hem de yalnızca karanlıkta yaşayabilen bir çeşit ayı türüne karşı koruyor.

E tabi, Post-Apokaliptik bir dünyada bu kadar büyük bir nimetin muhakkak bedeli olmalı değilmi? Hepimiz az buz Mad Max, Eli’nin Kitabı izlemişizdir. Smoke and Sacrifice’ın dünyasında ise bu bedel, belli bir zaman aralığında doğan ilk bebeğin ağaca kurban edilmesi. Kurban edilmek derken, ampül ve metal parçalarından mürekkep bir ağaç çocuğu yemiyor tabi. Ağacın tapınağı olarak adlandırılan yerde, bir tür ışınlama cihazıyla bebek ağacın yanına gönderiliyor. Yada başta bizlere o şekilde lanse ediliyor.

Bizler hikayemize, köyün en son yenidoğan bebeğinin annesi Sachi olarak başlıyoruz. Ağır bir yükümüz var, doğduğu vakit ismini koyduğumuz, gözlerinin içine bakıp ninniler söylediğimiz yavrumuzu o gün, çoğunluğun iyiliği için kurban etmeye götürmek zorundayız.

İnanılmaz duygusal diyemeceyeceğim (oyunun görsel tarzı o kadarını yansıtmaya müsait değil) bir takım sahnelerden sonra kurban etme işlemi tamamlanıyor ve hüzünlü, gözü yaşlı bir şekilde evimize dönüyoruz.

Ertesi gün, güneş ağacının yakıcı ışığının altında tarla sürerken birden ışıkların zayıfladığını farkediyoruz. Derken ağacın uzantıları bir bir patlamaya, ağacın kendisi ise yavaş yavaş sönmeye başlıyor.

Bahsettiğim gece ayılarının da saldırmasıyla tam bir keşmekeşe dönen köyde yolumuzu buluyor ve tapınağa rahipleri kontrol etmeye gidiyoruz.

Neysem, burada bir takım olaylar cereyan ediyor, bebeğimizin kurban edildiği aletin önüne bizde geçiyoruz ve BOM!

Birden kendimizi esrarengiz bir yeraltı dünyasında buluyoruz. Burada belki gece ayıları yok, ama aynı Don’t Starve’daki gibi gece vaktinin kendisi bize düşman.

Herhangi bir ışık kaynağı olmadan dolaşamadığımız gibi, gece saatlerinde, gündüz sakin olan yaratıklar da saldırgan tavırlar sergiliyorlar. Hayatta kalmak için sürekli ışık kaynağına, silahlara, bunları üretebilmek için çeşitli araçlara, bu araçları yapabilmek içinde gereken malzemeleri doğadan toplamaya ihtiyacımız var.

Bütün bunları yaparken bu yeraltı dünyasında yaşayan bir grup insanla karşılacak, yeni tarifler ve üretme metodları öğrenecek, envai çeşit hayvanat ve nebatat ile karşılaşacak, hatta o çok güvendiğimiz güneş ağacı rahiplerinin bu yeraltı insanlarının önde gelenlerinden olduğunu öğreneceğiz.

Oyun bu noktada, akan ve devam etmek “zorunda” olduğumuz hikayesiyle kendini Don’t Starve’dan ayırsa da; craft sistemi, gece gündüz döngüsü, etrafta sizden bağımsız bir şekilde varlığını sürdüren (hatta üreyip çoğalan, ki bu konuda detaya girmek istemiyorum) doğal yapı, eşya sistemi, savaş mekanikleri ve görsel tarzıyla “beni Don’t Starve’dan esinlendileeeer” diye bağırıyor.

Peki bu kötü bir şey mi? Göreceli diyebiliriz. Oyunun oldukça eksantrik ve devamını merak etmenizi sağlayan bir ana hikayesi mevcut. Sürekli, hatta Don’t Starve’dan daha ağır bir biçimde, hayatta kalma etmenleriyle başa çıkmaya çalışmak bu hikayenin sürükleyici yapısını öldürüyor.

Öte yandan, Don’t Starve’dan daha ağır diyebileceğim hayatta kalma mekanikleri, envanter kontrolü ve acımasız doğa koşulları; hayatta kalma oyunlarını, hayatta kalmak için oynamayı seven kitleye inanılmaz bir deneyim sunabiliyor.

Smoke and Sacrifice’ı oynamayı düşünüyorsanız, kendinize sormanız gereken soru da işte burada karşınıza çıkıyor. Bu iki seçenekten sadece birini seçen bir oyuncu musunuz? Yoksa ikisinin ortasını bulan, tempolu bir hayatta kalma oyununa varım mı diyorsunuz?

Bunu kendinize sorduğunuz vakit, ben ikinci seçeneği tecrübe etmeye hazırım diyorsanız, o vakit Smoke and Sacrifice kesinlikle değerlendirmeniz gereken bir yapım.

Hayatta kalma oyunlarını seviyor, keşke bu oyunların içerisinde biraz da hikayeye önem verilse diyor ve yepyeni bir tecrübe arıyorsanız, Smoke and Sacrifice’ı sizlere tavsiye ediyorum.

Harika!
Harika! Bayıldım Asfdsaf:D Şoktayım! Yapma Bunu! Bu Ne Şimdi!
21
Bu yazıyı paylaş :

Benzer Yazılar

Playstore Yeni İndirim Kampanyalarını Duyurdu

Playstore Yeni İndirim Kampanyalarını Duyurdu


Playstore Yeni İndirim Kampanyalarını Duyurdu

Playstore, geniş oyun yelpazesindeki bazı ürün ve serilerin indirime girdi. Bayram, Dünya Kupası ve okulların kapanışı gibi hususlarda oyuncuları unutmayan Playstore, üç yeni kampanya duyurdu. Peki hangi oyunlarda indirimler mevcut? Football Manager Kampanyası ile Football Manager 2018 ve...

Bethesda E3’ü Yıktı Geçti… Mi?

Bethesda E3'ü Yıktı Geçti... Mi?


Bethesda E3'ü Yıktı Geçti... Mi?

Bekledik, bekledik ve daha çok bekledik. Sonunda oyun dünyasının -tabiri caizse- kalbinin attığı etkinlik olan Electronic Entertainment Expo, yani E3, başladı. Her sene olduğu gibi, devasa şirketler, bu sene de eteklerindeki taşları dökmek için oradalar. Bunların arasından belki de en çok ilgi...

Days Gone’ın Çıkış Tarihi Belli Oldu

Days Gone'ın Çıkış Tarihi Belli Oldu


Days Gone'ın Çıkış Tarihi Belli Oldu

PlayStation 4'e özel olarak piyasaya çıkacak olan Days Gone için resmi çıkış tarihi yayınlanan bir fragman beraberinde duyuruldu. SIE Bend Studio tarafından geliştirilen Days Gone, PlayStation 4 kullanıcılarının merakla beklediği yapımlar arasında yer alıyor. İlk olarak E3 2016'da sürpriz bir...

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir