Detroit: Become Human İnceleme

Detroit: Become Human İnceleme

Detroit: Become Human ile androidlerin dünyasını keşfetmeye, insan doğasını sorgulamaya ve sayısız seçenek arasında kaybolmaya hazır olun.

Robot ve bilgisayarların çok gelişmesi bir noktadan sonra insanlığı tehdit eden bir noktaya gelecek. Yapay zekalar insanlığın başına gelen ya en iyi şey ya da en kötü şey olacaklar.
Stephen Hawking.

Bilim ve teknoloji alanında yapılan atılımların giderek daha şaşırtıcı bir hal aldığı bugünlerde, bilim insanları ve mühendislerin en çok kafa yorduğu konulardan birisi de hiç şüphesiz yapay zeka. İnsan hayatını kolaylaştırması, büyük sorunlarla baş edilmesine yardımcı olmaları gibi pek çok sebep yapay zekalı cihazların tercih edilmesini sağlıyor. Ancak yapay zekanın göründüğü kadar iyi niyetli olmadığını, insanlığın başına felaket açabileceğini savunan kesimler de var. İnsanların kendi elleriyle kendilerinden güçlü ve bilinç sahibi formlar oluşturmasının bir nevi “intihar girişimi” olduğu söyleniyor. Haliyle bu kadar önem arz eden bir konu roman, film, dizi ve oyun gibi pek çok farklı türde, farklı senaryolarla karşımıza çıktı. Bunun son örneklerinden biri olan Detroit: Become Human da interaktif kurgusu sayesinde yapay zeka tartışmasına farklı bir yaklaşım sunuyor.

Detroit: Become Human’ın aslında sanılandan daha da uzun bir geçmişi var. Hemen hemen üç yıl önce resmen duyurulmuş olan oyunun temelleri 2012 yılına dayanıyor. Quantic Dream 2012’de “Kara” adıyla yayınladığı teknoloji demosunda bir Android’in yapım aşamasına yer vermişti. Bir teknoloji demosunun ötesine geçen bu video dramatik anlamda oldukça etkileyici olmayı başarmıştı. İzleyenler tarafından bu teknoloji demosu çok beğenilmiş ve hatta firmanın bir oyun olarak konsepti değerlendirmesi istenmişti. Ve yıllar sonra 2015’te bu konsept Detroit: Become Human adıyla yeni bir oyun olarak duyuruldu. Uzun sayılabilecek bir bekleyişin ardından da merak ettiğimiz yapıma nihayet kavuştuk.

Detroit: Become Human hem oynama hem de inceleme yazma serüvenim boyunca benim için oldukça değişik bir tecrübe oldu. Yabancı dizilerle arası iyi olanlarınız varsa yakın zamanlarda Westworld’ün ikinci sezonunun başladığını bilirler. Bir yandan Westworld’ü takip etmek, bir yandan da bu oyunun Android İsyanı’nı tecrübe etmek bana Androidler, teknoloji ve insanlık hakkında çeşitli düşünce silsileleri yaşattı. Tahmin edileceği üzere genellikle de olumsuz senaryoları süzgecimden geçirdim. Bu satırları yazarken bile gelecekteki bir yapay zeka atılımının ileri dönük olumlu-olumsuz sonuçlarını düşünmeden edemiyorum.

Oyunumuz adından da anlaşılacağı üzere 2038 yılının teknolojiye bağımlılaşmış Detroit’ini konu ediniyor. Android teknolojisinin gelişimiyle beraber günlük yaşamda insanlığın rolü oldukça azalmış, iş imkanlarının çoğu yapay zekalı robotlar tarafından işgal edilmiştir. Yorulmayan, itiraz etmeyen bu kabiliyetli Androidler sayesinde ekonomik açıdan ilerleme kaydedilse de işsizliğin azami seviyelere gelmesi insanları Androidlere karşı tahammülsüz hale getirmiştir. İnsanlar bir yandan Androidleri günlük yaşamda kullanmak için para dökerken bir yandan da onlara acımasızca davranırlar. Robotlarımız bu işkenceye genellikle kayıtsız kalsalar da yazılımlarındaki bir açık yüzünden bazıları insanlara karşı çıkmaya, hatta öldürmeye başlarlar. “Aykırı” olarak adlandırılan bu suçlu Androidleri tespit etmek ve olayların önüne geçmek için hem güvenlik güçleri hem de Androidlerin üreticisi CyberLife şirketi harekete geçer.

Detroit: Become Human bu gergin hikayeyi bizlere üç farklı karakterin bakış açısından sunuyor. Bu karakterlerimizin ilki olan Connor, Aykırılar’ı soruşturması ve Detroit Emniyeti’ne yardımcı olması için CyberLife tarafından görevlendirilen bir Android. Diğer Androidlere göre kıvrak zekası ve üstün araştırma yetenekleriyle öne çıkan Connor soruşturma için adeta biçilmiş bir kaftan. İkinci karakterimiz Markus ise meşhur bir ressamın yardımcılığını yapmakla görevli bir Android. Bir sanatçı ile vakit geçirmek Markus’u son derece etkiler ve onda adeta “insansı hazlar” uyandırır. Gelişen bir takım olaylar sonucunda Markus, Android Devrimi’nin lider karakteri haline gelir ve tüm Androidler’in geleceğini etkileyecek kararlar almak vazifesi olur. Üçüncü karakterimiz olan Kara’nın hikayesi en başta diğer iki karaktere göre biraz daha sade ve masum geliyor. Ev işlerini yapması için tasarlanan Kara, Todd isimli eski bir taksi şoförü ve kızı Alice’in hizmetçisi olarak göreve başlar. Ancak Todd’un acımasız doğasının yarattığı tehlike nedeniyle Kara, Alice’i de yanına alıp özgürlük arayışına girişir. Tabi unutulmaması gereken nokta bu karakterlerin hikayesinin yapacağınız seçimler doğrultusunda şekilleneceği.

Oyunun yakın gelecek konsepti, oyun hakkında daha önceden hiç bilgi edinmediyseniz sizi bazı açılardan şaşırtabilir. Yıl 2038, insanlardan görünüm olarak ayırt edilemeyen, üstün zekalı-kabiliyetli Androidler, otonom ulaşım araçları, tamamen teknolojiye bağımlı olmuş bir dünya ve şehir. Haliyle bilim kurgu temasıyla karşılaşacağız hissi oluşuyor. Ancak insanlar hala dört tekerli araçlarla yolculuk ediyorlar, lazer silahları yerine kurşun mermiler kullanılıyor ve küçük haplar henüz kocaman hamburgerlerin ve kolaların yerini almış değil. Yani yapımcılar geleceğin Detroit’ini, geleceğin teknolojiye bağımlı dünyasını önümüze sererken aynı zamanda günümüzden tamamen kopmamak, bir bilim kurgu hissi yaşatmamak için günümüz şartlarının belli bir kısmını oyuna entegre etmişler.

Seçimler oyunun en büyük özelliği olarak ön plana çıkıyor. Her karakterin hikayesi büyük oranda bizim seçimlerimiz doğrultusunda şekilleniyor. Connor ile Aykırı soruşturmasının kaderini istediğimiz şekilde belirleyebiliyoruz. Marcus ile bir farkındalık yaratırken Androidlerin insanlara karşı barışçıl mı yoksa düşmanca mı bir tavır izleyeceğini seçebiliyoruz. Kara ile de özgürlüğe giden yolda hem insanların hem de Androidlerin masum ve acımasız yanlarını keşfedebiliriz. Ancak seçimlerimiz sadece çeşitli olaylar üzerinde etkili olmuyor. Oyunda karşımıza çıkan her karaktere yaklaşım şeklimiz de önem taşıyor. Yaptığımız şeyler, sarf ettiğimiz cümleler bu karakterler üzerinde çeşitli değişimler meydana getiriyor. Bu tercihlerimizle kimi karakterler düşmanımız olurken kimisi dostumuz, yoldaşımız oluyor veya bizi lider olarak görüyor. Hatta daha da iyi ilişkiler kurarsanız aranızda çeşitli duygusal bağlar da gelişebiliyor. Belirtmek istediğim bir diğer nokta da hikaye sırasında size önemsiz gözüken, küçük bir detay izlenimi oluşturan tercihleriniz bile çok daha büyük sonuçlara sebep olabiliyor. Tüm bu karakter etkileşimleri ile seçimler hikayenizin gidişatını etkileyecek ve alternatif senaryoları karşınıza çıkaracak.

Detroit: Become Human seçimlerin önem taşıdığı diğer oyunlardan farklı olarak bu meseleyi bir üst seviyeye taşıyor. Hem Quantic Dream’in diğer yapımlarını hem de başka hikaye tabanlı interaktif oyunları iyi kötü denemiş biri olarak haz etmediğim nokta farklı seçimlerin eninde sonunda aynı hikaye çizgisine ulaşmasıydı. Yani ‘a’ veya ‘b’ yollarından hangisini seçtiğimin önemi olmaksızın her iki seçenek de beni ‘c’ noktasına taşıyordu. Detroit: Become Human’ın bu memnuniyetsizliğimi büyük oranda ortadan kaldırdığını söyleyebilirim. Ancak gene bazı noktalarda hikayenin beni yönlendirdiğini, farklı senaryo sonuçları açısından kısıtlandığımı hissettim. Her şeye rağmen dallandırılmış seçimler açısından türünün en iyisi olduğunu söyleyebilirim.

Oynanışa değinmek gerekirse ilk olarak Detroit: Become Human’daki iki farklı zorluk seviyesinden söz etmemiz lazım. Basit zorluğu seçtiğiniz zaman daha hikaye odaklı, seçimlerinizin daha az karakter kaybına sebep olacağı, oyun içi etkileşimin bir nebze azaltıldığı bir tecrübeye sahip oluyorsunuz. Tecrübeli zorlukta ise seçimleriniz daha ölümcül olabiliyor ve hızlı tepki gerektiren sahneler gibi etkileşim anları daha sık ve zorlayıcı oluyor. Yani zorluk ayarınız bile oyunun gidişatını etkileme gücüne sahip. Oynanış anlamında ise karakteri yönlendirme haricinde sağ analogla çevredeki nesne ve karakterlerle etkileşime geçebiliyor, hızlı tepki anlarında da kolumuzun sağ tarafındaki dörtlü tuşlarla hamleler yapıyoruz. Kolumuzun dokunmatik yüzeyi de işlevsel tuşlarımız arasında. Hikaye tabanlı bir oyun için kol kullanımını kararında bulduğumu söyleyebilirim. Ne etkisiz hissettirecek kadar az ne de bıktıracak kadar çok.

Karakterlerimizin tasarım farklılıkları ve misyonları oynanışa da bariz şekilde etki ediyor. Bir dedektif gibi tasarlanan Connor olay yerini inceleyip delillerden çıkarımlar yapabiliyor. Hatta deliller aracılığıyla suç anının belirli kısımlarını yeniden canlandırabiliyor. Bu sayede sır perdesini aralayıp yeni sonuçlara ulaşabiliyor. Kara ise bir nevi “ev Androidi” olarak tasarlandığı için insan ve android ilişkilerinde daha içten bir profil çizebiliyor. Diyalog seçimlerinde de bunu rahatlıkla fark edebiliyorsunuz. Androidlerin Özgürlüğü için lider rolünü üstlenen Markus’la ise daha hareketli görevlere imza atarak aksiyon dozajı yüksek sahneler yaşayabiliyoruz. Tabi her karakterle yeri geldiği zaman hareketli, agresif sahneler yaşayacaksınız. Özlerinde birer yapay zeka oldukları için karakterlerimizin çevrelerini işleme kabiliyetleri üst düzeyde. Basacağımız bir tuşla çevrelerindeki etkileşim imkanlarını görebiliyor ve görevlerimize bakabiliyoruz.

İlk bakışta lider kimliği ile Markus veya Sherlock Holmes rolündeki Connor, bir nevi çocuk bakıcılığı yapan Kara’ya karşı daha çekici görünse de derinleşen hikaye görüşlerinizi değiştirebilir. Üç karakterimizi deneyimlemenin de farklı güzel yanları olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Connor ile olay yerini inceleme, suç sahnesini yeniden canlandırma, Aykırı sorgularında farklı yaklaşımları deneme zevki; Markus ile lider kimliğine bürünüp türümüze seslenme, insanlara karşı barışçıl veya düşmanca bir tavır takınma; Kara ile insanlığı ve bir Android olmanın ne anlam ifade ettiğini sorgulama, bir bakıcıdan anneye dönüşme… tüm bu farklı hisleri ve anları yaşamak gerçekten harika bir haz veriyor. Tabi Quantic Dream’in elinden çıkan, David Cage önderliğinde tasarlanan bir oyundan daha azını beklemiyor insan.

2038 dünyası, insan yaşamı ve Androidler hakkında daha fazla bilgi edinmek için yapabileceğiniz en güzel şeylerden birisi de oyun boyunca karşınıza çıkan dergileri okumak. Androidler hakkında komplo teorileri, Rusya ve Amerika arasında patlak verme ihtimali düşünülen bir savaş, yeni uzay keşifleri ve daha birçok şey bulacağınız dergiler sayesinde karşınıza çıkıyor. Aynı zamanda televizyonlardan da gündemin nabzını tutarak gittikçe tırmanan İnsan-Android gerginliği hakkında fikir sahibi olabiliyorsunuz. Ayrıca bu dergileri aldığınız gibi okumak zorunda değilsiniz. Menüdeki ekstralar bölmesinden oyunda bulduğunuz dergileri tekrardan okuma şansınız mevcut.

Hazır menüden laf açılmışken menü tasarımından biraz bahsedelim. Detroit: Become Human’ın en sevdiğim özelliklerinden biri statik olmayan menüsü oldu. Chloe isimli bir diğer Android menüde bizi karşılıyor. Menüdeki seçimlerimize göre çeşitli cümleler kurup bizi bilgilendiren Chloe adeta bizim için tahsis edilmiş bir Android hissi uyandırıyor. Zaten kendisi de görevinin oyun boyunca bize eşlik etmek olduğunu belirtiyor. Fakat olay tabi ki bu kadarla sınırlı değil. Oyunda belirli aşamalara ulaştığınız zaman Chloe size farklı konulardan bahsediyor veya anketler sunuyor. Örneğin sunduğu bir ankette size Android ile duygusal bir ilişki kurma, teknolojinin tehdit olup olamayacağı gibi konular hakkındaki düşüncelerinizi soruyor. Tabi Chloe’nin sizinle etkileşimi bu kadarla sınırlı değil. Ancak dahasını emin olun kendi başınıza keşfetmeniz çok daha keyifli olacaktır.

Oyunun sürükleyiciliğini artıran unsurlardan bir diğeri de kamera açıları. Genellikle karakter odaklı olan kameramız sahne tarzına göre daha hakim bir açıya veya daha kişisel bir görünüme bürünebiliyor. Tek bir tuşa basarak mevcut kamera açısından diğer kamera açısına geçebilir ve çevremize farklı bir bakış açısı sağlayabiliriz. Yine bazı sahnelerde kamerayı konuşan iki karaktere odaklayarak konuşmayı daha ilgi çekici bir hale getirebiliyoruz. Ancak bazı noktalarda kamera açıları değiştirmediğiniz takdirde zorlayıcı olabiliyor. Hatta geçiş yaptığınız kamera açısı bile yeterince iyi olmuyor. Örneğin Connor ile oynadığım bölümlerin birinde ilerlediğim yönü gerektiği kadar göremediğim için kamerayı değiştirdim. Ancak geçiş yaptığım kamera açısı da bana hiçbir ilave avantaj sağlamadı. Ara sıra bunun gibi kamera sıkıntıları yaşadığımı söylemeden geçmeyeyim.

Detroit: Become Human’ın dikkat çeken yanlarından bir diğeri de yaptığınız seçimleri istediğiniz zaman değiştirebilme imkanı. Oyun yapımcılarının ve naçizane benim tavsiyem her ne kadar seçimlerinizi değiştirmeden en az bir kez hikayeyi deneyimlemeniz olsa da istediğinizi yapmakta özgürsünüz. Bir seçiminizden memnun kalmadınız mı? Diğer seçenekler aklınızda mı dolanıyor? Menüden hemen seçimlerinizi görüntüleyip diğer alternatifleri denemek üzere kayıt noktalarına dönebilirsiniz. Ayrıca seçimlerin hem dünya genelinde hem de PSN arkadaşlarınız arasındaki dağılımını görüntülemeniz mümkün. Aynı durum anketlerde verdiğiniz cevaplar için de geçerli.

Oyunun ilk oynayışınızda size sunduğu hikaye on saat civarında sürüyor. Ancak sürekli farklı seçimler, farklı sonuçlar, farklı hikayeler diye vurguladık. Seçimlerinizi değiştirerek veya doğrudan yeni hikayelere başlayarak devam ettiğiniz takdirde tüm farklı seçenekleri açmanız kırk saati geçecektir. Oyun boyunca düzenli olarak aşılanan “Ya diğer seçeneği tercih etseydim?” hissi sayesinde muhtemelen ilk oynayışınızın ardından geri dönüp diğer alternatifleri tecrübe etmek isteyeceksiniz. Ayrıca oyunu bitirdikten sonra ekstralar bölümünden karakterlerin farklı hallerine, sanatsal çalışmalara, oyun sırasında topladığınız dergilere, oyun müziklerine ve daha fazlasına göz atmayı ihmal etmeyin.

Detroit: Become Human’ın görsel olarak ne vaat ettiğinden biraz bahsedelim. Hareket yakalama teknolojisini en iyi değerlendiren firmalardan biri zaten Quantic Dream desek yanlış olmaz. Yükselen grafik kalitesi bu hareket yakalama teknolojisiyle, ardından da mükemmel bir hikaye ile birleşince ortaya görsel bir şölen, adeta bir film deneyimi çıkıyor. Son derece gerçekçi yüzlerin mimiklerini izlemek, karakterlerin hareket tarzlarını gözlemlemek gerçekten çok keyifli oluyor. Mekan ve Detroit şehrinin tasarımları da gerçekten takdiri hak ediyor. Teknoloji merkezli şehir havası başarılı bir şekilde yansıtılırken aynı zamanda günümüzle benzerlikler taşımasına da özen gösterilmiş. Bölüm başlarında veya çeşitli sahne aralarında gördüğümüz manzaralar tek kelimeyle harika. Başarılı ışıklandırmalar, kaliteli tasarımlar, mükemmele yakın hareket yakalama seansları ve daha fazlası. Detroit: Become Human kendisinden beklenilen görsel şöleni fazlasıyla sunuyor.

Oyun işitsel anlamda gerçekten takdiri hak ediyor. Öncelikle şunu belirtelim: üç ana karakterimizin için üç farklı bestekar tercih edilmiş. Böylelikle her birinden farklı hazlar alıyorsunuz. Oyundaki her bir müziği ayrı sevmiş olsam da özellikle Kara için bestelenen, çello ve keman performanslarıyla donatılmış duygusal parça gerçekten beni mest etmeyi başardı. Müziklerle ilgili hoş olan bir detay da paylaşalım. Oyunu oynarken topladığınız puanlarla ekstralar kısmındaki oyun müziklerini açmanız mümkün. Güzel olan nokta ise açabileceğiniz müziklerin aynı zamanda hikayelerinin de sizlere sunulması. Besteleyen sanatçının aşılamak istediği his, müziğin neyi temsil ettiği, bazı teknik bilgiler gibi pek çok detayı müzik hikayelerinden öğrenebilirsiniz. Harika bir durum, değil mi? Müziklere ilaveten seslendirmelerin de son derece başarılı olduğunu belirtmek lazım. Oyuncular kamera karşısında rollerini adeta yaşadıkları için hem hareketleri hem de seslendirmeleri gerçekçi bir hal almış.

Detroit: Become Human’ın elbette ki çeşitli eksikleri ve zayıf noktaları mevcut. Yukarı paragraflarda bazılarını ufaktan yazmıştık. Şimdi hem onları açma hem de aralarına bazı yenilerini ekleme zamanı. Hikaye şekillendirme imkanları açısından türünün en iyisi olsa da kısıtlamalar ufaktan hissediliyor. Bazı önemli diyaloglarda cevabınızı seçmek için can atarken size seçim bırakılmadığı da oluyor. Hikaye açısından eleştiri getirmek istediğim son nokta ise bazı önemli dönemlerin bir nevi oldu bittiye getirilmesi. Bazı anlar “Keşke hikayenin şu kısmı daha detaylı işlenseydi.” dediğim oldu. Birkaç cümle yazdık diye yanlış anlaşılmasın ama, hikayemiz taş gibi. Bu eksi olarak nitelendirdiğim anlar devede kulak kalır desek yeridir. Kamera açılarının kimi zaman olsa problemli olduğunu belirtmiştim. Bunlar dışında gözüme çok fazla takılan bir zayıflık olmadığını söyleyebilirim.

Detroit: Become Human beni fazlasıyla etkileyen bir yapım oldu. Quantic Dream insanlık için oldukça önemli olan “Teknoloji dostumuz mu, düşmanımız mı?” sorusunu yakın gelecek temasıyla harika bir şekilde işliyor. Bunu yaparken de başarılı hikaye anlatımını ve görsel kalitesini hiç olmadığı kadar detaylı bir seçenekler silsilesi ile birleştiriyor. Bir yapay zekalı robotun ne kadar canlı olduğu, insan olmanın ne anlam ifade ettiği, yaşıyor olmanın gerek ve yeter şartı gibi pek çok kritik soruyu da akıllara düşürüyor. Takdir edilesi hikaye ve seçim imkanları, görsel ve işitsel şölen, harika oyunculuklar, filmlere taş çıkartan kurgu ve başarılı yakın gelecek tasarımı. Quantic Dream gene kendisinden beklenileni fazlasıyla yapmış. Birkaç ufak eksiğe sahip olsa da genele vurduğumuz zaman karşımızda gerçekten kaliteli ve özel bir yapım var.

Robotlar mülk edinebilir mi? Yanlışlıkla birilerini yaralarlarsa ne olur? Yargılanabilirler mi ya da cezaya çarptırılabilirler mi? Davada kim sorumlu olur? Bir robot başka bir robota sahip olabilir mi? Bu tartışma başka bir zorlu soruyu ortaya çıkarır: Robotlara etik algısı verilmeli mi? […] Bizim hayvanat bahçesindeki ayılara yaptığımız gibi, kendi yarattığımız robotlar bize fıstık atarken, demir parmaklıkların ardında dans etmek zorunda kalacak mıyız? Ya da, kendi yarattıklarımızın kucaklarında gezdirdiği bir köpek olacak mıyız?
Zihnin Geleceği, Michio Kaku.

Harika!
Harika! Bayıldım Asfdsaf:D Şoktayım! Yapma Bunu! Bu Ne Şimdi!
2211
Bu yazıyı paylaş :
Genel Ortalama 90

Detroit: Become Human ile androidlerin dünyasını keşfetmeye, insan doğasını sorgulamaya ve sayısız seçenek arasında kaybolmaya hazır olun. “Robot ve bilgisayarların çok gelişmesi bir noktadan sonra insanlığı tehdit eden bir noktaya gelecek. Yapay zekalar insanlığın başına gelen ya en iyi şey ya da en kötü şey olacaklar.” Stephen Hawking. Bilim ve teknoloji alanında yapılan atılımların giderek ..

Sonuç OFD: 90.0% 90 Harika
80 70 - 80 90
Detroit: Become Human beni fazlasıyla etkileyen bir yapım oldu. Quantic Dream insanlık için oldukça önemli olan “Teknoloji dostumuz mu, düşmanımız mı?” sorusunu yakın gelecek temasıyla harika bir şekilde işliyor. Bunu yaparken de başarılı hikaye anlatımını ve görsel kalitesini hiç olmadığı kadar detaylı bir seçenekler silsilesi ile birleştiriyor. Bir yapay zekalı robotun ne kadar canlı olduğu, insan olmanın ne anlam ifade ettiği, yaşıyor olmanın gerek ve yeter koşulu gibi pek çok kritik soruyu da akıllara düşürüyor. Takdir edilesi hikaye ve seçim imkanları, görsel ve işitsel şölen, harika oyunculuklar, filmlere taş çıkartan kurgu ve başarılı yakın gelecek tasarımı. Quantic Dream gene kendisinden beklenileni fazlasıyla yapmış.

Benzer Yazılar

Battlefield V İçin Yeni Bir Fragman Yayınlandı – Battle Royale Modu Göründü!

Battlefield V İçin Yeni Bir Fragman Yayınlandı - Battle Royale Modu Göründü!


Battlefield V İçin Yeni Bir Fragman Yayınlandı - Battle Royale Modu Göründü!

Battlefield V için yayınlanan Gamescom 2018 fragmanında oyunun Battle Royale modundan ilk görüntüler karşımıza çıktı. 21-25 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek Gamescom 2018'e artık sayılı günler kaldı. Fuara katılacak oyun firmaları da gösterecekleri yapımlar için çeşitli içerikler...

Red Dead Redemption 2’nin Beklenen Oynanış Videosu Geldi!

Red Dead Redemption 2'nin Beklenen Oynanış Videosu Geldi!


Red Dead Redemption 2'nin Beklenen Oynanış Videosu Geldi!

Merakla beklediğimiz oyunlar arasında yer alan Red Dead Redemption 2 için yayınlanan oynanış videosu oyunun kalitesini gözler önüne seriyor. Rockstar Games tarafından geliştirilen ve oyun dünyasının şu aralar en çok beklenen oyunlarından olan Red Dead Redemption 2'nin bugün ilk oynanış...

Dead Cells İnceleme

Dead Cells İnceleme


OFD: 83.0%

Dead Cells İnceleme

OFD: 83.0%

Ölü hücreler, her yerde ölü hücreler görüyorum Kırbaçlar, kılıçlar, yaratıklar,zindanlar ve bosslar. Bunlar ortaçağ temalı küçük ve sevimli metroidvanialar üretmek için gereken malzemeler ancak Sebastien Benard yanlışlıkla bu karışımın içine bir malzeme daha ekledi: kalıcı ölüm. Ve böylelikle...

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir