Morphite Xbox One İnceleme

Morphite Xbox One İnceleme

Ay, yalnız olan için konuşacak bir dosttur – Carl Sandburg

Yalnız olmak veya yalnız kalmak. İnsanın en büyük ve itiraf etmesi en zor korkularından biri belki de. İş hayatında yalnız olmak, günlük hayatında yalnız olmak, evinin kapısını açan anahtarı deliğe daldırır daldırmaz bomboş olan evin soğuğunu sırtında hissetmek. Kimisi için ise daha korkuncu, ailenin olmaması.

H.G Wells, 1897 senesinde Certain Personal Matters’ta kendine yer bulmuş olan “Ben nasıl öldüm” isimli yazısında şöyle diyor:

“Ölüm fermanımı alalı on yıl oldu. Bütün bu yıllar boyunca ölüme mahkum bir adamdım, şimdi de öyleyim ve umudum o ki, uzun yıllar daha öyle olacağım. Böyle bir zaman uzayında ortak düşmanımızı atlattığımın – ya da atlatmaktan ziyade ıskaladığımın- farkına henüz dün vardım.”

(Çeviri : Elif Ersavcı, Zaman Makinesi H.G Wells, İthaki Yayınları 2016)

Wells burada her ne kadar başından geçen bir olaya istinaden, ölümlü olan bedeninin ve ölüm olgusunun ona aslında aldığı her nefeste ne kadar yakın olduğunun farkındalığını yaşamasını betimliyor olsa da, bana bu satırlar daha ziyade yalnızlığı hatırlatıyor.

Özellikle pek çok yazarın iyi kötü bir yalnızlık denemesinin son satırları olduğunu düşündüğümde, H.G Wells’in aman aman bir istisna olmadığı fikri daha da kuvvetleniyor. Her şeyden evvel yazmak; insanın yalnızlığını, anlaşılmayışını ve belki de yazdıklarıyla bir gün kendini anlayan insanlara ulaşma arzusunu simgeleyen bir iş, belki de bir ritüel benim gözümde.

H.G Wells’de belki içtimai hayatında yalnız olmasa dahi, her insan gibi bilmediğimiz ve bilemediğimiz özünde yalnız olabilir. Bu yalnızlık bir ihtimal ölüm kadar keskin bir yalnızlıktır bilemeyiz, o H.G Wells’in kendi zaman uzayında yaşadıkları ve hissettiklerinin sonucu veya sebebi veya başlangıç noktasıdır.

İşte bazı büyük zihinler, gündelik hayattaki yalnızlıktan ve iç yalnızlıklarından –belki dolamayan yüreklerinin baskısından- sıyrıldıkları vakitlerde oturmuş ve “acaba evrende yalnız mıyız?” sorusunu ortaya atmışlardır. Bu sorunun muhtemel cevabı ve olasılık düşümleri yıllardır insanoğlunun kafasını kurcalamakta, içinde yaşadığımız ve sınırları hakkında en ufak bir fikrimiz dahi bulunmayan evren hakkındaki merak ölçeğimizi sürekli canlı tutmaktadır.

Her şey iyi güzel, muhtemel solucan delikleri, merkezlerinde muhtelif boyutlarda karadelikler bulunan galaksiler, yaşanabilirlik emareleri gösteren gezegenler var. Peki ya bunların ötesinde? Orada, o büyük boşluğun içinde gerçekten yaşam var mı? Yoksa milyarlarca hatta katrilyonlarca yıldız sistemleri içinde, dünya isimli küçücük bir gezegende yaşayıp, tek görevi her şeyi merak etmek olan canlılar olan bizler mi varız sadece?

Bütün bu sorulara ne benim ne de bildiğim yahut tanıdığım birinin verebilecek bir cevabı yok. Ama size Morphite isimli bir oyunu ve galaksiler arası yaşamın varlığını bildiği halde hala içindeki yalnızlıktan kurtulamayan bir insan olan Myrah Kale’in hikayesini anlatabilirim.

Bir garip uzay macerası

Morphite, Myrah isimli genç bayanın kendi öyküsünü bize anlatmasıyla başlıyor. Olmayan ailesinden, yetim olarak büyümenin yalnızlığından bahseden Myrah, sonrasında ana karakterimizin aslında tamamen yalnız olmadığını, onunla küçüklüğünden beri ilgilenen Bay Mason isimli iyi yürekli yaşlı bir teknisyenle yaşadığını öğreniyoruz. Ama dedik ya, insanın yalnızlığını sadece içtimai hayatında yanında olanlar belirlemez diye, Myrah’ın yalnızlığı da o hesap. Kendisinin en büyük tutkusu ise bir gün bir “Morphite” bulup uzak bir gezegende kendi kolonisini kurmak.

Neyse, tam bizim genç maceracımız hayallere dalıp bizleri idealist öyküsüyle iyice sıkıntıdan öldürmeye niyetlenmişken, aşağıdan Bay Mason’un sesini duymamızla oyunun başladığını anlıyoruz. İhtiyar teknisyen bizleri bir nevi tutorial bölümünden geçirdikten; hoplamayı, ateş etmeyi ve temel hareket becerilerini kaptığımıza emin olduktan sonra, karşımıza dikiliyor ve derin bir sesle:

“Myrah yavrum ekonomik durumumuz çok kesat, Mtv’ye yine zam gelmiş, artıkın para yetişmiyor. Şimdi az önce sana talim için verdiğim silahı da cebine sok, şu kediden bozma robotu da yanına al, benim külüstür uzay gemisine atlayıp başka gezegenleri ve oradaki yaşam formlarını keşfet. Eve ekmek getir accık evladım”  diyerekten bizleri hiç bilmediğimiz derin uzayın göbeğine fırlatıyor. Evet olay bundan ibaret, hikayenin geri kalanında bu yaşlı adamın sorumsuzluğunun 10/1’i kadar akıllara kazınacak bir nokta yok maalesef.

Hikaye hususunda batırdı diye hemen gömmeyelim ama oyunu. Elimizdeki 15$’lık bir yapım. Buna rağmen; seslendirilmiş ana ve yan karakterlere, iyi kötü bir hikaye örgüsüne, değişik bölüm tasarımlarına, yan görevlere ve birden fazla mekaniğe sahip. 15$’lık oyunlarda ne zamandır bu kadar çok şeyi aynı anda görmeye alıştık?

Uzayda hayatta kalma mekanikleri

Morphite’ta, uzay gemimize atlıyor, gidecek bir gezegen seçiyor ve benzinimiz yeterli gelirse oraya gidip, iniş yapıp, keşfe çıkıyoruz. Tabi oyuna yeni başladığımızda yıldız haritasındaki gezegenlerin hepsine erişimimiz yok, zira kimisi inanılmaz uzakta, kimisi iniş yapmak için çok sıcak, kimisi tehlikeli jeolojik özelliklere sahip. Yavaş yavaş, gezegenlere inip, canlıları ve bitkileri tarayarak veri toplayıp, mineraller kazdıkça para kazanıp, en sonunda gemimizi ve ekipmanımızı bütün gezegenlere uyumlu olabilecek hale getiriyoruz.

Her gezegen farklı canlılara, bitkilere ve hikaye örgüsü içerisinde bir gezegense,  efsanevi “Morphite” ile ilgili bilgiler içeren harabelere ev sahipliği yapıyor. Bu gezegenleri keşfetmek başta çok eğlenceli geliyor, kısa sürede pek çok canlıyı kategorize ediyor, kimisiyle savaşıyor kimisine ise doğal yaşamının içinde kalması için bir şans daha tanıyorsunuz. Fakat 10 veya 15. gezegenden sonra işler biraz kabak tadı vermeye başlıyor. Oyun bir nev’i No Mans Sky sendromuna takılıyor. Bir yerden sonra, yeni olması gereken şeylerin eskilerden çok farkı olmadığını, gezegenlerin birbirine benzemeye başladığını ve girdiğiniz her 3. İstasyonun birbirinin aynısı olduğunu farkediyorsunuz. Oyun bu noktada cazibesini kaybetmeye başlıyor işte. Allah’tan yapımcıların NMS’nin yapımcıları gibi uçuk kaçık iddiaları ve AAA oyun fiyatlandırma politikaları yokta, bu yaşadıklarınız ağzınızda o kadar kötü bir tat bırakmıyor.

Kendi kendinize : “Ana hikayesi 10 saatte tamamlanabilen bir indie oyun oynuyorum abi, ne bekliyordum ki” diyor, oyunun kalanından olabildiğince zevk almaya çalışıyorsunuz. Oyunun atmosferik müziğine kulak veriyor, koridor misali tasarlanmış gezegenlerde maden çıkarıyorsunuz ve… oyun bitiyor. Ana görev bittikten, ortalıkta biraz dolandıktan sonra yapacak pek bir şey kalmıyor. Her şey bittiğinde; sonu boşlukta biten, vasatın üzerinde, iyi yönetilmiş bir film izlemiş gibi oluyorsunuz. Kafanız o berraklığa erişiyor. Eğlendim diyorsunuz, fena değildi.

Teknik detaylar Houston, teknik detaylardan haber ver

Oyun görsel olarak oldukça minimalist bir tarzı benimsemiş olarak karşınıza çıkıyor. Pastel renkli ve hepi topu 100 poligondan oluşan bitkiler gözünüze hem fazla basit hem de hoş geliyor. Karakterlerin olmayan yüzleri ve yumuşak hatları da görsel bütünlüğe ciddi manada katkı sağlıyor.

Oyunun benimsediği bu görsel tarza rağmen, güncel konsollarda bazı kare saniye düşüşlerine rastlamak mümkün. Bunları optimizasyon eksikliklerine veriyoruz.

Sesler konusunda, özellikle seslendirmelerde, CMG (Crescent Moon Games)’nin oldukça başarılı bir iş çıkardığını belirtmemiz gerek. Azda olsa, oyunun içinde varolan seslendirmeler oldukça başarılı. Oyun ayrıyeten farklı canlıların ve etkileşime geçilebilen bilimum hareketli objenin ses efektlerinde de oldukça başarılı bir iş karşımıza sermekte. Müzikler oldukça kısıtlı ve bir yerden sonra kendini tekrar eden bir yapıda olsalar da, genel kaliteden burada da ödün verilmediğini görüyoruz.

Son hiper atlayış

Sözün özü, Crescent Moon Games,Blowfish Studios ve We’re Five Games (vay anasını, 3 stüdyo girişmiş adamlar oyuna) ortaya özverili bir iş koymuşlar. Pek çok noktadan eksikleri olsa da karşımızda kendine has ruhu olan bir oyun var. Ortada; ne benzerliğinden dolayı mukayese edildiği No Man’s Sky gibi verilip tutulmayan sözler, ne de en son incelemesini yazdığım Fall of Light gibi bir yerlerden esinleneyim derken ruhunu kaybetmiş bir oyun var. Morphite ufak ama kendi içinde güzel bir bağımsız yapım.

Harika!
Harika! Bayıldım Asfdsaf:D Şoktayım! Yapma Bunu! Bu Ne Şimdi!
1
Bu yazıyı paylaş :
Genel Ortalama 73

Ay, yalnız olan için konuşacak bir dosttur – Carl Sandburg Yalnız olmak veya yalnız kalmak. İnsanın en büyük ve itiraf etmesi en zor korkularından biri belki de. İş hayatında yalnız olmak, günlük hayatında yalnız olmak, evinin kapısını açan anahtarı deliğe daldırır daldırmaz bomboş olan evin soğuğunu sırtında hissetmek. Kimisi için ise daha korkuncu, ailenin olmaması. ..

Sonuç OFD: 73.0% 73 İyi
- - - - -
Morphite, yeni bir şeyler tatmak isteyen, oynarken çok stres olmak istemeyen oyuncuları bekliyor.

Benzer Yazılar

Football Manager 2018 İnceleme

Football Manager 2018 İnceleme


OFD: 80.0%

Football Manager 2018 İnceleme

OFD: 80.0%

Yılların eskitemediği seri Football Manager'in yeni üyesi Football Manager 2018 bu sene neler vaat ediyor? Football Manager serisinin pek çok oyuncu için ayrı bir anlam taşıdığını söylemek mümkün. Uykusuz geçen geceler, saatlerce kafa yorulan taktikler ve transferler, istenmeyen maç sonuçları...

Star Wars Battlefront 2 PC İnceleme

Star Wars Battlefront 2 PC İnceleme


OFD: 67.0%

Star Wars Battlefront 2 PC İnceleme

OFD: 67.0%

Güç kiminle bilemeyeceğim, ama biz oyuncularla olmadığı kesin Öyle işte sevgili okur. Ben de şaşkınım, böyle olmaması gerekiyordu. Klasik Battlefront’ları aratmayacak bir oyun geliyordu güya. Her ne kadar ayyuka çıkan son haberlerle bize doğru gelen oyunun vaat edilenden farklı olduğunu...

Darwin Project İlk Bakış

Darwin Project İlk Bakış


Darwin Project İlk Bakış

Burası Sörbaybır, burda şaka yookh, her şey gerçek! İnsanlar genelde bıkkınlık veren ve yanlış addettikleri şeyleri nitelerken "milletçe şöyleyiz, milletçe yaptık, milletçe *****" gibisinden tabirler kullanmaya gittikçe alıştılar. Doğrudur veya yanlıştır, beni alakadar etmiyor zira bu girizgahı...

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz