Monochroma İnceleme

Merakla beklenen Türk yapımı bir oyun olan Monochroma, nihayet çıkışını gerçekleştirdi. Biz de sizler için gurur duyarak ekranın başına geçtik ve büyük bir heyecan ile oyunun sonunu gördük…

Mobil ve tarayıcı tabanlı oyunları saymazsak, Türk yapımı oyunlar listesine adını yazdıran son yapım Monochroma oldu. İstanbul’da ikamet eden NoWhere Studios tarafından Unity 3D oyun motorunu kullanarak geliştirilen Monochroma, dramatik hikayeye sahip bulmaca öğeleriyle harmanlanmış bir platform oyunu.

Bir kere oyunun tüm oyunculara hitap etmediğini bildirmemiz lazım. Monochroma, oynarken öğreten, oynarken düşündüren veya oynarken gerçek hayata dair göndermelerin/anlatımların olduğu yapımları seven yetişkin oyuncu kitlesi için. Eğer beklentileriniz atlarım zıplarım, her türlü bulmacaların üzerinden gelirim, hiçbir engel beni durduramaz akar giderim diyerek bu oyunu oynarsanız oyun her ne kadar amacına hizmet etmek için kassa da siz oyunla bütünleşemeyeceğiniz için memnun kalmayacaksınız.

monochroma-1

1950’lerde fantezi bir evrendeyiz. Bu dünyada şehirleşme had safhada, sanayileşme had safhada, alışveriş çılgınlığı had safhada… İnsanlığın bir bölümü mutlu zira her istediklerini elde edebiliyorlar, belki içlerinde hala vicdan var ama bolluk içerisinde olduklarından dolayı gözleri kararmış, dünyaları kararmış, dünyayı karartmışlar. Kimse sormuyor bu üzümün bağı nerede diye…

İşte tam böyle bir ortamda mutlu olmaya çalışan adlarını bilmediğimiz iki erkek kardeşten büyük olanı yönetimimize veriliyor. Rüzgarlı bir havada, küçük kardeşimizle uçurtma uçurmaya çalışıyoruz. Gün belki birçok kişi için karanlık ama bizim için aydınlık. Zira umut vadeden çocuklarız biz, geleceğin mimarı olanlarız… Lakin planlar bizim istediğimiz gibi gitmiyor, bunu kim inkar edebilir? Şu yaşa geldik, hangi planımız istediğimiz gibi yolunda gitti? Bizim dışımızda bir iradenin olduğu kesin… Uçurtma peşinde koşarken basit bir kaza geçiriyoruz. Bu kazadan kurtulalım derken bir anda kendimizi çok alakasız bir cendere içerisinde buluyoruz. Uçurtma? Yemişim uçurtmayı, kardeşimi kurtarmalıyım…

monochroma-2

Lise yıllarını hatırladım, babam hep derdi “Oğlum bir yolda ilerlerken çamur birikintisi gördüğün zaman etrafından dolaş.” etrafından dolaşıyordum ama çamurun sıçrayan bir yapısı olduğu gerçeğini hatırlattırlar. Siz istemeseniz de kader-i mutlak gerçekleşiyor. Benzetmesi absürt gelebilir, bizim irademiz tasmasının yönetimi sahibinde olan yürüyüşe çıkmış bir köpeğinkine benziyor. İrademizle ilerlediğimiz yolun sağı mı veya solu mu gibi seçimler yapabiliyoruz ama eninde sonunda varacağımız yer belli, geçeceğimiz yerler belli…

Monochroma’da hiçbir karakter konuşmuyor, sadece bazı hareketlerle karakterin haliyet-i ruhiyesini anlayabiliyorsunuz. Ne istediklerini veya ne yapacaklarını basit bir gözlemle kavrıyorsunuz. Oyunda ne yapmamız gerektiği de söylenmiyor. Rüzgar nereye eserse…

NoWhere Studios sessizliğiyle mesajını vermiş ve bu durum 3 şekilde herkes için avantaja dönüşmüş. Belki ben NoWhere Studios ne demek istedi anlamadım veya anladım lakin farklı yorumladım. İşte birinci avantaj, bu tarz ile oyundan her oyuncu kendince bir gerçeği açığa çıkartılıp düşünmeye sevk edilmiş. Oyunda seslendirme ve herhangi bir metin olmadığından da sadece Türkiye’deki oyuncular değil dünyanın tamamı bu oyunu oynayarak bir fikre ulaşacak. Bu da ikinci avantaj, oyun Türkiye sınırlarını da rahatça aşabilecek düzeyde. Son avantaj ise NoWhere Studios ile alakalı, birçok teknik külfetten kurtularak amaçlarına ulaşmakta başarı oranlarını artırmışlar.

monochroma-4

Peki oynanış nasıl? Koşuyoruz, zıplıyoruz, tutunuyoruz, sarkıyoruz, nesneleri hareket ettiriyoruz… Oldukça basit tuş kombinasyonları ile yaptığımız işlemlerde bir sıkıntı yok. Karşımıza bol bol bulmaca çıkıyor ama bu bulamacalar aslında önümüzdeki engeller, yani 2×2=? gibi bir şeyler beklemeyin. Bazıları ciddi anlamda zor, kimisi birçok oyun oynadığım için daha karşıma çıkmadan çözülmüş oluyor ama gerçekten “şurası böyledir” deyip de son derece şaşırdığım yerler yok dersem yalan söylemiş olurum. Yanlış anlaşılmasın, NoWhere’e deyil bu lafım, Türkler yapamaz mantığını alıştırdılar bize, telkinlerle… Bazı engellerde “Yok ya bunlar kesin şöyledir, diğer türlüsünü düşünmemiştir bizimkiler” deyip son kayıt noktasından başladığım çok yer oldu. Yani baştan sağma bir gidişat yok. Bu bölümde değinmek istediğim bir şey daha var. Oyunda yer yer içinizdeki umudu artıracak gizli çiçek saksıları buluyorsunuz. Etrafı kolaçan etmemezlik yapmamak lazım.

Başlarda çok takılmıyorsunuz veya hissedemiyorsunuz ama ilerleyen bölümlerde önünüze çıkan engeller zorlaştıkça ve daha fazla efor istedikçe durum biraz değişiyor. Karakter dinamiklerindeki organiksizlik, komutlarımızın algılamasındaki minik gecikmeler, hangi yükseklikten düşünce ölüneceği veya zıplayıp da tutunma eşiğinin ne kadar olduğu gibi bazı mevzuları tam kestiremiyorsunuz. Sonuç olarak bir sonraki kayıttan başlayınca da sinirleriniz hopluyor. Hızlı hareket etmek istediğim için sarkacağım yerlerden tutunarak inmek yerine atlamak istiyorum ama karakterim sarkıyor sonra atlıyor veya merdivenin olduğu bir yerden merdivenden tutunmadan seri inmek istiyorum ama olmuyor, mecbur merdivenden tutunarak inmeliyim, bari kayma özelliği olsaydı da bunu seri yapabilseydim dediğim çok oldu.

monochroma-3

Kardeşler arasında konuşma yerine hareketlerle gerçekleştiği için bu yönde zenginlik beklerken yavanlıkla karşılaşıyorsunuz. Dramatik bir ortamda yer yer robot mu bunlar diye düşünmeden edemedim. Abi olarak bizim veya kardeş olarak ufaklığın başımıza gelen veya bölümde gerçekleşen olaylara karşı tepki vermelerini çok arzuladım. Ama Maalesef bu durumlar için çok ama çok az animasyon mevcut. Bu da zaten son derece bunaltıcı ve cenderelerle dolu olan atmosferde çıkış kapısı ararken sizi daha da kendine çeken distopya içerisine batmanıza sebep oluyor. Sonuçta hiçbir metin, seslendirme yok, gelişen olaylar üzerine harekete eden kardeşini korumaya çalışan bir abiyiz, başka hiçbir şeyimiz yok. Karakterleri özümsemek istedim, çok istedim ama olmadı. Türk oyunu olarak Monochroma’yı hatırlayacağım ama birkaç aya yaklaşık 6 saatimi verdiğim oyundaki bu abiyi ve kardeşini unutacağım. Yeni diyemeyeceğim “Monochroma’daki kardeş karakter ne sevimliydi ya, kerata o zorluklarda harbi neşe kaynağımız oluyordu”…

Dikkat ederseniz eleştirilerim sadece karakter animasyonları ve yönettiğimiz karakterimizin bazı çevre öğeleriyle etkileşimiyle alakalı. Şimdi başka hususlara da değineceğim ama bunlar eleştiri değil “keşke olsaydı” Spoiler olmasın çok net yazmayayım, bazı bölümlerde karşımıza bir şey çıkıyor, birkaç yerde bu çıkışları anlıyorsunuz ama ilerleyen bölümlerde cidden “random”laşıyor. Bu sürprizlerin oyunun gidişatıyla daha alakadar olmalıydı diye düşünüyorum. Ah bir de AA olsaydı. Ama yok merak etmeyin, grafikler bağımsız ve NoWhere’in ilk yapımı için çok iyi seviyede.

monochroma-5

Bunlar dışında atmosfer var ya, muazzam. Her bölüm detaylıca modellenmiş. Modeller açısından hiçbir abukluk göremedim. Ciddi anlamda bir distopya içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz, NoWhere’in burada %100 amacına ulaştığını söyleyebilirim. Oyun içerisinde yer yer karşınıza çıkan, özellikle tanıtım videolarında daha fazla muhattap olduğunuz sanat yönetimi de atmosfer kadar başarılı, burada da amaca %100 ulaşıldığını rahatlıkla dile getirebilirim. Bu arada oyunda 5 bölüm bulunuyor, her bölüm kendi içerisinde 8 fazdan (ana kayıt noktası da denebilir) oluşuyor. Oyunun uzunluğu da son derece yeterli. Ne fazla ne de az olmuş, tam kıvam tutturulmuş.

Müzikler! Müzikler ve oyun çok uyumlu. Tarzım değil, haliyle kendilerini tanımıyorum kusura bakmasınlar, Gevende adlı bir Türk müzik grubunun imzasını taşıyor. İnceleme sürümü ile oyunun çıkış yaptığı sürüm arasında bazı değişiklikler olmuş. Açıkçası oyunun sonlarında çalan klarnetli tını beni benden alıp başka diyarlara götürmüştü, lakin şimdi o tınıyı duyamıyorum. Ama merak etmeyin oyunun soundtrack’leri de 3 Haziran’da çıkıyor. Dediğim gibi müzikler oyunun gidişatıyla çok uyumlu. Bölümlere özgü veya aksiyon anlarında ya da farklı durumlarda içinize işleyen tınılar atmosfer ile bütünleşmenize vesile olacak.

monochroma-6

Gelelim şu “Limbo kırması” yaftasına. Türk oyunu olduğu için değil gereksiz bir çıkış olduğu için değinmek istiyorum. DOTA kırması kaç oyun var? Ya da Wolfenstein ve Half-Life? Hep işe böyle mi bakacağız? Indie imkanlarla tercih edilen tür, evet, ne yazık ki genelen platform ağırlıklı. Ama imkanlar çok fazla seçenek sunmuyor. NoWhere de platformu tercih etmiş. Artı dramatik ve distopik bir atmosferle mesaj verme kaygısıyla yetişkinlere göre bir oyun yapmışlar. Sunum tarzı da Limbo, Deathlight veya Brothers: A Tale of Two Sons gibi yapımları hatırlatabilir. Neden tamamıyla “kopya” gibi çıkışlarla kırıcı oluyoruz? Bunu sadece bizim coğrafyanın adamı değil ha yabancı oyuncular da dile getiriyor. İşin garibi, aslında şerefsizliği, doğudan çıkacak bir yapımı küçümseme durumları da söz konusu. Neyse, oyun başarıyla çıkıp dağıtıcıların platformlarında yer aldı ya bu saatten sonra kim ne derse desin. Ne ekersen onu biçersin demiş büyükler.

NoWhere Studios yurtdışındaki akranlarına nazaran bu işi son derece zor şartlarda, yaklaşık iki yıllık gibi uzun bir vetireden harcanan emek sonucu yapabildi. Ekibin dışarında çizdiği hava da son derece bir indie gruba göre profesyonel ve yurtdışındaki akranlarından farksız değildi. Kickstarter’da yürütülen operasyonda ve Steam Greenlight’ta da başarı elde edildi. Az laf, çok iş ve ortaya konan öyle veya böyle bir oyun. Olay budur.

PC, Mac ve Linux’ta oynanabilir durumda. Ekibin beyan ettiğine göre Ouya, Wii U, PlayStation ve Xbox planları da var. Umarım her platformda istedikleri gibi boy gösterebilirler. Benim nezdimde Kabus 22, Mount and Blade, Süpercan Serisi gibi üç yapımdan sonra hakikaten bu Türk oyunu diyebileceğim başarılı bir yapım Monochroma. Umarım bizlerin ve siz oyuncuların sağladığı geri bildirimlerle çıkan yamalarla hatalar giderilir veya bir sonraki oyunlarda aynı problemlerle karşılaşmayız.

monochroma-7

Son sözlerimizi söyleyelim artık. Bazı mini bug’lar ve animasyonlarda değindiğim hususlar dışında, bir de fiyat hususunda biraz daha cüzziliğe kayılabilirdi diye düşünüyorum. Oyun Playstore’da 35 TL’den satışa sunulmuş durumda. Playstore Dükkan Sizin‘in ilk meyvesi! Her satışta 5 TL, Umut Çocukları Vakfı’na bağışlanıyor. Monochroma için Playstore faizsiz ödemek seçenekleriyle de son derece makul. Birkaç günlük indirimden sonra ortalama her platformda 20 dolar olacak olan oyunun 10 dolar olması sunulan içerik (akranlara nazaran) karşılığı olur hem de indirim çılgınlıkları her gün devam ettiği için alınabilirlik şansını daha da artırırdı diye düşünüyorum. Zira bu fiyata güncel veya çok da eskimemiş bir AAA ya da daha büyük vaatleri olan ve bunu başarmış indie yapım(lar) satın alabilirsiniz. Ek olarak her oyuncunun duyarlılık çizgisi aynı değil, ben “Bir oyun yapıp sahneden çekilmesinler 40 TL verilir.” diyebilirken bir başkası ki özellikle yurtdışındaki arkadaşlar “Monochroma bekleyebilir ya da salla” diyebilir.

Monochroma, kesinlikle oynanmayı hak ediyor. Türk yapımı olduğu için iki kere hak ediyor. Hele oynarken düşünmeyi seven biriyseniz Monochroma tam size göre. “Bu da lezzetliydi” diyeceksiniz. Hayırlı olsun NoWhere, yeni projelerinizi merakla bekliyor, iyi haberlerinizi almayı temenni ediyorum.

The Elder Scrolls Online İnceleme

Elder Scrolls serilerinin RPG dünyasında büyük bir yeri vardır. Geçmişten beri devasa bir hikayeyi tek başımıza şekillendirebildiğimiz, unutulmaz deneyimler sunan Elder Scrolls oyunlarıyla karşılaştık. Sürekli değişime uğrasa da özünde hep özgürce gezebildiğimiz, dilediğimiz yere girebildiğimiz bir deneyimdi Elder Scrolls. Şimdi ise bir MMORPG olarak karşımıza çıkıyor Elder Scrolls. Bu değişim oldukça büyük ve milyonlarca Elder Scrolls severi iyi ya da kötü bir şekilde etkilendi… Bu yazıda kendi deneyimim oldukça büyük bir yer kaplayacak. Hem MMO hem de tek kişilik rol yapma oyunlarıyla Daggerfall zamanından beri haşır neşir olduğumdan dolayı, umarım bu deneyimim siz okurlarımızın iyi ya da kötü oyun hakkında bir fikir sahibi edinmesine yardımcı olur. Lafı fazla uzatmadan incelemeye geçeyim en iyisi.

The Elder Scrolls Online, Morrowind’de geçen olaylardan yaklaşık 700 yıl öncesini konu alıyor. Interregnum (2. ve 3. çağlar arasında kaosun hüküm sürdüğü ve imparatorluk tahtının bir çok ittifak tarafından ele geçirilmeye çalışıldığı dönem) sırasında, Molag Bal’ın ev sahipliği yaptığı Coldharbour’da bir hücrede gözlerimizi açıyoruz. Bundan önce oldukça detaylı bir karakter oluşturma ekranı ile karşılaşıyoruz. 3 ayrı ittifakta yer alan 9 ırktan birini seçebiliyoruz. Bu ırklar Aldmeri Dominion için High Elf (Altmer), Wood Elf (Bosmer), Khajiit, Daggerfall Covenant için Orc, Breton, Redguard, Ebonheart Pact için Dark Elf (Dunmer), Nord, Argonian’dan oluşuyor. Eğer Imperial Edition sahibi isek herhangi bir ırkı seçip istediğimiz ittifakta yer alabiliyoruz ayrıca Imperial ırkına da sahip oluyoruz. Karakter oluşturma oldukça detaylı. Yüz ve vücut hatlarına şekil verebiliyor, çeşitli dövme saç-sakal stili arasında seçim yapabiliyor ve farklı seslerden birini karakterimize verebiliyoruz.

the-elder-scrolls-online-1

Karakterimizi şekillendirdikten sonra sıra sınıf seçimine geliyor. Oyunda Dragonknight, Templar, Sorcerer, Nightblade olmak üzere 4 sınıf bulunuyor. Sanki biraz az gibi değil mi? Ancak Elder Scrolls oyunlarına aşina iseniz bu dört sınıfın sahip olduğu 3 ayrı ağaç içerisinde yer alan yetenekler oyunda edinebileceğimiz yeteneklerin çeyreğini oluşturuyor. Eski oyunlardaki gibi silah, zırh yetenekleri dışında Crafting, World, Guild, Alliance War ağaçları altında bir çok yetenek yer alıyor. Ayrıca seçtiğiniz ırka özel bir de Racial ağacı altında pasif yetenekler de bulunuyor. Zırhlar kendi içinde hafif, orta, ağır olmak üzere üç kategoride toplanırken silahlar, kılıç kalkan, çift el, ok gibi 6 kategoriye bölünüyor. Yani hangi sınıfı seçersek seçelim, izleyeceğimiz yol oyun stilimize göre şekilleniyor. İster ağır zırh giyen bir büyücü olup ok kulanabilir, ister kocaman bir baltayla haldır haldır savaşa girişen bir Nightblade olabiliriz, seçim bize ait. Oyun klasik Tank-Healer-DPS mantığına sahip olması bu seçimlerimizi etkilemiyor. Çünkü karakterimiz hamlaştığı zaman elimizin altında tüm görevleri yerine getirecek kadar yetenek bulunuyor ve her sınıf her görevi yerine getirebilir durumda. Bu yetenekleri de 5 normal 1 ultimate olmak üzere 6 slotluk bir barda topluyoruz. Dövüş sırasında olmadığımız sürece istediğimiz gibi değişim yapmak mümkün.

Bu kadar çok yeteneğe 6 slot biraz az gibi geliyor doğru. Oyunun konsollar için de hazırlanıyor olması bence bunun en büyük sebeplerinden biri. Bu durum oyunun arayüzünü de etkilemiş durumda. Gerçekten bir PC oyuncusu için ve özellikle bir MMORPG için oyun berbat bir arayüze sahip. Parti penceresi detaysız, grup arama aracı anlamsız, karakter özellik açıklamaları çok kötü. Örneğin kritik vuruş yüzdesi gibi bir özelik mevcut ve bunu arttıran ekipmanlar oyun içerisinde var ancak karakter ekranında bu özellik bulunmuyor. Tahmin yürütmemiz bekleniyor herhalde orasını çözemedim. Neyse ki oyun mod desteği ile birlikte çıktığı için oyuncular tarafından yaratılmış harita, dövüş kayıtları, parti arayüzü, çeşitli puan takipleri, envanter, quest yardımı gibi detaylı modlar bulmak mümkün. Şayet modlarla beraber düzgün bir MMO deneyimi yaşayacakken belli özelliklerden bihaber modsuz oynamanız oyundan soğumanızı sağlayacaktır.

the-elder-scrolls-online-2

Dövüş sistemi otomatik saldırı mantığından uzak, tamamen kendi kontrolümüzde olan Morrowind, Oblivion ya da Skyrim’e benzer ancak daha iyi bir sisteme sahip. 6 yeteneğimizi dövüş sırasında kullanırken ayrıca fare ile normal ve ağır saldırılar yapabiliyoruz. 15. seviyeden sonra ise Guild Wars 2’ye benzer bir sistemle 2. bir silaha geçiş yapabiliyoruz. Bu da toplam 12 yetenek demek. 6 slotun az olduğundan bahsetmiştim, bu sayede 2. silah slotuna aynı silahları koyup farklı yetenekleri kullanabilmek mümkün. Ancak bu potansiyel 4’e kadar farklı silah taşımayı gerektiriyor, Çünkü kullandığımız bir silahı 2. silah slotuna koyamıyoruz. Dövüş ister mesafeli bir şekilde oynayın ister yakından oldukça akıcı olabiliyor ama Avrupa sunucularının halen Amerika’da oluşu bu akıcılığı zaman zaman etkileyebiliyor. Bu etki en belirgin yakın dövüşte hissediliyor. En ufak bir gecikmede çorbaya dönen dövüş sistemi alınan deneyimi biraz kötü yönde etkiliyor. Yapımcılar en kısa sürede Avrupa sunucularını Avrupa’ya taşımakta kararlı olsa da oyun çıkmadan önce yapılması gereken bir olayı halen geciktirmeleri pek affedilir değil.

Yetenekleri kullanmak için Stamina ve Magicka olmak üzere 2 farklı kaynağa sahibiz. Stamina daha çok silah yeteneklerini kapsarken, Magicka diğer tüm ağaçları kapsıyor. Bir seviye atlağımızda HP, Stamina ve Magicka bir miktar artıyor ve üçünden birini seçerek bu değeri bir miktar daha ileriye götürebiliyoruz. Maksimum seviye olan 50’ye kadar bu özellikleri tercihimize göre dağıtıyor, daha sonra istersek belli bir miktar para karşılığında bu özellikleri baştan dağıtma imkanına sahip olabiliyoruz. Kullandığımız yeteneklere, silahlara ve zırhlara göre, yetenek puanı aldıkça bu yetenek, silah ve zırhlarda olan deneyimimiz artıyor ve bu ağaçlarda bulunan diğer yetenekleri tek tek açıyoruz. Tüm yeteneklerde ulaşabileceğimiz seviye maksimum 50. Bu ulaşımı hızlandırmak için istediğimiz ağaçtan daha çok yeteneği kullanıyor durumda olmamız, ya da farklı çeşit zırhları bir arada giyiyor isek tek tip zırh giymemiz gerekiyor. Seçenekler oldukça fazla bu da gayet güzel bir özellik.

the-elder-scrolls-online-3

Maksimum seviye 50 olsa da bu sadece yolun yarısı diyebilirim. 50. seviyeye ulaştığımız zaman ya da daha önce ana hikaye bitmiş oluyor. Bunun yanısıra bir de bulunduğumuz ittifakı kapsayan bir hikayeyi de bitiriyoruz. Bundan sonra Veteran denilen, son güncellemelerle 10’dan 12’ye çıkarılan yeni bir seviye sistemi geliyor. Tüm Elder Scrolls oyunlarındaki gibi görev bazlı bir gelişim mevcut. 50’ye ulaştığımızda diyelim ki Ebonheart Pact üyesi isek ve ana hikayelerimizi tamamlamışsak, Daggerfall Covenant üyesiymiş gibi oyuna devam edebiliyoruz. Bu da Daggerfall Covenant olarak açtığımız yeni bir karakter ile oyuna başlamışız gibi oluyor. Görev ve karakter gelişimi olayını bir arada incelersek oyun bize tek karaktere odaklanmamız gerektiğini üstüne basarak söylüyor gibi. Çünkü içerik olarak Veteran 10 seviyesine ulaşana kadar devasa bir zenginlikle karşılaşıyoruz. Ayrıca tüm ittifakların hikayelerini deneyim ediyoruz. Dolayısıyla aynı görevleri de farklı bir karakterle tekrarlamak sıkıcı olabilir. Tabi görevler dışında etrafı gezerek haritadaki çeşitli boss, zindan, Dark Anchor (bunlar Molag Bal’ın Tamriel’e gönderdiği dev aletler, nedenini söylersem spoiler olur)’ları bitirebiliyoruz. Diğer Elder Scrolls oyunlarına göre biraz sınırlı gibi gözükse de hikayeden ayrılıp etrafı gezmek oldukça ödüllendirici olabiliyor. Haritada gözüken bu mekanlar dışında ufak tefek Easter Egg’leri, achievement’ları etrafı gezerek bulmak mümkün (bkz. Mai’q The Liar). Evet, süper kahramanımız bu oyunda da var, kendine ait bir achievement sayfası bile var sevgili kediciğin.

the-elder-scrolls-online-4

Görevler klasik MMO mantığından uzak oyuncuyu dünyanın içine çeken bir sisteme sahip. Star Wars Old Republic bu sisteme en yakın oyunlardan biri, ama SWTOR’un aksine bu oyunda 10 domuz kes 5 odun getir gibi seslendirilmiş ve görselleştirilmiş de olsa tekdüze diyebileceğimiz görevler yok denecek kadar az. Var olanların bile Fighters Guild ve Mages Guild ağaçları altında yer alan Persuade ve Intimidate pasif yetenekleri sayesinde üstesinden gelmek mümkün. Örneğin bir NPC’nin size verdiği toplama görevini NPC’yi ikna ederek ona yaptırabiliyor ve biz daha önemli bir işe koşabiliyoruz. Ya da etrafı araştırmaktansa NPC’nin gözünü korkutarak istediğimiz bilgiye hemen ulaşabiliyoruz. Bu seçenekler görevlere çeşitlilik katmış ancak Skyrim ya da Oblivion’daki kadar detaylı değil. Görev diyalogları da eski oyunlara nazaran daha kısa, sorduğumuz sorular ve verdiğimiz cevaplar çoğu yan görevde tekdüze, bu da MMO olmanın getirdiği bir kısıtlama olsa gerek. Ancak ittifak ana görevleri ve ana hikayenin yanı sıra birçok yan görev oldukça etkileyici hikayelere sahip. Ve çoğu görevde 2 farklı seçenek mevcut ve verdiğimiz karara göre kendi gözümüzden gördüğümüz oyun dünyası değişim gösteriyor. Yapımcıların hiç olmazsa bu özellikten vazgeçmemeleri oldukça iyi olmuş. Bazen bu değişim ufak tefek sıkıntılar yaratmıyor değil. Benim ”Fringe olayı” diye tanımladığım garip bir şekilde NPC, düşman, kaynak gibi şeyleri beş metre öteden görebilirken, yanlarına gelince kaybolmaları gibi olaylara tanık olunabiliyor. Bu aslında Megasunucu’nun getirdiği bir özellik. Oyun birçok farklı özellikli mekanı bir arada tüm oyunculara sunabiliyor bu sistem sayesinde. Bizde yanmış bir köy başka bir oyuncunun gözünde normal şekilde gözükebiliyor ama oyuncuları her halükarda görebiliyoruz. 2 adım ötede dünya üzerinde değişiklik yaptığımız bir bölgeye girerken, girmeden önce gördüğümüz bazı şeyler bir anda ortadan kaybolabiliyor. Çoğu NPC, görev eşyası da kendimize özel yani başka oyuncuların gelip görevimizi altüst etmesi gibi birşey çok nadir oluyor.

the-elder-scrolls-online-5

MMO’ların olmazsa olmazı gruplaşma The Elder Scrolls Online’da da zindan, PVP, açık dünyada sürekli meydana gelen bir olay. Açık dünyada aynı Guild Wars 2’deki gibi çeşitli Boss’lara giderek ya da grup gerektiren Anchor’lara giderek o an etraftaki oyuncularla bu zorlukların üstesinden, ister grup kurarak ister kurmadan hep beraber gelinebiliyor. Düşmana hasar vermişsek bize özel deneyim puanı ve loot geliyor. Oyunda ”Need-Greed” sistemi yok. Bu açık dünyada sıkıntı yaratmasa da zindanlarda problem olabiliyor. Son gelen güncellemelerle biraz olsun iyiye gitse de zindanların ödüllendirme sisteminin üzerinde durulması gerek. 4 kişilik gruplardan oluşan zindanlarda loot ana olarak etrafa dağılmış sandıklar ve bosslardan toplanıyor. Bosstan herkese ayrı bir loot düşüyor. Ama kime ne düştüğünü göremiyoruz. Eğer arkadaş çevresi içerisinde oynanıyorsa bu pek bir problem değil. Ancak tanımadığımız kişilerle girdiğimizde, örnek olarak 6 seferdir denediğimiz bir bosstan düşen spesifik bir eşya, grupta işine yaramayan birine çıkıp bize çıkmaması ve o kişinin değiş tokuşa yanaşmaması gibi problemler doğabiliyor. Ya da kimseye oldukça zor bir dövüşün sonunda en ufak bir mavi bile çıkmayabiliyor.

Zindanların kendine has hikayeleri bulunuyor. Tüm zindanları 1-50 arasında hikayelerini bitirip tamamlayabiliyoruz. Veteran seviyesine geçildiğinde zindanlar bir hayli zorlaşmakla beraber daha önce geçmediğimiz yollardan geçip dövüşmediğimiz bosslarla karşılaşıyoruz ve hikayelerinin devamı niteliğinde yeni bir yol açılıyor. Veteran seviyesinde boss dövüşleri oldukça farklılık gösteriyor. Normal versiyonlarında dövüştüğümüz bossların çoğunda belirli bir taktik olsa da oldukça basitler ancak veteran seviyesindeki bosslar hem farklı mekanikler sunuyor hem de tüm takımın kusursuz koordine olmasını gerektiriyor. Oldukça eğlenceli dövüşler olduğunu söyleyebilirim. Veteran zindan bosslarının ödülleri de set eşyalarından oluşuyor. Tabii aynı loot sistemi yukarıda yazdığım gibi ve bu sefer set parçaları ‘Bind on Pickup’ yani değiş tokuş edilemiyor. Loot sistemi, üzerinde mutlaka değişiklik yapılması gereken bir konu. Zindanların dışında 12 kişiye kadar raid gruplarıyla üstesinden gelinebilen Craglorn bölgesindeki Trial’lar bulunuyor. Craglorn Veteran 10-12 seviyesi oyuncular için hazırlanmış bir bölge ve oldukça zor. Bu bölgedeki görevler de Trial’lar dışında 4 kişilik gruplar için hazırlanmış. Trial’lar ayrıca limitli yeniden doğma sayısına ve zamana sahip.

the-elder-scrolls-online-6

Oyunun Guild sistemi de değişik yanlarından biri. Maksimum 5 guilde üye olabiliyoruz. Guildler 500 kişiye kadar üyeden oluşuyor. Bu guildler, içerisinde bir market de barındırıyor. Marketlerde eşyalarımızı diğer guild üyelerine satıp onlardan eşyalar alabiliyoruz. Bir nevi Auction House ve bunlardan 5 tanesine sahip olabiliyoruz.

Oyunun can alıcı noktalarında biri de meslekler. Eski oyunlara aşina olanlar The Elder Scrolls Online’daki meslek sistemine yabancılık çekmeyecekler. Oldukça geniş bir meslek sistemine sahip oyunda Enchanting, Alchemy, Provisioning, Blacksmithing, Woodworking, Clothing olmak üzere 6 tane meslek bulunuyor. Enchanting çeşitli runeleri toplayıp anlamlarını çevirmek, daha sonra 3 tanesini kullanarak çevirilen kelimelere göre zırh ya da silahlara takabileceğimiz Glyphleri yaratmaktan ibaret. Enchanting oldukça zengin bir kombinasyon yelpazesine sahip. Alchemy eski oyunlardaki gibi topladığımız her bitkinin 4 özelliğini sürekli farklı kombinasyonlarla açabiliyor ve bunlardan çeşitli iksirler yaratabiliyoruz. Provisioning ise bildiğimiz ahçılık. Tüm dünyada karşımıza çıkan binlerce varil, sandık, bohça gibi yerlerden topladığımız bilimum materyalle yiyecek ve içecek yapabiliyoruz.

Blacksmithing, Woodworking ve Clothing meslekleri ortak bir şekilde yaratabildiğimiz stillerden oluşuyor. Oluşturduğumuz karaktere göre baştan bildiğimiz tek bir stil var. Diğer ırkların stillerini oyun sırasında bulabileceğimiz stil kitaplarından öğrenebiliyoruz. Irklar dışında nadir bulunan Daedric, Barbaric, Eski Elf gibi değişik stil kitapları da mevcut. Her yeni karakter tüm mesleklerin en basit üretimlerini yapabiliyor. Daha ileriye götürmek için yetenek puanlarını harcamak gerekiyor ve ustalaşmak için oldukça fazla yatırım yapmak gerek. Yukarıdaki bu üç mesleğin en can alıcı özelliği ise elimizde bulunan herhangi bir ekipmanı bir üst seviyeye taşımak mümkün. Oyun dünyasında çeşitli bölgelerde set eşyası yapılabiliyor, ancak açık dünyada ya da zindanlarda elde ettiğimiz set eşyaları yaratibildiklerimizden farklı olabiliyor. İstediğimiz bir seti bu sayede yeşilden maviye, maviden mora ve en son mordan sarıya çevirebiliyoruz. Eğer çevireceğimiz silah ya da zırhın mesleğinde usta isek harcanacak materyal azalıyor ve başarı şansı da yükseliyor.

the-elder-scrolls-online-7

Oyunun PVP’si RvR (Realm versus Realm) manatığına dayalı devasa Cyrodiil haritasında geçiyor. Her 3 ittifakın haritanın 3 ayrı köşesinde ana üsleri bulunuyor. Her üç köşede bulunan 6 Elder Scroll’ü çalıp kendi ittifakımızın kalelerinde tutmanın yanısıra, çiftlikler, değirmenler ve kuleleri ele geçirmek başlıca görevler arasında yer alıyor. Ana üsten alabileceğimiz çeşitli PVP görevleri ve haritada ittifakımız için yaptığımız herşey bize puan getiriyor ve bu puanlarla çeşitli ekipmanlar ve set eşyaları alabiliyoruz. Setler başka yerde bulunmayan özelliklere sahip. Her savaş süresinin sonunda en çok PVP puanını elinde tutan oyuncu İmparator oluyor ve yeni bir yetenek ağacına sahip oluyor.

Dediğim gibi Cyrodiil devasa. Guild Wars 2 oynamışsanız oradaki haritalarla karşılaştırınca ne kadar büyük olduğunu göreceksiniz. Guild Wars 2’deki Eternal Battlegrounds haritasının bir ucundan öbür ucuna 3 dakikada gidebilirken, Cyrodiil’de birbirine yakın 2 kulenin arası aynı sürede katediliyor. Cyrodiil aynı anda 2000 oyuncu kapasitesini destekliyor. Ekranda görebileceğimiz maksimum oyuncu sayısı da 200. Ancak devasa kale savaşlarında en ufak bir performans problemi, eksik görüntü, gecikme gibi sorunlarla karşılaşmadım. Çalınan bir Elder Scroll peşinden 100 atlı arasında koşturmaktan, bir o kadar kişinin mancınıklarla kaleye saldırmasından bahsediyorum. Bunların yanısıra Cyrodiil’in 5 şehrinde çeşitli görevler yapabiliyor, bölgede bulunan tek kişilik olsa da normallerden daha zor zindanlara girebiliyoruz. Ve bunları sürekli düşman tehdidi altında yapıyoruz. Başlarda uzun yükleme süreleri ve gecikmelerle boğuştu Cyrodiil ancak şu an genel olarak oldukça iyi bir PvP deneyimi sunuyor. Belki ufak çaplı grup PVP’sine imkan tanıyan güncellemeler getirilebilir çünkü şu haliyle kaleden kaleye güruh halinde koşuşturmacadan fazla pek bir aksiyonla karşılaşılmıyor, şayet tüm haritayı bitirmeye uğraşmıyorsanız.

the-elder-scrolls-online-8

Oyun Hero Engine üzerine kurulu. Daha önce Old Republic’de tanık olduğumuz bu motordan öncelikle hiç umutlu değildim. SWTOR benim için performans açısından çok sıkıntılıydı. Yapımcıları tebrik ediyorum, The Elder Scrolls Online hem güzel gözüküyor hem de performansı çok iyi, bunun en iyi kanıtı da PVP sırasında görülüyor.

The Elder Scrolls Online ne bir Skyrim ne de dalında çığır açan bir MMORPG değil ancak harcadığınız zamana değecek kadar eğlenceli, bol içerikli bir oyun. Her MMO gibi, görev bugları bunların başında olmak üzere, çıkış sonrası problemlerle cebelleşiyor. Oyunu erken erişimden beri oynadığım için şunu söyleyebilirim ki ortalamanın üstünde bir çıkış yaptı ve her güncellemede daha da iyiye gidiyor. Şu sunucuları da taşısalar çok daha iyi olacak. Aylık ücret ödemek şu zamanda etrafımızı saran F2P oyunlar yüzünden zor gelebilir ancak F2P oyunların saçma ‘Shop’ para tuzağından eser olmayan The Elder Scrolls Online’da verdiğiniz paranın karşılığını alıyorsunuz. Yalnız çok kötü bir forumları var değinmeden edemeyeceğim, oyundaki sorunlar beni bu kadar rahatsız etmedi. Ciddi bir TESO topluluğu için sitelerinin forum bölümünü adam etmeleri lazım.

Wolfenstein: The New Order İnceleme

FPS oyunlarının geçmişiyle alakalı bir yazı yazsak Wolfenstein’a değmeden bir yere ulaşamayız. Bu popüler oyun türünün bugünlere ulaşmasında büyük katkıları olan Wolfenstein serisi, son üyesinin çıkışından 6 yıl sonra yeni bir üyeye daha kavuştu.

Wolfenstein: The New Order, 2009’da Raven imzasını taşıyan oyunun devamı lakin bu kadar sene sonra karakter ve genel yapı itibariyle birbirine bağlı kalınarak neredeyse seride yeni bir kol açılmış. 1946’da başlayan oyunun, yani son oyundan birkaç yıl sonra, büyük bir bölümünü 1960’larda geçiriyoruz. Böylesine bir aralık ile birçok şeyin değiştine tanık oluyoruz.

En başından beri ana karakterimiz olan William “B.J.” Blazkowicz, Wolfenstein: The New Order’da yönetimimizde. Blazkowicz’i yıllanmış ve ciddi anlamda tecrübeli bir asker olarak karşımıza çıkıyor. Yıl 1946, General Wilhelm Strasse, nam-ı diğer Deathshead, II. Dünya Savaşı esnasındaki araştırmalarıyla Nazi Almanyası’nı ihya ederek teknoloji cephesinde ileriye taşımıştır. Müttefikler, Mihverler’e darbe vurmak için işi kökten halletmek adına Deathshead’in başında bulunduğu Özel Projeler Bölümü yerleşkesine bir çıkarma operasyonu düzenlerler. Operasyon beklenildiği gibi gitmez ve olaylar gelişir… Yıl 1960 Nazi Almanyası, Anadolu da içerisinde olmak üzere Avrupa’yı domine etmiştir, peki ya biz? …

Wolfenstein The New Order (5)

id Software, Bethesda (ZeniMax) tarafından satın alınınca Doom, Fallout, Oblivion ve incelemekte olduğumuz Wolfenstein serisi Bethesda’nın çatısı altına girdi. Daha önce Gray Matter ve Raven imzası taşıyan oyunlar da haliyle iç geliştiricilere devredildi. MachineGames, Bethesda’nın iştiraki olarak bu göreve layık görüşmüş. İsmi çok tanıdık değil, ama çalışanlar 10 numara yapımlarda yer almışlar. Bunlara örnek olarak Riddick ve Darkness verilebilir. Ama yine de oyun bize ulaşmadan önce dört bir yanda ciddi anlamda kaygı duyulduğu veryansınları yükseliyordu, Raven imzalı yapımdan sonra “Return to Castle Wolfenstein” züperdi lo çıkışları kulağımda çınlarken ekran başına oturdum.

Genelde çok beğendiğim oyunların incelemesinde yazıma yansıyan bir huyum vardır, beğendiğim oyunlar için “Öncelikle şunu söylemeliyim ki…” diyerek oyunu överek başlarım. Wolfenstein: The New Order da bu oyunlardan birisi! Son dönemlerde çıkan en iyi FPS’lerden biri. Peki övgüyü almayı oyunumuz nasıl başarıyor?

Oyuna başlama ekranında zorluk seviyesi seçerken mücadeleci ve buram buram oldschool yani klasik FPS kokan bir yapımla karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Sunumda ilk intiba çok önemli, Wolfenstein: The New Order’a imza atanlar da bunun bilincinde olduğunu belli ediyor. Oyunda dikkatimi ilk çeken husus verilen görevin başarıyla yerine getirilmesi için birkaç fazdan geçmemiz gerekiyor. Yani beyin gerektirmeyen FPS oyunlarında genelde bir yerden bir yere git veya şuraya git ve tuşa bas sistemi bulunurken Wolfenstein: The New Order daha oyunun ilk başında bunu çürütüyor.

Wolfenstein The New Order (7)

Oyunda bol bol ara sinematik var. Sinematiklerin görsel kalitesi, diyaloglar ve özellikle animasyonlar son derece başarılı. Ama ne yazık ki ara sinematiklerdeki görsel başarı oyun içerisinde yok. RAGE’teki korkulu rüyamız haline gelen rezalet kaplama kalitesi ve geç yüklenen kaplama problemleri Wolfenstein: The New Order’da da var. Çünkü bu oyunda id Tech 5 motoru ile geliştirilmiş durumda. SSD ve GeForce 7 vesilesiyle geç yüklenme mevzusu çok ama çok az hissediliyor, farklı donanım parçalarına sahip kişilerde durum nasıl olur bilemiyorum. Ama RAGE’teki kadar hissedilir değil. Fakat kaplamalar cidden rezil durumda. Bakmayım, görmezden geleyim diyorum ama etkileşime geçtiğimiz alanlar da rezil, bari bu kısımları iyi yap hiçbir zaman dibine girip bakmayacağımız bir dolap veya duvar kaplamalarını kötü yap, anlarım. Ama açacağım bir kapı, basacağım bir tuş veya döşeyeceğim bir boma… Neyse… Geliştiriciler bu durumu blur ve filmgrain efektleri ile çözmeye çalışmışlar kısmen başarılı ama hiç yakıştıramadım.

Sinematiklerden oyunlara geçişler muazzam derecede bağıntılı. Sinematikte örneğin bir kapıyı açarak oyuna giriş yapıyorsak oyuna girdiğimiz anda da kapıyı ittiğimizi görüyoruz veya bir mekanizmayı çalıştırıyorsak yine oyunda bu eylemin son saniyelerini yaparak oyuna dahil olduğumuzu görüyoruz. Yani oyunda oynanışın baltalandığı alakasız sinematik giriş ve çıkışları yok.

Wolfenstein The New Order (2)

Serinin geleneklerinden kopma yok! Hatta daha da gelişmiş bir Wolfenstein var karşımızda. Bölümlerin çoğunda devasa bir atmosfer içerisindeyiz, yine koridor sistemi mevcut, lakin gideceğimiz hedefe farklı yollardan varabilmemiz için gizli kısa yollar da sağlanmış. Gizli ya da açık alternatif yolların yanı sıra ciddi bir gözlem gerektiren gizemli odalar da bularak oyunun ana menüsündeki ekstralarda yer alan enigma kodlarını öğreniyor, Nazi hazinesinin altın parçalarını buluyoruz ve hikayeye ait mektupları ele geçiriyoruz. Bunlar illa gizli bir yerde olacak diye bir kaide yok. Açık ama dikkat edilmeyince görülemeyecek ama burnumuzun dibinde olan bir yerde de bulunabiliyorlar. Nesne toplama hususu ciddi anlamda tatminkar. Bir diğer beğendiğim husus normalde gittiğimiz her mekan bize yabancı, başta haritalar kapalı oluyor ama eğer o bölümün haritasını bulursanız haritanız aydınlanıyor ve daha rahat hareket ediyorsunuz.

Yukarıda görevlerin birkaç fazdan oluştuğunu söylemiştim. Bunu biraz daha açayım. Örneğin bir test yaptıktan sonra göreve başlayacağımız söyleniyor. Bu test için bir nesne elde etmemiz lazım, lakin bu nesneyi elde etmek için de başka bir araca ihtiyacımız var. Araç ve gereçleri toplamamız lazım, bu işlemler de tam bir mücadele. Diyeceksiniz ki sen bölümün kendisini oynuyorsun, hayır asıl görev bu işlemlerden sonra başlıyor. Kısmen yan görev çeşitliliği diyebiliriz. Her görev böyle değil tabi, hikaye ve olay akışına uygun olarak böyle doyurucu görevlerle karşılaşıyoruz.

Wolfenstein The New Order (4)

NPC etkileşime girebiliyor ve bu etkileşimler vesilesiyle mini yan görevler alabiliyoruz. Oyundaki her karakter orijinal ve gerçek dünyadaki bazı profillere göndermeler var. Savaş karşıtı, savaş yanlısı, savaş anında insanlığını kaybeden veya kazanan, aşık olan, dost canlısı, yoldaş, zeki… Şimdi içinizde “Bir dakika bu Wolfenstein: The New Order diye başka bir oyun mu oynamış.” diyorsunuzdur. Değerli arkadaşlar, Freedom Fighters’ı hatırlayan var mı? Bölümler arası geçişlerde çeşitli ikametgahlarımız oluyordu. Ya da Medal of Honor’ın ana menüsünü hatırlayın, interaktif bir menüydü ve bölümler ilerledikçe ufak değişiklikler oluyordu. Wolfenstein: The New Order’da da kısmen de olsa böyle bir sistem mevcut. Gerek mücadele gerek mücadele öncesi yan karakterler ile bol bol etkileşime giriyoruz. Bu arada aşk demişken birkaç müstehcen sahne de var. Yani abi kardeş, amca yeğen veya kuzen takımlarının dikkatine!

Oyunda RPG öğeleri var ama kendini çok hissettirmiyor. 4 dala ayrılan bir skill ağacımız var, buradaki özellikleri kazanılan bir tecrübe puanı ile değil oynayışımız ile açıyoruz. Sessiz ve gizli gizli düşmanları haklayanlar Stealth özelliklerini bölümler ilerledikçe aktif ederken, affetmem iki elime de pompalıları alır düşman üzerine atlarım diyenler de Assault ağacındaki işe yarar özellikleri açıyor. İster istemez her özellik ağacından birçok dalı açacaksınız. Alarm alarm diye bağıran Nazi askerlerini özlemişim. Evet, bu oyunda da alarmlar çalınca çarşı karışıyor. Bu yüzden yer yer sessiz olmak oldukça önemli. Bu arada iki elime de silah alırım derken sallamıyordum, oyundaki silah çeşitliliğin, aynı silahların modeller değişse de, ciddi anlamda tatminkar ve birçoğu rambo tarzı iki elde tutulabiliyor. Oyun Half-Life’ın Grav. Gun’ı ya da Portal’ın Portal Gun’ı gibi bir silah sunuyor bizlere. LaserKraftwerk belli başlı demir yapıları eritiyor ve çatışma silahı olarak da laser gücünü kullanıyor. Silah geliştirilebiliyor, bunun için gizli eşyaları bulmanız lazım, mermi gücü ise elektrik gücü ile şarj edilerek elde ediliyor.

Wolfenstein The New Order (3)

Oyundaki zırh ve can sistemine de değinelim. Bu oyunu yapanlar harbi oyuncu, bunu hep mırıldandım. Harbi gamer adamlar çalışmış bu projede, klasik oyunlardaki gibi etrafta bir sürü nesne var. Kimi açıkta kimi de kutu vb. gibi yapılar açılarak/kırılarak ortaya çıkıyor. Zırh, can paketi, mermi, silah… Her nesneyi tıklama işlemi sonucu alıyorsunuz, “toplama” duygunuz ciddi anlamda doyuyor. Canımız ve zırhımızın rakam karşılığı 100 ama eğer fazladan can paketi bulursanız o paketi alabiliyor ve canınızı 100+ yapıyorsunuz. Ama hep öyle kalmıyor, örneğin 115 canınız var, 100 üstü rakamlar geri sayıyor. Yani bu anı iyi değerlendirerek zorlu mücadelelerde Recep İvedik misali “Benim canım yanmaz gardaş” diyerek bodoslama dalabiliyorsunuz. Çok beğendim. Ek olarak canımız 2 ve katları sistemiyle kendini iyileştiriyor. Yani 80’den aşağı hasar almadıysanız bir süre hasar almazsanız 100’e tamamlanıyor o can. 4 canınız kaldı ama zor kurtuldunuz, merak etmeyin canınız 20’ye tamamlanıyor. Bu özelliği de anlamsız bir şekilde çok sevdim. Beyin gerektirmeyen FPS’lerde dibinizde bomba patlasın, kandan gözünüz bir şey görmesin, ama bir süre sonra iyileşin… Yahu ben Wolfenstein: The New Order’ın son bölümüne 20 canla girdim… OH BE, YAŞASIN O ÖLÜM KORKUSU, YAŞASIN ZORLU MÜCADELE.

Wolfenstein The New Order (1)

Son dönem FPS’lerine nazaran uzun bir oyun Wolfenstein: The New Order. Ortalama 10-12 bölüm barındıran son yılların FPS’leri 5-6 saatte biterken, Wolfenstein: The New Order 10-14 saat sürüyor. Ve ben inceleme için kastım, siz rahat rahat takılacaksınız. Bölümlerde ciddi anlamda beyin gücü harcayan oyuncular da düşünülmüş. Eğer taktik yaparsanız gerçekten geliştiricilere güzel temennilerinizi ileteceksiniz, çeşitli yapı ve güçte birçok düşmanla tek ya da aynı anda çatışmaya gireceksiniz. Bölümlerdeki tasarımları ve dizaynı iyi kullanırsanız başınız ağrımayacak. Dikkatsiz oyuncular ise ölüp ölüp duracak…

Yazımın sonlarına gelirken ekstralar bölümündeki enigma kodlarının tamamlandığında neler olduğunu da söylemek istiyorum. Oyunu zorlaştıracak 4 farklı modu aktif ediyorsunuz. Ciddi anlamda zorlar, öyle böyle değil. Mesela bir kere ölünce oyun bitiriyor… Oyunun istatistik ekranı da oldukça zengin. Oyuna sahip olan arkadaşlarınız arasında bir listedeki başarınızın yanı sıra dünyadaki diğer oyuncular arasında da bir sıralamanız gösteriliyor. Ben ilk 4000’indeydim. Elbette ölme, öldürme, mermi harcama vb. gibi değerleri de görüyorsunuz burada. Yukarıda bahsettiğim topladığınız gizli nesne, açtığınız sanatsal tasarım ve müzik plaklarını da yine bu bölümde görebilirsiniz.

Wolfenstein The New Order (6)

Wolfenstein: The New Order: FPS’yim ben.
Oyuncu: Güzel.
Wolfenstein: The New Order: Boş bir FPS değilim ben, senaryo kısmım çok dolu.
Oyuncu: Güzel.
Wolfenstein: The New Order: Bitti.
Oyuncu: Ne bitti?
Wolfenstein: The New Order: İçerik bitti gideyim ben…

Bilemiyorum bu yazıda çok mu laubali oldum? Okuduğunuz mesajlaşma doğrudur. Senaryo yani singleplayer kısmı dışında ne yazık ki multiplayer yok. Normalde bu çağda olmaz ama beyin gerektirmeyen bir FPS olacağına son derece dolu bir tek kişilik bölümü sunan Wolfenstein: The New Order’ı eleştiremiyorum. Ama yine de bunu bir eksik olarak görüyorum.

Wolfenstein The New Order (8)

Multiplayer eksikliği, rezalet kaplamaların ciddi anlamda gözümüze sokulması, 40GB aşan boyutu ve akranlarına göre fiyat bakımından biraz daha pahalı oluşu dışında bu oyunda olumsuz bir yan göremiyorum. 14 saat boyunca beni eğlendiren, geren ve yer yer sinir krizine girmeme sebep olan (zorluk) güzel bir yapım Wolfenstein: The New Order. Bir müjde de vereyim, oyunun içerisinde Wolfenstein 3D de var. Gizli bir yerde, bulursanız mazi de yaparsınız. Yeni zorluk modlarını açarak oyun içerisinde yaptığınız bazı seçimlerle oyundaki gidişata da etki edebilirsiniz. Tamam, durdum, kendimi dizginlemem lazım, hala anlatabilecek bir şeyler çıkıyor.

Dark Souls II İnceleme

Souls serilerini çok seviyorum, geç tanışsam da muazzam bir haz alarak oynadığım yegane oyunlar listesinde tepe sıralara oturmayı başardılar. Bugünlerde ise çocuklar gibi şenim, aynı zamanda içim buruk zira Dark Souls II’ye kavuşmuş ve bitirmiş durumdayım.

İlk olarak adının yanında numara haneleri olan oyunların %99.9’unda serinin önceki oyunlarını kesinlikle oynamanız gerekir. Lakin Dark Souls II için böyle bir zorunluluk yok. Ama ben zorunluluk yok diye geçiştirip atmayacağım, seriyi oynamışlara özel bir yazı yazmayacağım, bilmeyenler için ve ilk defa bu aile ile tanışacaklara kısaca evreni tanıtmak istiyorum. Zaten önceki serileri de oynayanların çoğu ince detaylara dikkat etmediğinden birçok şeyi de kaçırıyor.

Souls serileri de Lord of the Rings veya Game of the Thrones gibi ayrı bir fantezi evrende geçiyor. Bu evren içerisinde bizim dahil olduğumuz hikayenin idame ettiği bir dünya mevcut. Bu dünya da medeniyetler, ırklar, inanışlar, klanlar, iblisler, mistik oluşumlar barındırıyor. Çok genel bir tablo çizdim. Aslında bu koca evrenden, bu evrenin paralellerinden ve hikayemizin geçtiği dünyadan bir haberiz. Birçok kavramı Souls serilerinin yardımıyla öğreniyoruz.

dark-souls2-1

Bu zamana kadar Souls serilerinden bahsedilirken ‘Bu oyunda hikayeden eser yo yeaa’ diye haykıran kişiler görmüş olabilirsiniz. Bunun nedeni seriye imza atanların, şiirsel ve temaya dayalı olarak geliştirdikleri farklı sunum tarzından kaynaklanıyor. Tüm hikaye verilip sen de işte bu hikayenin şurasındasın denmiyor. Oyuncu adeta bir kaşif gibi tırnaklarıyla kazıya kazıya hikayeyinin parçalarını çıkartıp birleştiriyor ve içerisinde bulunduğu cenderenin portresini çiziyor. Bu işlem oyunun sonuna kadar devam ediyor. Demon’s Souls ve Dark Souls serüvenleri, farklı çağlar ve farklı bölgelerde geçen konuları işliyor. Dark Souls II de aynı evrende farklı bir dönemde yaşananları işliyor. İlk oynayanlar için Dark Souls II aslında bir başlangıç, serinin önceki iki oyununu oynayanlar için ise içerisinde bulunulan evreni anlamaya yardım eden yeni bir serüven. Velhasıl her şekilde gideri var…

Peki Dark Souls II’de ne oluyor? Evrendeki gelişmelerden dolayı lanetleniyoruz, yaşayan bir ölüyüz, bu laneti kaldırmak için Drangleic adlı bir ülke topraklarına geliyoruz. Sonrası ise sizin oyun içerisindeki karakterler, mekan ve düşmanlarla girişeceğiniz iletişim sonucunda şekillenmeye başlıyor.

Souls serileri acımasızlığı, gerim gerim gerdiren atmosferi ve zorluklarıyla ünlü. Doğrudur, migreni olanı yatağa düşüren, migreni olmayanları da migrenli yapan bir oyun seri Souls. Dark Souls II de aynı şekilde sancağı devralmış durumda. Yani insanlığınızı kaybederek kokuşmuş bir et parçasına dönüşeceksiniz, bu durum yüzlerce kez tekrarlanacak. Sizle aynı yolda ilerleyen paralel evrendeki yaşayan ölüler de bu durumu yüzlerce kez yaşayacak. Yaşam ve ölüm, insanlık ile cesetlik arasındaki gidiş gelişler milyonları bulacak, kaybolan ruhlar ise katrilyonları aşacak… Ölüp ölüp dirilecek, aynı yerden yeniden başlayacak ve bıkıp “Yeter lan bu döngü nereye kadar” diyerek başarımlar elde edecek ya da “Abi nerede bunun unistall seçeneği” diyerek pes edeceksiniz…

dark-souls2-2

Bu kadar korkutma yeter, artık oynanıştan ve oyun mekaniklerinden bahsedelim. Oyun başladığında henüz benliğimizden haberdar değiliz, dakikalar ilerledikçe girdiğimiz etkileşimler sonucu adımızı ve karakterimizi oluşturuyoruz. Normalde oyuna başlamadan önce bu işlemleri yapardık ama Dark Souls II ile sistem değişmiş, çok da güzel olmuş. İster kılıç kalkanlı bir şövalye, ister asağlı bir büyücü ya da büyü ve kılıcın gücünü bir bünyede toplayabilirsiniz. Başlangıçta size sunulan karakter sınıfları sadece başlangıç için farklı kolaylıklar sağlıyor. Örneğin “Warrior” ile başlarsanız seviyeniz 12 oluyor ve kılıç kalkan kombinasyonu ile rahat ediyorsunuz. “Deprived” ile başlarsanız dünyaya çıplak giriş yapıyorsunuz ve seviyeniz de 1 oluyor. Ama dediğim gibi, sadece başlangıçta farklılıklar mevcut yoksa başta Warrior, ortada Mage ve sonda bir Assassin olabilirsiniz. Oyunda genel itibariyle bir sınıf kilidi yok. Karakterinizi oluştururken ayrıca işinize yarayacak özel bir eşyayı da seçebiliyorsunuz. Çok net olmasa da hangi eşyanın neye yaradığı yazıyor. Bu seçimin geri dönüşü yok, yani neyi seçeceğinize iyi karar verin…

Majula da olmasa bu oyun çekilmez. Asıl mevzu ilk dakikaları geçtikten sonra Majula adlı mekana ulaşınca başlıyor. Burası kafamızı toplayıp seviye atlayacağımız ve çeşitli işlemler yapacağımız üssümüz diyebiliriz. Dark Souls II’de ilk oyuna nazaran daha fazla NPC göreceksiniz, yani biraz olsun yalnızlık hissi düşürülmüş durumda.

Oyunda bonfire denen ölünce dirildiğiniz, farklı bölgelere ışınlanacağınız, mühimmat ve bünyenizi iyileştirebileceğiniz tabiri caiz ise denetim noktaları mevcut ve oldukça önemliler. Örneğin Majula’dan bir başka mekana geçtiniz. İlk bonfire Majula’da ve dakikalarca ilerlemenize rağmen yeni bir bonfire bulamadınız ve hatta birkaç dakika sonra öldünüz. Ne oluyor? Yine Majula’nın bonfire’ında diriliyorsunuz ama insanlığınızı kaybetmiş ve cesete dönüşmüş durumda oluyorsunuz. Can barınızın uzunluğu her ölüşte (Hatırlayın Demon’s Souls) kısalıyor, lanetin de laneti gibi… Durun daha bitmedi, o kadar yol teptiniz, bir sürü düşman hakladınız değil mi? İşte aynı işi yeniden yapacaksınız, ölünce dünya eski haline dönüyor (reset)!!! Bu oyunda asıl amaç bir yerden bir yere gitmek değil, her adım başı ölmemeyi başarmak!

dark-souls2-3

Karşınıza farklı topluluklara mensup bir sürü düşman çıkacak. Her düşmanın kendine has hareketleri ve saldırı türleri mevcut. Ama her düşmanın da kendine has zayıf yanları var. Bir mumya saldırısı sizi direk öldürürken bir büyücünün saldırısı acı çekerek ölmenize sebep olabiliyor. Büyücüler uzun vadede ölürken mumyalar ise bir iğne dokunuşu ile bertaraf edilebiliyor. Oyunda ateş, yıldırım, zehir, lanet vb. gibi birçok fiziki saldırılar dışında hasar almanıza sebep olacak büyülü güçler mevcut. Aynı şekilde siz de hem teçhizat hem de kostümlerinizle gerek fiziki gerek büyülü saldırılar yapabiliyor ve bu saldırılara karşı da korunabiliyorsunuz. Kısacası fantezi RPG özellikleri oyuna çok iyi yerleştirilmiş.

Bu oyunda souls = her şey! Oyunda düşmanları öldürdükçe ve boss’ları yıktıkça ruhları bünyenizde topluyorsunuz. Boss ruhları özel ve tek iken, alelade karşınıza çıkan tehlikeli düşmanlar çeşitli sayılarda sizin ruh kazanmanızı sağlıyor. Boss ruhları ile özel tüccarlarla ticaret yaparak harika tesiri olan özel silahlar edinebilirsiniz. Normal düşmanlardan elde edilen ruhlarla ise seviye atlıyor, silahlarınızı geliştiriyor veya üstünüze bir şeyler alıyorsunuz. Dikkat dikkat dikkat! Eğer ruhlarınız bolken ölürseniz, bonfire’da kalktığınızda ruhları öldüğünüz yerde bırakıyorsunuz. Yani yine zorlu yollardan geçerek öldüğünüz yere vararak ruhları toplamanız lazım. Eğer ruhlarınızı geri almadan yeniden ölürseniz, tüm o çaba boşa gidiyor, ruhlar kayboluyor. Böyle yaparsanız ne seviye atlayabilir ne de başka diğer gelişmeleri gerçekleştirebilirsiniz. Ölmemelisiniz ya da ruhlar birikir birikmez işlerinizi halletmelisiniz.

dark-souls2-4

Hatırlarsanız oyundaki hikaye şekillenmesinin oyuncunun elinde olduğunu söylemiştim. Souls serilerinde birbiriyle oldukça anlamsız yerlerde olan nesnelerin aslında birbiriyle ciddi anlamda ilişkili çıkabiliyor. Oyunun başında işe yaramaz dediğiniz zehire karşı koruyan bir yüzük oyunu bitirmenize vesile olurken, bir başka diyarda elde ettiğiniz anahtar başka bir diyarda kitli bir kapıyı açıyor. Ama bu bağları kurmanız çok zor, o nedenle bu oyunda birçok sırra vakıf olamadan sona ulaşacaksınız. Ama bu oyun bitmiyor, zira oyuna 2. kez başlayabiliyorsunuz. Bu sistemin adı “new game plus” eğer oyunu bitirir ve yeniden başlarsanız dünya daha acımasız bir hale geliyor. En basit düşmanlar tek vuruşta sizi tokatlarken, bildiğiniz mekanlarda değişik düşmanlar açığa çıkıyor. Boss’lar ise daha istikrarsız hareket ediyor ve yeni saldırılar yapıyor. New Game Plus’sız bonfire’ları değişik eşyalar ile ‘burn’ yaparsanız sadece o atmosfer +1 zorlaşıyor ve her şey resetleniyor. Örneğin önemli bir eşya düşüren bir düşman yeniden canlanırken boss veya boss’lar da geri dönüyor. Bunu genelde pro oyuncular, eşya farmlamak için kullanıyor. Farm demişken gereksiz mob farmı da yapamıyorsunuz, belli bir bonfire otur kalk resetinden sonra moblar kayboluyor. İşte bu esnadan bonfire’ı yakma yegane çözüm. Hem zorlananlara çözüm hem de kolay farm’cılara ceza…

Oyunda mevcut olan boss’lar bana genel itibariyle tecrübeli olduğumdan kolay geldi. Eğer tecrübesizseniz, unutmayın, Ö L E C E K S İ N İ Z! Öle öle, dayak yiye yiye, dayak atmayı öğreneceksiniz. Zor değil mi? Belki oyunu edinme isteğiniz kaçtı, kaçmasın, başarı elde ettiğinizde aldığınız hazzın haddi hesabı yok. O an dünyanın en güçlü kişisi olarak hissediyorsunuz. Eğer hakikaten olmuyorsa bünyeyi de yormaya gerek yok, insan formuna girmenize vesile olan ve nadir bulunan human efigy ile normal formunuza dönerek paralel evrendeki birini kendi dünyanıza davet ederek co-op yaparak boss’ları kesebiliyorsunuz. Bu tür yardımlar davet ile gelen kişilere binlerce soul kazandırdığı gibi dahil oldukları klanda seviye atlamalarına vesile oluyor. Klanlarda seviye atlayanlar da klan üstadları olan NPC’ler tarafından belli başlı eşyalarla ödüllendiriliyorlar. Siz de başkasına yardıma gidebilir ve böyle yaparak yüzlerce ve hatta milyonlarca soul kazanabilirsiniz.

dark-souls2-5

Paralel evrenlerden gelen herkesin yardımcı olduğunu söyleyemeyiz. Aslında çoğu kişi sizin ruhlarınızı istiyor. Oyunda yer yer ve bazen de oyundaki seçimlerinizden dolayı sık sık başınıza ‘Invader’lar musallat olacak. İnsan formundayken gelen istilacı oyuncular, kimi zaman da günah işlediğinizde peşinizde oluyorlar. Her han dünyanıza gelen diğer oyuncular oyununuzu baltalıyorlar. Hele ki günahkar iseniz geçmiş olsun. Günahkar demişken, günah işlemek oyundaki NPC’leri öldürmenizle alakalı bir durum. O nedenle dikkat edin. Ama yok NPC’lerin verdiği değerli eşyaları istiyorum derseniz PVP’ye hazırlıklı olmanız lazım. Multiplayer/Co-op’a son uyarım ise 3 farklı bölgede başınız belaya girecek. Bazı klanlar (covenant) bölgelerine giren yabancıların dünyasına akın ediyor veya sizi kendi paralel dünyalarına çağırıyorlar. Yani, yineliyorum, öleceksiniz…

Peki bu oyun Dark Souls II olmayı hak ediyor mu? Bana kalırsa hak etmiyor. Bu oyun geliştiricileri ve dağıtıcılarının düştüğü en büyük hata. Oyun isimlerinin yanına 2, 3, 4 ekleyerek IP’i yaşlandırıyorlar. Dark Souls II’nin birçok öğesi ilk oyunla aynı. Sadece bazı kolaylıklar sağlandığı gibi zorluklar da sağlanmış. Oyundaki bazı dinamikler dışında hatta aynı oyunlar diyebiliriz. Peki bu kötü bir şey mi? Elbette değil, ilk oyunda olduğu gibi yine ölüyoruz :) Alışılmış değişimler tepki çekebilir, alışılmış ve sevilen her şey korunarak ikinci oyuna aktarılmış. Bu gerçekleştirilirken boss dövüşleri daha çok Demon’s Souls’a benzemiş. Can barınızın kısalması da yine Demon’s Souls’tan aşina olduğumuz bir özellik.

dark-souls2-6

Oyuna getirebileceğim üç eleştirim var, bunlar dışında muazzam bir yapım. İlki kaplamalar ve bazı tasarımlarla alakalı. Dark Souls konsol oyunuydu yoğun istek üzerine PC’ye port edildi, o grafikleri zoraki çektik, ama anlayışla karşıladık. Peki Dark Souls II’deki yer yer özensizliklere ne diyeceğiz? Harbi ayıp. İkinci eleştirim ise oyunun daha ilk anlarında oyuncuya verilen bonfire’lar arası ışınlanma hakkı. Normalde ilk oyunda çok zorlu bir boss savaşından sonra, ki bu boss savaşında 2 boss ile aynı anda dövüşüyorduk, ışınlanma hakkı bize veriliyordu. Üçüncü eleştirim de derinlik, yanlızlık ve bulunduğumuzun mekanın büyüklüğü hislerinin Dark Souls’a nazaran azalma emareleri göstermesi. Lordran daha kaotik duruyordu, Drangleic biraz daha ümit vaad eden bir mekan olmuş. Hikaye örgüsünün de etkisi var ama işte insan ilkleri arıyor. Dark Souls’ta hakikaten Arabesk dinleyecek moda girdiğim anlar oluyordu. Ama Dark Souls II’de ufuklara bakarak düşüncelere daldığım çok nadir ortam var ve buralardaki sunumlar da işte o yakışmayan kaplamalarla baltalanıyor. Yani bazı kalitesiz tasarım ve ışınlanma kolaylığı dışında eleştirebilecek bir şey bulamıyorum. Eğer benim gibi bu serinin sizi sinir küpü yapan tarafını seviyor ve kolaylıklardan her zaman yakınıyorsanız new game plus’a davet ediyorum. Asıl oyun NG+1 ile başlıyor. Ah bu arada unutmadan büyü yok, kılıç kalkan ve hatta sadece kesici aletlerle ilerleyin, o zaman ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

Zora hayır demeyen, hatalarından ders çıkaran, gizemli diyarları aydınlatmayı seven, her adımına karşılık ödüllendirilmek istenen ve korkuyla yüzleşerek onu alt etmeyi hiçbir zaman geri çevirmeyen oyunculara göre olan Souls serilerinin yeni üyesi Dark Souls II de oynanmayı ve hatta bitince yeniden oynanmayı hak eden bir yapım. Paranızın son damlasına kadar değecek, bu sözü hak eden nadir oyunlardan. Zaman kaybetmeyin, laneti çözmeye siz de gelin. Kim bilir belki bir gün paralel bir evrende karşı karşıya gelir ya da omuz omuza düşmanlarımızı pataklarız…

Not: Her türlü yardıma açığım, birçok gizeme vakıf olmuş bulunmaktayım, Steam’den beni ekleyip sorularınızı sorabilirsiniz. Dark Souls II tek tabancayım diye gezenlerin şeklinin şemalinin bozulduğu bir oyundur… http://steamcommunity.com/id/yabgunizampasha

Mount&Blade II: Bannerlord Dev Blog Bölüm 6

TaleWorlds Entertaintment’tan Bannerlord için yeni dev blog yayınlandı. Bu bölümde, M&B serileri için bir ilk olacak olan yüz animasyonları anlatılmakta. Okumaya devam et Mount&Blade II: Bannerlord Dev Blog Bölüm 6

Paper Sorcerer İnceleme

Lise yıllarında, haftada 45 dakika bile sürmeyen bilgisayar derslerimiz vardı. Pentium II işlemcilerin yeni çıktığı yıllarda 144mhz işlemcili bilgisayarlarla bir ders saati içerisinde kendimizce eğleniyorduk. Kimilerimiz Pizza Tycoon ile pizza dükkanı işletirdi, kimilerimiz Liero ile gerçek zamanlı Worms oynardı, bazılarımız da dipsiz bir zindanda gezip, canavarlarla dövüştüğümüz Dungeon Master oynardı. Dungeon Master’ın ardından benzeri yüzlerce oyun çıktı ama günümüzde artık benzer tarzda oyunlar pek az rastlanır oldu. Might and Magic X ve Legend of Grimrock bu türün modern yüzlerini teşkil ediyor. Paper Sorcerer da bu türe yeni katılanlardan.

Paper Sorcerer oldukça klişeleşmiş bir hikaye ile başlıyor. Büyük kötü bir büyücü ortalıkta terör estirmeye başlıyor ve bunun üzerine iyi kral bir grup maceracıyı bu büyücü durduması için görevlendiriyor. Maceracılara büyücüyü hapsetmeleri için büyülü bir kitap veriliyor. Maceracılar büyücüyü altedip onu kitabın içine hapsediyorlar. Hikaye bu noktaya kadar oldukça standart bir rol yapma oyunu senaryosu ama aslında kötü büyücü biziz ve oyun kitaptan kurtulmaya çalışmamız ile ilgili.

Paper-Sorcerer-1

Kitap içerisinde hapsolduğumuz için grafiklerin tamamı sanki bir parşomen üzerine mürekkeple çizilmiş duygusu yaratır biçimde dizayn edilmiş ki bu da Paper Sorcerer’ın ayırt edici özelliklerinden birisi. Belki çok uzun süre oynamanız gözlerinizi yorabilir ama bölümlere göre değişen renk paleti az da olsa bu soruna çare oluyor. Bunun dışında objeler ve odalar oldukça güzel modellenmiş ve bir kaç nokta haricinde kesinlikle sırıtmıyor. Oyunun geri kalanı menüler ve konuşma kutularından oluştuğu için grafikler için daha fazla söylenebilecek birşey yok. Oyunun müzikleri ise çoğu zaman arka planda kalıyor ama dövüş ekranındaki müzikler oldukça uygun olmuş. Gerçi biraz daha çeşit olması, kendini tekrar eden müziklerden kurtarabilirdi.

Paper-Sorcerer-2

Yazının başında da belirttiğim oyunlardan en az birini oynamış olanların hiç yabancılık çekmeyeceği bir sisteme sahip Paper Sorcerer. Kötü büyücü olarak biz ve yanımıza seçtiğimiz üç uşağımızla birlikte kitabın labirent gibi bölümlerinde ilerliyor, gizli odalar buluyor ve bir yandan da kitaptan kaçmamızı engellemeye çalışan kitabın koruyucularına karşı savaşıyoruz. Labirentin içerisinde dolanırken tamamen serbest hareket yeteneğimiz var ama bir dövüş başladığında ekranımız, karşımızdaki düşmanları ve bizim takımımız ile ilgili istatistikleri gösteren bir ekrana dönüşüyor. Dövüş esnasında herkes sıra ile oynuyor ama karakterlere verilen komutlar, sıranızın başında aynı anda veriliyor. Bu sebepten dolayı kimi zaman öngörülü davranıp, ağır darbe alacağını düşündüğümüz karakterleri iyileştirme emirlerini önceden vermemiz gerekebiliyor.

Paper-Sorcerer-3

Labirentin içerisinde bir çok gizli alan bulunuyor ki bu da bölümleri lineer olmaktan kurtarıyor. Kitabın her bir bölümü 3 alt bölümden oluşuyor ve sonunda her zaman bir bölüm sonu canavarı, daha doğrusu, bölüm sonu koruyucusu bulunuyor. Bu düşmanı da yendiğimiz zaman kitabın gücünü zayıflatıp bir sonraki bölüme doğru ilerleyebiliyoruz. Tabi bölüm aralarında uğrayabildiğimiz, kitaptaki diğer kötülerin de takıldığı bir de kasaba var; bir nevi Paper Sorcerer’ın Mos Eisley’si. Bu kasabada çeşitli alış-veriş işlemlerimizi gerçekleştirip, yerliler ile bir sonraki bölüm hakkında konuşabiliyoruz. Olaylar oldukça hızlı ve mekanik bir biçimde gelişiyor ve çoğu zaman kasabadakilerin sizlere anlattıklarından çok, bölümler içerisinde bulduğunuz kitap veya notlar hikayeyi ilerletiyor.

Sonuç olarak fiyatı için oldukça uzun süre eğlenebileceğiniz, eski rol yapma oyunlarının güzel yanlarını karakteristik bir grafik tarzı ile birleştiren bir oyun Paper Sorcerer. Legend of Grimrock’ı oynayıp da “keşke daha az puzzle olsaydı” dediyseniz, Paper Sorcerer’ı kesinlikle deneyin. Belki dövüşlerin sıklıklığı arada canınızı sıkabilir ama eğleneceğinizden emin olabilirsiniz.

Ninja Reflex İnceleme

Bir ninja kadar hızlı ve sessiz olmanın püf noktaları nelerdir? Refleks? Meditasyon? Talim?

Ninja Reflex, oyuncularının reflekslerini ve dikkatini sınayan ve aynı zamanda geliştirmesine yardımcı olan 2008 Mart çıkışlı bağımsız bir yapım. Asıl platformu Nintendo Wii olan Ninja Reflex’i sizler için PC sürümünü inceledik. Bu iki platform dışında oyunun bir de DS sürümünün olduğunu da belirtelim. Oyun kontrolleri normalde Wii’ye göre ayarlanmış, elbette ki Wii’de oynamanın tadı farklı olsa da bilgisayara göre optimize edilmiş olan bu sürümün de bir hayli eğlenceli ve sürükleyici.

Oyun beceri türünde bir eğlence sunuyor size, kendine göre çok farklı bir havası var. Boş zamanlarınızda Ninja Reflex’i açıp takılabilirsiniz, sade ve anlaşılabilir. Gerçi kuşak sınavlarında o kadar rahat olamayabilirsiniz, ileride oyun çok zorlaşıyor gerçekten reflekslerinizi iyi kontrol edip tüm dikkatinizi oyuna vermeniz gerekiyor. Bazı oyunları gerçekten çok seveceksiniz, bazıları size sıkıcı gelebilir ama kuşak sınavına girip kuşak atlayabilmek için 6 oyunda da ustalaşmanız gerekecek.

Ninja-Reflex-PC-1

Oyunun içinde bulunan 6 farklı küçük oyun var bu oyunların her birinde kendimizi geliştiriyor ve de en sonunda aralarından rastgele seçilen 3 oyunda başarı sağlayarak üst kuşaklara geçiyoruz, birazcık şu mini oyunlara değinelim.

1- Shuriken: Bu oyunda adından da tahmin edebileceğimiz gibi shuriken fırlatıyoruz, karşımızda bir anda beliren hedef tahtalarını olabildiğince hızlı saliseler içinde shuriken ile vurmamız gerekiyor tabi bunu yaparken aralardaki masum geyşalarımıza dikkat ediyor onlara vurmaktan kaçınıyoruz. Oyunun seviyesine göre bazen belli renkleri vurmamız isteniyor veya daha hızlı olmamız isteniyor.

2- Hashi: Bu oyun benim favorimdir çok güzel bir şekilde refleks ve dikkat gerektiriyor. (bazen Counter Strike oynamadan önce bir kaç kez bu oyunu oynayıp elimi ısındırıyorum, işe yarıyor gibi :P) Bu güzide oyunumuzda elimizdeki şu meşhur capon çubuklarıyla havada uçuşan sinekleri yakalayıp kaselere koymaya çalışıyoruz. Oyunun seviyesine göre sineklerin rengi ve kaselerin rengi değişiyor sinekler hızlanıyor vs.

3- Koi: Bu oyunumuz kimi zamanlarda bir hayli zor olabiliyor, elimizle balık yakalamaya çalışıyoruz üç çeşit balık var, large koi en büyük ve yakalaması en kolay olan tipteki balıklar 1 puan veriyor medium koi’ler 2 puan ve small koi’ler en küçük ve hızlı olanlar 3 puan. Balıkları yakalarken çok yavaş ve dikkatli olmalıyız yapacağımız en ufak yanlış hareket onları korkutup kaçırmaya sebebiyet verebilir.

Ninja-Reflex-PC-2

4- Katana: İleride hızlanıp zorlaştıkça çok zevkli olabilen katana oyunu, mantık belli rakibin yaptığı saldırıyı katanamızla savuşturup karşılık vererek puanlar topluyoruz. Sol tarafımıza gelen saldırıları sol tık ile sağ tarafımıza gelen saldırıları sağ tık ile yukarıdan gelen saldırıları ise faremizin her iki tuşunu da kullanarak blokluyor, savuşturuyoruz. Bazı seviyelerde kırmızı zırhlı diğerlerine nazaran daha iri yapılı samuraylar seri bir şekilde size saldırıyor, sizde kendinizi savunup karşılık veriyorsunuz ki hızlandıkça sahiden kendinizi kaptırıyorsunuz.

5- Hotaru: Tamamıyla reflekse dayalı olan bu oyunda tüm konsantremizi bilgisayarımızın ekranına veriyoruz. Birden bire parlayan ateş böceklerini gördüğümüz anda faremize tıklıyoruz, ne kadar kısa sürede refleksimizi konuşturup tıklarsak, ona göre dereceler alıyoruz.

6- Nunchaku: Bana göre en zor olan oyunumuz. Nunçakumuzu faremiz ile yan 8 çizecek şekilde hareket ettiriyor sallıyoruz, bu esnada eğitmenimizin bize salladığı karpuzları kutuları kafamıza yemeden kırmaya çalışıyoruz bu iki işi birden yapmak bazen çok zor haller alabiliyor, zamanlama ve konsantrasyon çok önemli.

Ninja-Reflex-PC-3

Bu oyunların hepsinde başarımızı sağlayarak kuşak sınavlarına giriyoruz az önce de değindiğim gibi bu oyunlardan rastgele 3 tanesi karşımıza biraz daha zorlaştırılmış halleri ile çıkıyor ve de en sonunda bu 3 oyundaki derecelerimizi görüyor ve başarı sağladıysak bir sonraki kuşağımıza atlıyoruz.

Bu oyunları 4 kişiye kadar farklı profillerde arkadaşlarınızla yan yana oynayabiliyorsunuz (Aynı platform üzerinden, online değil)

Son olarak değinmek istediğim bir güzel konu var, oyunumuz bize meditasyon yapma konusunda yardım sağlıyor, hocamız ile birlikte bir güzel rahatlayıp kendimize gelmemizi sağlıyor. Gözlerimizi kısıyor ve biraz rahatlayıp kendimizi doğanın seslerine bırakıyoruz…

Bir süre sonra kendini tekrar eden oyunun bildiğim kadarıyla bir akranı yok. Böylesine içerik sunan tek bir oyun olması bir ayrıcalık ama bu ayrıcalığı kendini tekrar etmesinden dolayı iyi değerlendiremiyor. Girişte saydığımız 3 platformdan hangisine sahip olursanız olun bir şekilde Ninja Reflex tecrübesi edinin. Bence bu oyun bir klasik ve kütüphanenizde bulunması lazım.

Mount&Blade II: Bannerlord Dev Blog Bölüm 5

TaleWorlds Entertaintment, Mount&Blade II: Bannerlord hakkında uzun süredir beklenen yapımcı blogunun yayınladı. Bu bölümde oyun içi animasyonlara değiniyorlar.

Okumaya devam et Mount&Blade II: Bannerlord Dev Blog Bölüm 5