Red Dead Redemption 2 İnceleme

Red Dead Redemption 2 İnceleme

Ben evinden uzak yalnız bir kovboyum…

Savaşmamız gerekirse, savaşırız. Kaçmamız gerekirse, kaçarız. Ölmemiz gerekirse, ölürüz. Ancak ne olursa olsun, her zaman özgür kalacağız. Bizler, artık istenmediğimiz bir dünyanın haydutlarıyız. Peşimizdeler, çünkü korktukları ne varsa biz onun vücut bulmuş haliyiz!”

Rockstar Games’in 2010 yılında piyasaya sürdüğü Vahşi Batı temalı Red Dead Redemption oyun dünyasının baş yapıtlarından biri olmayı başarmıştı. Ardından gelen her yıl, bir devam oyunu görebileceğimiz umuduyla Rockstar Games’ten haber bekledik. Ve bundan iki yıl önce de hepimizin kalp atışlarını hızlandıran o duyuruyu gördük. İlk oyunun on iki yıl öncesini konu alacağı açıklanan Red Dead Redemption 2, bizler için John Marston’ın, hem de Van der Linde çetesinin kökenlerini keşfetme anlamına geliyordu. 26 Ekim’de ise büyük merak sona erdi ve Vahşi Batı’nın engin topraklarını tekrardan atımızla arşınlamaya başladık.

Serinin hikayesi hakkında çok detaya girerek sürpriz bozanlık yapmak istemiyorum ancak Red Dead Redemption 2’de eğer Van der Linde ile devam edilecekse en iyi seçimin geçmişe gitmek olduğu konusunda şüphemiz yoktu. Oyunun başladığı 1899 yılında ise Vahşi Batı’nın o bilindik kovboy ve silahşör yaşamında yavaştan sona geliniyor. Amerika’nın bir kanun devleti olma yolunda adımlar atması sebebiyle birkaç çete haricinde tüm haydutluk girişimleri imha edilmiştir. Geriye kalan birkaç çeteden olan Van der Linde ise sürgün bir hayat sürerek hem kanunlardan hem de diğer çetelerden uzak durmaya çalışmaktadır. Ancak işleri hiç kolay değildir, bir yandan kanun görevlileri, bir yandan en büyük düşmanları O’Driscoll çetesi derken Van der Linde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Oyuna ilk başladığımızda Van der Linde’yi ağır Kış şartları altında bir nevi göç ederken görüyoruz. Eskiden yaşadıkları Blackwater Kasabası’ndan başarısız bir soygun girişimi nedeniyle ayrılmak zorunda kalan ekip neyi var neyi yok yanına alıp karlı dağlara doğru yola düşüyor. Ancak çetenin durumu zaten içler acısı olduğu için yolda kayıplar veriliyor ve insanları umutsuzluk kaplıyor. Çetenin birkaç sağlam kalan üyesinden biri olarak size düşen de başta erzak ve barınma olmak üzere tüm ihtiyaçların karşılanmasına yardım etmek, hatta önderlik etmek.

Biraz karakterimiz Arthur Morgan’dan bahsedelim. Ailesi olarak gördüğü Van der Linde dışında tamamen yalnız kovboyu oynayan birisi Arthur. Çetenin önderi Dutch tarafından yetiştirilen karakterimiz yetenekli bir silahşör ve Vahşi Batı uzmanı olmasının dışında görece mantıklı bir insan. Aynı zamanda Dutch’ın sağ kolu diyebiliriz. Ayrıca klasik kovboy karakterlerinden farklı bir çizgide ilerleyen Arthur için bağlama biraz aykırı da denilebilir. İlk oyundaki karakterimiz John Marston’dan ise pek haz etmediğini hemen belirtelim. Sebebi de John’un çeteyi arkasında bırakarak bir yıl boyunca gözlerden uzak kalması. Ancak çete söz konusu olduğunda bu ikiliyi gene birlikte iş yaparken görebiliyoruz. Ayrıca ilk oyundan tanıdığımız karakterler Dutch ve John Marston ile sınırlı değil. Bill Williamson, John’un karısı Abigail ve Uncle gibi pek çok tanıdık yüzü oyun boyunca görüyoruz.

Red Dead Redemption 2’nin ana hikayesi bölümlere ayrılmış durumda ve ilk görevleriniz genellikle oyun dünyasını ve faaliyetleri tanıtmaya yönelik oluyor. Avlanma, soygun yapma, yeni at alma, O’Driscoll çetesine karşı mücadele vermek gibi bir silahşörün yapabileceği, yapması gereken her şeyi yapabiliyoruz. Tüm bu farklı faaliyetleri gerçekleştirmek için farklı oynanış sistemleri ve tuş kullanımları gerekiyor, ki bu noktada ana hikayemiz başlarda bir nevi tutorial görevi görüyor. Ayrıca oyun boyunca ne yapmanız gerektiğine dair bir çok kez bilgilendirme kutularını göreceğinizi belirteyim. İlk başlarda tüm oyuna hakim olmak karmaşık hatta sinir bozucu görünebilir ancak biraz vakit geçirdikten sonra parçalar sıkıntısız bir şekilde yerine oturuyor.

Çetemizin sefil bir halde olduğunu yukarıda belirtmiştik. Yapacağınız ana görevler, yan görevler ve diğer faaliyetler sayesinde hem para hem de çeşitli şeyler (mühimmat, erzak, ilaç…) elde ediyorsunuz. Bunları tamamen kendinize harcamanız beklenmiyor, zira sorumlu olduğunuz bir çete mevcut. Çetemizin kampına giderek para, erzak ve mühimmat başta olmak üzere sahip olduğunuz şeylerden bağış yapabiliyorsunuz. Bağışladığınız para ile kampta çeşitli iyileştirmeler yaparak ihtiyaçları karşılayabilirsiniz, aynı zamanda çetenin size duyduğu sevgi de doğal olarak yükseliyor. Bağış defterinden ise kimin ne kadar para bağışladığını öğrenebiliriz. Tabi Arthur Morgan’ın yüzlerce dolarla para babası rolünü üstlendiği kayıtlarda diğer çete üyeleri birkaç dolarcık hatta ‘centler’ ile yetinecekler.

Kamp bölgesi sadece bağış yapıp gideceğiniz bir yer değil. Tüm çetenin bulunduğu kampta kişisel olarak tıraş olabilir, kıyafet değiştirebilir ve uyuyup zaman dilimini değiştirebilirsiniz. Bunlar dışında ise yemek yiyip bir şeyler içebilir, kamptaki atlara göz atabilir veya diğer çete üyeleriyle etkileşime geçip Domino ve el üstünde bıçak gibi oyunlar oynayabilirsiniz. Ayrıca kampta bulunan üyelerle iletişime geçerken diğer tüm etkileşimlerde olduğu gibi iyi davranma veya laf atma gibi seçenekleriniz var. İlaveten oyunun multiplayer modu çıkış yaptığı zaman kamp sisteminin alacağı hal beni fazlasıyla heyecanlandırıyor.

Bir üst paragrafta konuşurken farklı seçeneklerimiz olduğunu söyledim. Bunu hemen açıklayayım. Oyunda bulunan tüm canlılarla iletişime geçmeniz mümkün. Kamp üyeleri, düşmanlar, kasaba sakinleri, atınız ve hatta diğer hayvanlar. Örneğin atınızla giderken yanınızdan geçen bir at arabası gördünüz. Bir beyefendi gibi selam vermek, durması için onu uyarmak hatta laf atmak mümkün. Selamlarınız her zaman karşılık bulmadığı gibi attığınız laflarda her zaman umursanmıyor. Tabi buranın Vahşi Batı olduğunu da hatırlatalım. Birinin üzerine fazla gidecek olursanız silahını çekmesi veya sizi yumruklaması muhtemel. Ayrıca evcilleştirilmemiş bir atı severek sakinleştirmeniz veya size şüpheyle havlayan bir köpeği severek dost olmanız mümkün. Tabi aksini yapacak olursanız at tepmesine veya köpek saldırısına hazır olun.

Oyunda yapabileceğimiz faaliyetlere biraz detaylı değinmek istiyorum ve buna da fazlasıyla hoşuma giden avcılık ile başlayacağım. Oyun dünyasında aklınıza gelebilecek pek çok hayvan -200’e yakın olduğunu belirtelim- mevcut ve boş boş dolansınlar diye orada değiller. Hayvanları avlayarak derisinden, etinden veya uzuvlarından yararlanabiliyorsunuz. Avlama aşamasında ise silah seçimi oldukça önemli. Örneğin tavşan gibi ufak hayvanları avlarken tüfek kullanmak büyük bir hata olacaktır. Zira böyle yaptığınızda hayvanı berbat ettiğiniz için kalitesi düşüyor, satacak olursanız da alacağınız parayı etkiliyor. Avladığınız hayvanları hiç dokunmadan doğrudan kampa götürmek de bir başka olasılık. Tabi kampa dönerken elinizi çabuk tutmanız lazım. Zamanla hayvanın kalitesi düşüp eti çürümeye başlıyor.

Avlanırken silah seçiminin öneminden bahsetmiştik ve şimdi bunu biraz açalım. Tüfekten altıpatlara, ok-yay ikilesinden fırlatma bıçaklarına kadar oyunda pek çok silah mevcut ve söz konusu av olunca seçimler önemli. Yukarıda tavşan örneğini versek de oyun dünyasında sadece ufak hayvanlar yok. Ormanlarda gezinirken bir ayı ile karşılaşmanız da ihtimal dahilinde. Ayıya karşı elbette ki tüfek kullanmanız gerekecek. Aksi halde sizin mermileriniz veya oklarınız ayının kalın postuna takılıp kalacak ve Hugh Glass’tan bile daha beter bir saldırıya uğrayacaksınız. Ayrıca oyunda bulunan efsanevi hayvanları avlayarak o hayvandan benzersiz parçalar edinmeniz de mümkün. Tabi bu efsanevi hayvanları hem bulmak hem de öldürmek tahmin edeceğiniz üzere biraz daha zor olacak.

Red Dead Redemption 2’nin en sevdiğim, ancak bazıları tarafından eleştirilen yanlarından biri de gerçekçi yapısı. Karakterimizin yaşamsal özellikleri can (Health), dayanıklılık (Stamina) ve nişancı (Dead Eye) olmak üzere üç farklı bar şeklinde karşımıza çıkıyor. Her bir bar da ‘core’ olarak adlandırılan unsurla destekleniyor. Core sisteminin nasıl çalıştığını bir örnek vererek anlatalım. Örneğin canınız düşükse zaman içerisinde bu kendiliğinden yenileniyor. Ancak bu yenilenme hızı doğrudan canınızın core unsuru ile alakalı. Aynı durum dayanıklılık için de geçerli. Core’dan bağımsız olarak barlarınızı tazelemek içinse beslenmeniz veya ilaçlar kullanmanız gerekiyor. Ayrıca çok yiyecek olursanız karakterinizi kilo alıp özelliklerinde değişmeler yaşanacaktır. Aynı durum zayıf kaldığınızda da geçerli.

Oyunun gerçekçi yanına değinmeye başlamışken böyle devam edelim. Red Dead Redemption 2’de hızlı seyahat bulunmasına rağmen buna ulaşmak o kadar da kolay değil. Hikayede ikinci bölüme gelip birkaç kamp geliştirmesi yapmanız gerekiyor. Geliştirmeler zaten parayla yapılırken bir de hızlı seyahat için gerekli olan seçeneğin biraz pahalı olması (doğru hatırlıyorsam 325 Dolar) işi sıkıntıya sokuyor. Hikaye boyunca etliye sütlüye karışmayıp doğrudan göreve başlamak isteyenler bu durumdan rahatsız olabilir. Tabi Red Dead Redemption 2 dopdolu bir oyun olduğu için yolda karşınıza pek çok şey çıkabiliyor ve bu sayede hızlı seyahat olayı bir nebze telafi edilebiliyor. Ancak alışıldığı üzere isteğe bağlı şekilde sunulması daha politik ve mantıklı bir seçenek olabilirdi.

Red Dead Redemption 2’deki çatışma sahneleri tarz olarak bana fazlasıyla GTA V’i anımsattı dersem yanlış olsam. Kamera açıları ve silah mekanikleri kurgusal olarak yaşadıkları değişimler haricinde genel anlamda gayet benziyorlar. Vuruş hissi açısında doruklarda olmasa da kararlılık iyi seviyede. Düşmanların nişan aldığınız bölgelere ve kullandığınız silaha göre değişen ölümleri, tek kurşunla nakavt olmamaları ve size karşılık vermeleri gayet iyi ayarlanmış. Siper alma sistemi de düşmanların zekalarını kullandıklarını gösterme açısından gayet iyi olmuş. Siperinin açık taraflarına ilerleme veya doğrudan kurşunları harcamama gibi numaralar deniyorlar. Ayrıca zamanı yavaşlatıp düşmanları işaretleme gibi imkanlar sağlayan Dead Eye özelliği çatışmalarda fazlasıyla işe yarayacaktır.

Oyunun çıkışından önce haberler hazırlarken bir seferinde oyuncu ile at arasındaki bağın oldukça önemli olduğuna dair bir paragraf yazmıştım. Oyunu denedikten sonra da bu durumu rahatlıkla onaylıyorum. Red Dead Redemption 2’de seçtiğiniz at ve onunla geliştirdiğiniz bağ son derece önem arz ediyor. Bir at almak istediğiniz zaman bunu oyundaki dükkandan yapabilir veya doğrudan vahşi doğada karşınıza çıkan bir atı evcilleştirebilirsiniz. Atınızı ilk aldığınız zaman aranızda sıradan bir bağ oluyor. Ancak birlikte daha çok vakit geçirip üzerine titrediğinizde atınız sizin için gerçek bir yoldaş oluyor.

Oyunda atınızla etkileşime geçmek için çeşitli fırsatlarınız var. Onu sevebilir, besleyebilir, üzerindeki kirleri temizleyebilir, tehlikeli anlarda sakinleştirebilir, dizginleri elinize alıp (mecazi anlamda değil) onu yönlendirebilir ve çeşitli komutlar verebilirsiniz. Siz bunları yaptığınız zaman “Bu adam bana değer veriyor.” diyen at sizi sevmeye başlıyor ve belli seviyelere ulaştıkça da şaha kalkma, ani dönüşler yapma gibi beceriler kazanıyor. oyun içerisinde atınızı daha uzak mesafelerden çağırabilmek için aranızdaki bağı geliştirmeniz gerekiyor. Yok öyle doğrudan haritanın bir ucundan hayvanı çağırmak. Atınızın eyerini, üzengisini, blanketini ve diğer aksesuarlarını para karşılığında değiştirmek de mümkün. Ayrıca ismini değiştirmenize de imkan olduğunu hatırlatalım. Kısacası gerçek anlamda size özel bir yoldaş olsun istiyorsanız atınız için pek çok seçenek mevcut. At konusunda tek sıkıntım bazen saçma sapan yerlerde buglara maruz kalmak oldu. Düz yolda ufak taşlardan nem kapan atın birden yere kapaklanması, uzaktan gelirken oyun coğrafyasına takılması gibi problemler yaşadım. Ancak nadiren yaşandıkları için oynanışı pek baltalayan bir durum olmadığını söyleyebilirim.

Red Dead Redemption 2’de karakterimizin hem kıyafetlerini, hem de belli oranda görünüşünü değiştirebiliyoruz. Ceketinden yeleğine, pantolonundan ayakkabılarına ve askılarından çantasına kadar pek çok özelleştirme imkanı var. Tabi bu kadar detaylı uğraşmak istemezsiniz hazır kıyafet setleri de mevcut. Klasik bir kovboy gibi koyu tonlarda bir giyim seçebilir veya oldukça ilginç tonlar veya giysilerinden yana tercih yapabilirsiniz. Tabi hava durumunun da kıyafet seçerken düşünülmesi lazım. Ilık veya sıcak havalarda eğer ki kalın giysiler giyerseniz karakteriniz bunalıyor ve hatta can kaybetmeye bile başlıyor. Oyunun gerçekliği pekiştiren yanlarından bir diğeri de bu.

Arthur’un saçlarını ve sakallarını oyunda ayarlayabiliyorsunuz. Uzayan sakallarınızı üç parça halinde kısaltabilir, berberde saçınızın yönünü değiştirebilir veya pomad sürerek daha efendi bir görünüş yapabilirsiniz. Tabi saç sakal diyince öyle üç numara saçı birden at kuyruğuna dönüştürme veya sinek kaydından top sakala geçme gibi şeyler beklemeyin. Saçınızı ve sakalınızı kısaltırsanız tekrar uzamasını beklemeniz gerekiyor. Bazı açılardan biraz acımasız ve mantıksız görünse de yukarılarda yazdığımız realist mekanikleri düşününce bu da bir şekilde kendini kurtarıyor.

Red Dead Redemption 2’de bir kovboy olarak trenlere saldırabilir, yoldan geçenlere haydutluk yapabilir, kanun görevlileri ve düşmanlara kafa tutabilir, doğrudan masum insanlara zarar verebilir veya aklınıza gelebilecek diğer suçlara karışabilirsiniz. Ancak bunun elbette size bir getirisi mevcut. Siz suç işleyen davranışlarda bulundukça aranmanız yükseliyor ve peşinize kelle avcıları takılıyor. İlk başlarda bunlar pek sıkıntı olmasa da suç oranınız arttıkça kalabalıklaşan bu avcılarla baş etmek pek kolay olmuyor. Size düşen de arandığınız bölgelerden uzak durmak, kelle avcılarını öldürmek veya kasaba şeriflerine, kellenize koyulan ödül miktarını vererek aramayı sonlandırmak. Böylelikle o dağın etekleri senin, bu kasabanın mekanları benim diye gezinirken avcılardan endişe etme sorununu ortadan kaldırmış oluyorsunuz. Ayrıca suç işlediğiniz zaman ortada görgü tanığı bırakmamaya dikkat edin. Yoksa kanun adamları peşinize düşüyor.

Red Dead Redemption 2 pek çok açıdan seçimlerle donatılmış bir oyun. Yukarıda yazdığımız tüm canlılara farklı yaklaşım imkanlarına ilaveten göreve farklı yaklaşım imkanları da size sunuyor. Bazen bu seçim size doğrudan oyun gereği yaptırılıyor. Örneğin bir evde hırsızlık yapmanız gereken görevde ya herkesin uyuduğu gece saatlerini fırsat bilebilir ya da gün içerisinde arkadaşınız yapacağı bir dikkat dağıtma numarasından yararlanabilirsiniz. Seçim tamamıyla size kalmış. Ayrıca oyundaki NPC’lerin döngüsel yaşamları sayesinde oyun size doğrudan sunmadığı zamanlarda bile farklı yaklaşımlar denemekte serbestsiniz.

Oyunda gelişigüzel gelişen olaylar, yani random eventler son derece başarılı. Yolda giderken birden kaçan atları için yardım isteyen bir adama veya üzerine at devrilen bir kadına rastlayabilirsiniz. Yardım edip etmemek size kalmış, ancak yardım ettiğiniz takdirde onur barınızda artış oluyor. Onur barı ise kısaca oyun içerisinde yaptığınız davranışlarda iyi-kötü ayrımı gözetilerek değişen bir metre. Davranışlara göre bu bar pozitif veya negatif oluyor ve seviye atlıyorsunuz. Bu seviyelerin pek çoğunun getirisi veya götürüsü mevcut. Örneğin birinci onur seviyesine ulaştığınız zaman cesetlerden yapacağınız yağmalar daha bereketli oluyor. İkinci seviyede ise tüm dükkanlar size %10 indirim sağlıyor. Eksi seviyelerde ise tam tersi şeyler gerçekleşiyor.

Random eventler’e çok başarılı dedim, zira çeşitliliği, gelişimleri ve anlamları oldukça başarılı. Örneğin atına bir türlü söz geçiremeyen ve hemen ardından tepmeye maruz kalan bir merhum, yaralı kolu yüzünden atından düşen ve hastanelere kadar götürdüğünüz adam, domuzlarının gübrelerini temizlemesini isteyen ihtiyar ve çok daha fazlası… gerçekten hayran kaldım. Gerek atınızı sürerken, gerek kasabalarda gezerken başınıza ne geleceğini bilemiyorsunuz.

Red Dead Redemption 2’de benim en sevdiğim özelliklerden birisi de Arthur’un günlüğü oldu. Oyundaki görevleri ve olayları incelemek için standart olarak kullanmaya ilaveten Arthur’un doğrudan el yazısı ile kaleme aldığı şeklini de görebiliyorsunuz. Gerçek anlamda bir günlük olan buraya Arthur tanıştığı insanları, karşılaştığı olayları yazıp hayvanları ve mekanları çiziyor. Günlüğün ilginç taraflarından biri de yaptığınız kötü şeyleri kaydederken Arthur’un kafasının karışmış gibi davranması. Kötü bir insan olma yolundaysanız eğer, Arthur’un yazdıkları sayesinde buna bir demeniz gerektiğini düşünebilirsiniz.

Red Dead Redemption 2’nin güzel yanlarından birisi de oyunu tamamen FPS kamerasıyla oynamaya imkan veriyor oluşu. Teknik açıdan deneyimlediğim kadarıyla FPS kamerası gayet sıkıntısız ve akıcı bir tecrübe sunsa da hem oyun hakimiyeti hem de çevreyi daha iyi gözlemleme açısından TPS benim tercihim oldu. Tabi oyunun gerçekçi yanını biraz daha artırmak istiyorsanız gerçek anlamda “Arthur Morgan” olmak için önünüzde bir engel bulunmuyor. Arthur’un oyun içerisinde sahip olacağı fotoğraf makinesi ile de çevrenizi fotoğraflayıp bunları tüm oyunculara sunabilirsiniz. Ayrıca “sinematik mod” isimli kamera açısına geçtiğiniz zaman oyun kamerası 4:3 formatına geçip adeta bir film etkisi yaratıyor. Özellikle atınızla çıktığınız uzun yollarda sinematik moda geçip farklı kamera açılarına göz atmak çok iyi bir tecrübe oluyor.

Red Dead Redemption 2’nin Vahşi Batı atmosferi her açıdan harika bir deneyim sunuyor. Filmlerin gereksiz şaşalı kurgusundan uzak kalıp realistik tarza bürünen atmosfer yeri geldiğinde eğlenceli, yeri geldiğinde kasvetli olmayı çok iyi başarıyor. Grafiksel ve işitsel tecrübenin doruklarda olması da bunda çok büyük bir etken. Bozkır’da atınızla yavaş yavaş ilerlerken arka fonda çalan ve western klasiklerini fazlasıyla andıran bir müzik, yanınızdan koşturan tavşanlar, atıyla usul usul yaklaşan bir yabancı, uzaklarda yavaşça seçilmeye başlayan bir kasaba… Vahşi Batı atmosferi açısından Red Dead Redemption 2 kesinlikle takdiri hak ediyor.

Red Dead Redemption 2 ile alakalı olarak eleştiri getirebileceğim, daha iyi olmalıydı diyebileceğim birkaç nokta mevcut. Öncelikle oyunun realist yanları bazı noktalarda rahatsız edici olabilir. Haritanın bir ucunda görev yaptıktan sonra hızlı seyahat imkanı kısıtlı olduğu için diğer ucundaki göreve uzunca gitmek her zaman iyi bir tercih olmuyor. Hızlı seyahatin oynanışa yedirilerek sunulması beni rahatsız etmese de şüphesiz sıkıntılar yaşayan bir kitle mevcut. Ayrıca oynanış açık dünya oyunlara göre bir nebze yavaş, özellikle hikayenin ilk bölümünde bu hissediliyor. Bu yavaşlıktan dert yakınan pek çok oyuncunun olduğunu söyleyebiliriz. Oyun boyunca çok sık olmasa da bazı buglar ve özellikle de yerleşimin olduğu yerlerde anlık fps düşüşleri yaşadım. Tüm bu sıkıntıların Red Dead Redemption 2’deki genel deneyimi göz önüne alınca devede kulak bile etmediğini belirtebilirim ancak oyunun gerçekçi&hantal yapısı tartışmalara konu olacak gibi.

Oyunun hazır teknik kısmından bahsetmiş iken grafik ve işitsel tecrübeye değinip kapanışı da yapmadan önce sizlere izninizle sitemizin editörlerinden Ahmet’in hazırladığı mühim makaleyi göstermek istiyorum. Red Dead Redemption 2 son derece özel bir oyun, detaylı dünyası ve zengin içeriği ile tüm takdirleri hak ediyor. Peki bunun olmasını sağlayan Rockstar Games’in emekçileri ne gibi sıkıntılar çekti? Haftada 100 saati geçen çalışma saatleri, bunun getirdiği sağlık sorunları, karşı çıkacak olanların maruz kaldığı kovulma tehditleri ve daha fazlası bizzat Rockstar Games çalışanları tarafından açıklandı. Red Dead Redemption 2’yi oynarken zevkini sürmeyi hak ettiğimiz kadar işin arka planında dönenleri de bilmeye şiddetle ihtiyacımız var.

Karanlık olayları ve düşünceleri bırakıp oyunumuza geri dönecek olursak Red Dead Redemption 2’nin görsel anlamda son derece kaliteli olduğunu belirtelim. Vahşi Batı’nın karakteristik doğasını ve atmosferini gayet iyi yansıtan oyunumuz karakterlerden çevre unsurlarına kadar gerçek bir detaycılık harikası. Oyun için downgrade söylentileri dolaşsa da karşımızdaki ürüne baktığım zaman görsel kalitenin takdiri hak ettiğini rahatlıkla söylüyorum. Işıklandırmalar, renk paleti, dokulardaki detaycılık, fizik motorunun başarısı ve genel anlamda oyun dünyasının canlılığı fazlasıyla yeterli bir görsel ortam oluşturuyor. Gecenin bir yarısı kendi ateşinizi yakıp yıldızların altında etrafınızı izlemek, atınızla bir tepeye tırmanıp uçurumdan aşağılara göz atmak gibi pek çok ikonik kare Red Dead Redemption 2 ile karşınıza çıkıyor.

Güzel bir Vahşi Batı eseri ortaya koyulmak isteniyorsa hiç şüphesiz işitsel tecrübenin doruklarda olması gerekiyor. Bill Elm ve Woody Jackson başta olmak üzere çeşitli sanatçıların oluşturduğu soundtrack albümü western klasikleri arasına yeni parçalar ekleyebilecek cinsten. Özellikle giriş müziğindeki karanlık his ve See The Fire In Your Eyes parçasının sakinliği beni fazlasıyla etkilemeyi başardı. Karakter seslerinde ise kovboy klasiği olarak gırtlağıyla konuşanlardan öfkeleri seslerinden okunanlara kadar pek çok farklı ses rengi kullanılmış. Bunlar haricinde kalan atmosfer sesleri de ortamı güçlendirmek konusunda üzerlerine düşeni yapıyorlar. Red Dead Redemption 2 pek çok yönden olduğu gibi işitsel yönden de sınıfı rahatlıkla geçiyor.

Red Dead Redemption 2 öyle bir oyun ki oynadığınız her an incelemeye yazacak başka şeyler bulabilirsiniz. Hatta incelemeyi planlarken aktarmayı düşündüğüm ancak düşüncede kalan pek çok detay, doğrudan atlamış olduğum özellikler de hiç şüphesiz mevcut. Oyun dünyasının ne kadar detaylı olduğunu anlatmak için bu kadarı da yeterlidir sanırım. Ayrıca bu kadar şeyin Multiplayer modu henüz çıkmamış bir oyun için yazıldığını hatırlatarak sizlere bir de multiplayer çıkışı ile oyunun kazanacağı ivmeyi hatırlatmak isterim. Gerçi Kasım ayı geldi çattı zaten, Red Dead Redemption Online bir aksilik yaşanmadığı takdirde Kasım ayında karşımızda olacak ve biz de yeni modumuz hakkında düşüncelerimizi sizinle paylaşacağız.

Red Dead Redemption 2 oynadığım süre içerisinde bana dopdolu bir deneyim yaşatmayı başardı. Bir devam oyunu ne kadar kaliteli olabilir sorusuna her anlamda cevap veren yapımımız büyük bir takdiri hak ediyor. Hikaye işlenişi, sıradanlığı yıkmayı başaran Vahşi Batı atmosferi, dünya ve karakterlerle etkileşimi yeni bir boyuta sokan yapısı, gerçekçi oynanışı, görsel-işitsel başarısı, dopdolu açık dünyası ve daha fazlası. Tüm zamanların en iyi oyunlarından birinin karşımızda olduğunu söylersek sanırım pek abartmış olmayız. Ufak tefek sıkıntıları ise yazdığımız tüm bu artıların arasında yok olup gidiyor elbette. Red Dead Redemption 2’yi imkanı olan herkesin oynamasını tavsiye ediyorum. Emin olun pişmanlık yaşamayacaksınız.

Harika!
Harika! Bayıldım Asfdsaf:D Şoktayım! Yapma Bunu! Bu Ne Şimdi!
521
Bu yazıyı paylaş :
Genel Ortalama 97

Ben evinden uzak yalnız bir kovboyum… “Savaşmamız gerekirse, savaşırız. Kaçmamız gerekirse, kaçarız. Ölmemiz gerekirse, ölürüz. Ancak ne olursa olsun, her zaman özgür kalacağız. Bizler, artık istenmediğimiz bir dünyanın haydutlarıyız. Peşimizdeler, çünkü korktukları ne varsa biz onun vücut bulmuş haliyiz!” Rockstar Games’in 2010 yılında piyasaya sürdüğü Vahşi Batı temalı Red Dead Redemption oyun dünyasının baş yapıtlarından ..

Sonuç OFD: 97.0% 97 Harika
10 90 - 10 10
Hikaye işlenişi, sıradanlığı yıkmayı başaran Vahşi Batı atmosferi, dünya ve karakterlerle etkileşimi yeni bir boyuta sokan yapısı, gerçekçi oynanışı, görsel-işitsel başarısı, dopdolu açık dünyası ve daha fazlası. Tüm zamanların en iyi oyunlarından birinin karşımızda olduğunu söylersek sanırım pek abartmış olmayız. Ufak tefek sıkıntıları ise yazdığımız tüm bu artıların arasında yok olup gidiyor elbette. Red Dead Redemption 2'yi imkanı olan herkesin oynamasını tavsiye ediyorum. Emin olun pişmanlık yaşamayacaksınız.

Oyunu temin etmemize yardımcı olduğu için PlayStation Türkiye'ye teşekkür ederiz.

Benzer Yazılar

Hitman 2 İnceleme

Hitman 2 İnceleme


OFD: 80.0%

Hitman 2 İnceleme

OFD: 80.0%

Keli ve barkoduyla gönüllerimize taht kuran Ajan 47 birbirinden zorlu yeni suikastlar için geri dönüyor. Piyasaya ilk olarak 2000 yılında giriş yapan Hitman serisi, geçen zaman içerisinde gizlilik oyunları arasında oldukça önem arz eden bir seri haline dönüştü. Keli, barkodu, kırmızı...

Fallout 76 İncelemesi

Fallout 76 İncelemesi


OFD: 40.0%

Fallout 76 İncelemesi

OFD: 40.0%

Savaş, savaş asl… anlaşılan bazen değişiyormuş Hani bazı zamanlar bir oyun çıkacak olduğu vakit, daha sonra sükut-u hayale uğramamak adına, beklentilerinizi en aşağıda tutarsınız. Hakeza ben de Fallout 76 için aynen böyle yaptım. Beklentilerimi düşük tuttum, gelecek olan oyunun bir ara ürün...

Darksiders III’ün Giriş Videosu Yayımlandı

Darksiders III'ün Giriş Videosu Yayımlandı


Darksiders III'ün Giriş Videosu Yayımlandı

Atlıların hikayesini merak edenler bu videoya Darksiders III'ün çıkışına yaklaştığımız her geçen gün, oyun hakkında daha fazla içerik ortaya çıkmaya devam ediyor. Bugün ortaya çıkan video ise oyundaki atlılarımıza daha geniş bir bakış atmamızı ve Fury'nin neden şuan ki görevine çıktığını...

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir