Destiny 2 İnceleme

Destiny 2 İnceleme

Çıkmasını merakla beklediğimiz Destiny 2, ilk oyunun üzerine neler koyuyor? Kaderi kısa süre sonra unutulmak mı yoksa çok daha fazlasını mı vaat ediyor?

“Seninle yaşarken hiç karşılaşmadım. Yani ilk yaşantında. Benim zamanımdan çok daha önce, bir savaş meydanında öldün. Özel bir şey bizi bir araya getirdi. Adına “Gezgin” dediler. Ve o geldiğinde… dünyanı sonsuza dek değiştirdi. Bir Altın Çağ’ydı. İnsanlık yüzyıllar boyunca gelişmeye devam etti… ardından bu gelişim durdu. Kadim bir düşman tüm evren boyunca Gezgin’i kovaladı. İnsanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Ancak Gezgin bir seçim yaptı. Gerçekleştirdiği fedakarlık, kadim düşmanını yok etti… ve Hayaletler’e yaşam aşıladı. Ben bir Hayaletim. Daha da önemlisi, ben senin Hayaletinim. Ve sen; Gezgin’in seçilmiş kişilerinden birisin. Sen… bir Gardiyan’sın. Bu da senin kaderin!”

2014 yılının Eylül ayında piyasaya sürülen Destiny pek çok açıdan tartışılan bir yapım oldu. Çıkış öncesi oyun için yapılan kapsamlı reklam ve tanıtım çalışmalarıyla birlikte beklentiler iyice büyüdü. Haliyle beklentiler büyüyünce oyunun kullanıcıları tatmin etmesi de doğal olarak zorlaştı. Verilen kimi sözlerin tutulmaması, ana oyun içeriğinin kısıtlı olması gibi sebepler yüzünden Destiny çokça tepkiyle karşılaştı. Seveni de oldu sevmeyeni de. Ancak inkar edilemeyecek bir şey varsa o da son derece zevkli olmasıydı. Zira Halo serisiyle konsollarda gayet de güzel FPS oynanabileceğini kanıtlayan Bungie geliştiriyordu oyunu. Yüksek aksiyonuyla, grafikleriyle ve oynanışıyla oldukça sağlam bir profile sahipti Destiny.

Destiny ile şahsi maceramı anlatmam gerekirse inişli çıkışlı bir tecrübe olduğunu söyleyebilirim. İlk günlerimde saatlerce başından kalkamayıp uykumdan feragat etmişken bir süre sonra artık hikaye eksikliği mi yoksa tekrara düşen görev işleyişi mi bilemiyorum yavaş yavaş uzaklaştım oyundan. Zaten kısa bir süre sonra oyundan da olmamla birlikte Destiny maceramı noktalamış oldum. 2017’in ilk çeyreğinin son günlerinde ise Bungie ikinci oyunu duyurdu. Bu sefer akıllarda “Ne farklı olacak? Daha iyi bir oyun bizi mi bekliyor?” soruları dolanmaya başladı. İsterseniz yavaştan hem bu sorunun yanıtını vermeye hem de oyunun altını üstüne getirmeye başlayalım.

Destiny 2’nin hikayesi -ki benim en büyük ön yargım bu noktaydı- ilgi çekici denilebilir nitelikte. Altın Çağ’ın ardından gelen karanlıklıktan sağ çıkan insanlar güvenli bir şehre sığınmışlardır. Fakat ardı arkası kesilmeyen tehlikeler gene, hatta daha kuvvetli bir şekilde baş gösterir. İlk oyunda gördüğümüz Cabal ırkı, bu sefer Dominus Ghaul önderliğinde “the Red Legion” olarak karşımıza çıkar. Lejyonun hedefinde ise insanların son güvenli kalesi ve Gezgin’in ta kendisi vardır. Dominus Ghaul, insanların Gezgin aracılığıyla bulundurdukları güçleri hak etmediklerine inanır. Gezgin’i kontrol altına alarak Light’ı etkisiz bırakır ve bu sebeple başta savaşçılar olmak üzere tüm insanların elindeki güçler pasif duruma geçer. Bize de düşen Dominus Ghaul’un yarattığı bu felaket ortamının önüne geçmek evrene tekrardan huzur getirmek.

Hikayenin en büyük ön yargım olduğunu yukarıda belirttim. Nedeni de tahmin edebileceğiniz gibi ilk oyundan kaynaklanıyor. Destiny hikaye anlamında vaat edici ve benim için açılış sahnesiyle oldukça ilgi çekici görünse de oyun ilerledikçe bu durum tam tersine dönüşmeye başladı. Lore içeriğinin oyuna entegre edilmeyerek internet sitesi ve uygulama aracılığıyla öğrenilmesi, ara sahnelerin giderek seyrekleşip cazibesini kaybetmesi benim için koca bir eksiydi. Artık oyunu oynarken kendimi doğrudan çatışma ortamına konulmuş bir Gardiyan gibi hissetmeye başlamıştım. Zira senaryo ve hikaye derinliği kaybolmuştu, her şey salt aksiyondan ibaret gibiydi. Destiny 2 bu durumu hala çeşitli eksikleri olsa da büyük oranda aşmayı başarıyor. Ara sahneler daha sağlam temellere oturtulmuş, oyun içi diyaloglar daha bilgilendirici ve önem arz ediyor. Hatta ara sahne yoğunluğu daha fazla da diyebilirim. Ancak diğer oyunlarla kıyaslandığı zaman hikaye anlatımı gene detaysız kalıyor. Oyunun başında yüksek olan etkileyicilik sürekli devam etse de zamanla azalıyor. Yan karakterlerin oyuna yeterince dahil olmayıp yaşadığımız macera ve savaşların dışında kalması da bir eksi. İnsanlık yok olma tehlikesi ile karşı karşıya iken tam anlamıyla bir birlik oluştuğunu ve bu şekilde mücadele edildiğini görmek isterdim.

Oyuna ilk girişimizi yapıp karakter yaratma ekranına geldiğimizde bir fiyasko ile karşılaşıyoruz. İlk oyundaki karakter yaratma ekranının üzerine neredeyse “hiçbir şey” eklenmemiş. Aynı saç modelleri, aynı yüz boyaları… yazarken hatırladığımda bile sinirlerim bozuldu. Ben de dahil olmak üzere ilk oyunu oynayanların bir kısmının görmek istediği sakal veya başka düzenleme imkanları da yok. İlk oyunda öyle detaylı bir yaratım tasarlansa idare eder derdik ama yok, durum böyle de değil. Yani karakter yaratma aşamasında Bungie’nin sorumsuzca davrandığını söyleyebilirim. Böylesine geniş içerikli (olması planlanan) bir oyun için böylesine detaysız bir yaratım aşaması hayal kırıklığı. En azından bir olumlu durumu belirtelim de bu paragrafta paso sitem etmiş olmayalım. İlk oyundaki karakterinizin görünüşünü aynen aktarmanız mümkün. Bunu yaptığınız takdirde ilk oyundaki yaşadıklarınızın derlendiği oldukça güzel bir özet de size sunuluyor. Ben konsol ve hesap farklılığı yüzünden ilk karakterimi aktaramadım ve dolayısıyla herhangi bir özet göremedim. Eğer sizin karakter aktarma imkanınız varsa sırf bu özet için aktarmanızı öneririm.

Karakter yaratma ekranına değinip de oyun içindeki sınıflara açıklık getirmezsek olmaz. Destiny 2’de ilk oyunda gördüğümüz üç sınıf; Titan, Hunter ve Warlock gene seçilebilir durumda. Oyuna yeni başlayanlar için sınıf seçimi büyük bir soru işareti olacaktır. Bu soru işaretini biraz olsun giderebilmek için sınıfları birkaç cümleyle özetleyelim. Titan sınıfı en ağır zırha sahip gardiyan olarak karşımıza çıkıyor. Savunma anlamında bu zırh sayesinde güven veren ve ön saflarda mücadele etmekten çekinmeyen Titan, sıcak çatışmalara hiç çekinmeden giren oyuncular için doğru bir tercih olabilir. Hunter sınıfı zırh açısından ortanca vaziyette. Adından anlaşılacağı üzere bir Hunter gardiyan, bir avcının sahip olması gereken hız ve çevikliği kendinde toplamıştır. Saflar arasında vurulmadan ilerleyebilen ve çatışmalarda hünerli olan Hunter, hareketli bir oyun tarzı benimseyen oyuncular için ideal. Son sınıfımız Warlock ise zırh anlamında oyunun en hafifi. Genellikle oyunun büyücüleri de denen bu sınıf Gezgin’in sağladığı Light sayesinde büyüler yaparak düşmanlarına yıkıcı hasarlar verebiliyor. Giydikleri uzun cübbeler ile kolayca tanınan Warlock gardiyanlar, geleneksel savaş tarzlarından sıkılmış, ateşli silahları büyü ile harmanlamak isteyen oyuncular için ideal.

Aslında üç ana sınıf dışarıdan bakıldığında yetersiz ve yüzeysel görünse de olay bu kadarıyla ibaret değil. İlk oyunda gördüğümüz “alt sınıf” mantığı eklenen yeni stillerle birlikte devam ediyor. Her ana sınıfın altında üçer tane de alt sınıf bulunuyor. Oyuna ilk başladığınızda bu ana üçlüden birine mensup olacaksınız. Ancak karakterinizle deneyim kazanıp kişiselleştirmeler yaptıktan sonra bu alt sınıflardan birinin üyesi olacak, daha doğrusu o alanda uzmanlaşacaksınız. Bu uzmanlığını belirleyecek olan ana etken ise oyunda bulunan yetenek ağacında seçtiğiniz yetenekler olacak. Bu arada yetenek ağacına değinmişken mantığının ilk oyunla benzer olduğunu belirtmek lazım. Ancak tasarım açısından ilk oyundaki listeleme tarzı yerine bu sefer eşkenar dörtgenlerden oluşan daha rahat anlaşılır ve estetik bir tasarım tercih edilmiş.

Artık silahımızı kapıp Gardiyanlık görevimizin gerektirdiklerini yapmaya başlayabiliriz. Yalnız seriye ikinci oyunla adım attıysanız size bir uyarı yapalım. Destiny 2’de herhangi bir alıştırma bulunmuyor. Yani neyi nasıl yapacağım diye büyük oranda sizin çaba harcamanız gerek. Çözümlemeniz zor olmasa da yeni katılacak oyuncular dikkate alınarak bir alıştırma bölümü tasarlanması hoş olabilirdi. Ancak dediğim gibi kendi kendinize alışmanız da zor olmayacaktır. Oyunu gözlemlemeye başladığımda dikkatimi ilk çeken yenilik silah sistemindeki değişiklik oluyor. Gene ilk oyundaki gibi üç silahımız var ancak bunların tipleri değişmiş. İlk silah slotumuz olan Kinetik silahlar, herhangi bir özel enerji tipine sahip olmayan silahları belirtiyor. İkinci slot Enerji Silahları enerji tipleri sayesinde özel hasarlara sebep olan silahlar için kullanıyor. Sonuncu Güç silahları ise adından da anlaşılacağı üzere genellikle daha fazla hasar veren silahlar için kullanılıyor. Kinetik-Enerji silahları için otomatik, hafif makineli, hafif nişancı, tabanca gibi seçimler yapılabilir. Güç silahları ise bomba atarlar, keskin nişancı tüfekleri ve kılıç gibi silahlardan oluşuyor. Kinetik-Enerji silahları için mermi bulmak kolay sayılırken güç silahları için mermi bulmak biraz sıkıntı olabilir. Zaten çoğu zaman bu türdekilerin mermi sayısı iki elin parmaklarını geçmediği için idareli kullanmanızda fayda var.

Silahların sayısının ve çeşitliliğinin yeterli olup olmadığına değinmeden geçmeyelim. Silah çeşitliliği gözlemlediğim kadarıyla gayet yeterli seviyede. Farklı nadirlik düzeylerinde, farklı tarzlarda ve farklı görünüşlerde pek çok silah mevcut. Tasarım açısından gelecek temalı bir oyunun silahı oldukları hissiyatını şahsen daha iyi buldum. Bazı silahları biraz incelediğiniz zaman günümüzdeki silah tasarımlarını andırdığını hatta fazlasıyla benzediğini fark ediyorsunuz. Bazı silahlar ise tamamen bağımsız olarak yepyeni bir görünüşe sahipler. Tabi iki nokta arasında bulunan silahlar da mevcut, hatta silah depomuzun büyük bir kısmını bunlar oluşturuyor.

Farklı silah sınıfları haliyle farklı düşman çeşitleri üzerinde etkili oluyor. İlk başlarda karşınıza çıkan düşmanlara hangi silahla saldırdığınız pek önem arz etmiyor. Ancak çeşitlilik ve zorluk arttıkça doğru silah ve hamlenin kullanımı önem kazanıyor. Başınıza bela olmayacak yaratıklara Güç silahınızın cephanesini harcarsanız bölüm sırasında veya sonunda karşılaşacağınız büyük yaratık ve bölüm sonu canavarlarına karşı daha zorlu bir mücadele sizi bekleyecek. Ayrıca Süper Yetenek isminde, L1+R1 kombinasyonuyla aktif hale gelen son derece etkili bir saldırı tarzı mevcut. Bu saldırıyı yapabilmek için HUD ekranındaki çubuğun tamamen dolu olması gerekiyor. Tabi bu saldırı oyunda bulunan 3 sınıf için farklılık gösteriyor. Hem süper yeteneğiniz hem de merminiz yok ise öyle bir köşeye çekilip beklemek zorunda değilsiniz. Çıplak elleriniz de başlı başına oldukça tehditkar bir silah!

Aksiyonun ve çatışma dozajının yüksek olduğu bir oyunda vuruş hissiyatı son derece önemli. Destiny 2 bu anlamda çok başarılı bir iş çıkarıyor. Her silah kendini farklı hissettirmeyi başarıyor ve kullanımları gayet zevkli. Konsol üzerinde oynadığım, sağa sola ateş edip düşmanları haklamaktan en çok keyif aldığım oyun Destiny 2 olabilir. Tabi bu yalnızca vuruş hissiyle sağlanacak bir şey değil. PvE’deki düşmanların yapay zekası, PvP’de ise oyunun sundukları önem arz ediyor. Özellikle yapay zeka düşmanların farklı oynayış tarzları, kimi zaman agresif kimi zamansa tedbirli doğaları sizi farklı yaklaşımlar bulmaya itiyor. Bazen doğrudan hücum ederken bazen ise siper arkasından taciz ateşlerinde bulunup kendinizi koruyarak ilerlemeniz gerekiyor. PvP’de ise durum biraz farklı. Her oyuncu bambaşka davranışlar gösterdiği için sürekli tetikte olmanız gerekiyor.

Silahlara değinmişken konuyu karakterimizin zırhına, donanımına ve oyun içi eşyalara bağlamak istiyorum. Karakter ekranını açtığımız zaman tasarım açısından ilk oyuna çok benzeyen bir tarzı görüyoruz. Sol tarafta karakterimizin yetenek ağacına ulaşabileceğimiz bölüm, altında silahlar ve en altta da Hayalet kabuğumuz mevcut. Sağda ise karakterimizin bölümlere ayrılmış vücut zırhını inceleyebiliyoruz. Bu saydıklarımızı satın alma, görev, yağma ve etkinlik hediyeleri sayesinde değiştirebilirsiniz. Karakteriniz geliştikçe karşınıza çıkan zırh ve ekipmanlar haliyle daha güçlü olmaya başlıyor. Tabi estetik açıdan da geliştiklerini belirtelim. Tüm bu ekipmanlar tıpkı silahlar gibi çeşitli nadirlik seviyelerine sahip. Ancak yaygın olan bir ekipman mutlaka nadir ekipmandan güçsüz olacak diye bir şey yok. Tam tersi durumlarla karşılaşabiliyoruz.

Karakter ekranının sağ kısmına baktığınızda oyundaki değişikliklerden birini fark edeceksiniz. İlk oyunda silahların ortalama puanını ifade etmeye yarayan Light sistemi bu sefer Power olarak karşımıza çıkıyor. Mantığında önemli herhangi bir değişiklik olmadığı için yeni sistem olarak adlandırılmasına gerek yok. Power bölümünde gözüken puanımız oynanış için son derece önemli. Destiny 2’deki bazı görev çeşitlerini oynayabilmemiz için puanımızın belli bir noktanın üstünde olması gerek. Ayrıca bir görevi yapmak istediğiniz zaman hazır olup olmadığınızı anlamanız için tavsiye edilen Power seviyesini de görebilirsiniz. Gene aynı karakter ekranından oyun içi para birimlerine ne kadar sahip olduğumuzu, seviyemizi ve ekipman özelliklerini görebiliriz.

Envanter kısmına göz attığımızda üç çeşit item (Shaders, Modifications, Consumables) bulunduğunu görüyoruz. Bu itemler sayesinde ekipmanlarımızın görünüşünü değiştirebilir, özelliklerini değiştirebilir hatta yeni özellikler ekleyebiliriz. Silahların ve ekipmanlarımızın rengini değiştirmemizi sağlayan Shader itemleri ilk oyunda da bulunan bir unsurdu. Ancak görüyoruz ki kullanımlarının temel mantığı değişmiş. İlk oyundaki bir Shader’ı istediğiniz zaman kullanıp kullanmama imkanınız varken Destiny 2’de tek seferlik kullanım hakkınız var. Örneğin Shader kullanıp renk değiştirdiniz, ardından gene bu işlemi başka Shader ile uyguladınız. Ancak sonrasında eski renge geri dönmek isterseniz tekrardan Shader elde etmeniz gerekiyor. Yani kullanım konusunda dikkatli olmanız gerek. Tabi bu durum oyuncuların pek hoşuna gitmedi. Bungie ise bu duruma oyun içi hediye/yağma imkanlarını çözüm gösteriyor. Ancak bu kadar çok ekipman bulunan ve kısa sürede değiştirilen bir oyunda böyle tercih yapılması pek doğru olmamış. Bu tercihin temelinde mikro ödeme mantığının yattığını anlamak da zor olmasa gerek.

Peki Destiny 2’nin dünyası oyunculara neler vaat ediyor? Bu soruya cevap vermeden önce bir kavrama açıklık getirsek iyi olacak. Bungie ilk Destiny’yi çıkaracağı zaman oyun içeriği ve türünden bahsederken yeni bir kavramı sektöre kazandırmıştı: Paylaşımlı Dünya. RPG dinamikleriyle MMO unsurlarını bir araya getiren bir FPS oyunu olan Destiny için geleneksel MMO etiketinin kullanımından kaçınılmıştı. Bu sebeple de ortaya Paylaşımlı Dünya çıktı. Bungie buna sebep olarak kullanıcılar arası yazılı iletişim gibi bazı önemli MMO unsurlarının yokluğunu göstermişti.

Destiny 2’nin paylaşımlı dünyası büyüklük ve içerik açısından şu an bile iyi bir seviyede. İleride gelecek paketler olmadan bile oyun sizi uzunca bir süre idare edecek şeylere sahip. Oyunda gidilebilecek dört ana merkezimiz var: Dünya, Io (Jüpiter’in uydusu), Nessus (küçük gezegen) ve Titan (Satürn’ün Uydusu). Bu merkezlerde yolunuzu bulabilmek için elbette ki haritaları kullanacaksınız. Ana merkezlere ek olarak The Farm ve The Tower sosyal merkezleri de mevcut. Bu iki sosyal merkezde kendinize çeşitli şeyler alabilir, diğer oyuncularla tanışabilir hatta daha değişik şeyler de yapabilirsiniz. Örneğin The Farm’da bulunan futbol sahasında diğer oyuncularla tek tük futbol oynayabilirsiniz. Tabi maalesef yabancılar bizlerin aksine “Topu atan alır.” felsefesiyle yetişmediği için futbol keyfimiz pek uzun soluklu olmuyor.

Oyun dünyası büyük anladık, peki içerik ne alemde, ne tür görevler yapabilirim ben buralarda? Hikaye görevlerine ek olarak Strike, Raid ve Patrols gibi görev çeşitleri mevcut. Tabi onlara geçmeden önce PvP’yi aradan çıkarsak hiç de fena olmaz. PvP bildiğiniz üzere diğer aktif kullanıcılarla takım olup kapışmanızı sağlıyor. İşleyişi ilk oyunla aynı diyebilirim. Pek başarılı olamasam da eğlenceli vakit geçirdim. PvP’nin temel direği olan Crucible seviye tabanlı hasarı kaldırarak her seviyedeki oyuncunun birbiriyle kapışmasını sağlıyor. Competitive ve Quickplay ise diğer iki PvP modumuz. Competitive sizin için en doğru oyunu bulurken Quickplay acelesi olan ve iki el atıp çıkayım diyen oyunculara hitap ediyor. PvP özellikle arkadaşlarınızla girdiğiniz zaman çok daha eğlenceli olduğu için yanınıza bir iki tanıdığınızı da alarak bu sulara yelken açmanızı tavsiye ederim. Ancak PvE’ye kıyasla sundukları çok kısıtlı. Oyun modlarının yetersizliği ve tekrara düşen yapısı nedeniyle bir süre sonra kaçınılmaz olarak eğlencenin miktarı düşüyor.

PvP’nin ardından hızlı bir şekilde diğer görevlere de değinelim. Strike görevleri ilk oyunla alışkın olduğumuz bölüm sonu canavarlı görevlerin biraz daha cilalanmış hali, ayrıca benim de favorim. Geçtiğimiz saatlerde Leviathan ile aktif olan Raid’de doğal olarak takım oyunu ön planda. Patrols ise birkaç görev türünü bir arada bulunduran bir şey. İçerisinde Adventure, Lost Sector ve Public Event gibi görevler mevcut. Şahsen yaparken çok eğlendiğim Adventure, Destiny hikayesi hakkında size bilgiler veren bir yan görev serisi. Sayıları da oldukça fazla. Lost Sector ise Strike’a benzer olarak bölüm sonu canavarı içeren, daha küçük çaplı bir görev çeşidi. Başka oyuncularla belirli bölgelerde ve belirli zamanlarda yapabileceğiniz Public Event ise basit ama eğlenceli savaşlar vaat ediyor. Oyunda herhangi bir şekilde para veya ekipman sıkıntısı yaşamıyoruz. Zaten temel sebebi de üstte saydığımız görev çeşitliliği ve tamamladıktan sonra elde ettiğiniz cömert hediyeler.

Geldik bir diğer kritik nokta olan grafiklere. Oyun PlayStation 4 üzerinde 30 FPS olarak çalışmakta. 30 FPS her zaman için yetersiz bir rakam olsa da en azından herhangi bir düşüş yaşanmaması nedeniyle “Hadi eyvallah.” diyerekten tolere etmemiz mümkün. Yani optimize bir deneyimle karşı karşıyayız. Grafikler öyle eşsiz denilecek kadar yüksek bir seviyede değil ancak gayet doyurucu. İlk oyunla grafikleri kıyasladığımızda arada öyle çok bariz bir fark olduğunu söyleyemeyiz. Ancak zaten usta işi olan ışıklandırmalar daha da hassas bir seviyeye getirilmiş ve kaplamalarda detaycılık arttırılmış. Gittiğimiz farklı mekanlara göre değişen tasarımlar, düşman çeşitliliğinin grafiklere yansıması ve aksiyon efektleri takdiri hak ediyor. Özellikle açık alanlarda kendine hayran bırakan manzaralarla karşılaşıp bir ekran görüntüsü almanız muhtemel. Tabi bir de işin PC boyutu var. Destiny 2 PC’de en yüksek kalitede nasıl bir görünüme imza atacak merakla beklemekteyiz.

Oyunun işitsel açıdan sunduğu deneyim sanırım en kuvvetli yanı. İlk oyunda bizi büyülemeyi başaran müzik ekibi ikinci oyunda bu büyüyü devam ettiriyor. İlk oyunda ve Halo serisinde de görev alan Michael Salvatori’nin önderliğinde bestelenen müzikler benim gibi enstrümantal sevdalısı biri için muhteşem bir sürpriz oldu. Oyunun müziklerinin hepsini dinlemenizi öneriyorum. Özellikle de Journey ve Inner Light’ı. Oyun içerisindeki duyguyu yansıtma konusunda müzikler kusursuz bir iş başarıyor. Seslendirmelere de değinecek olursak birkaç sahnede bazı karakterlerin sesini fazla duygusuz bulmam haricinde herhangi bir sorun görmüyorum. Destiny 2’yi pek çok açıdan tebrik etsem de işitsel anlamda başardıkları sebebiyle ayrı ve gönülden bir tebrik yolluyorum emeği geçenlere.

Peki Destiny 2 kısaca nasıl bir oyun? Öncelikle oyunun adının 2 değil de Destiny 1.5 olması gerektiği yönünde görüş belirtenler vardı. Evet Destiny 2’nin ilk oyuna fazlasıyla benzediği yerler var. Hatta ilk oyunun bir ek paketiymiş gibi bir düşünce de akla gelebilir. Ancak Destiny 2 ilk oyunda Bungie’nin başardığı şeyleri üzerine koyarak devam ettirdiği, pek çok hatanın giderildiği yepyeni ve daha sağlam temelli bir tecrübe. Elbette devam ettirilen hatalar, iyiyken kötü hale getirilen şeyler de mevcut. Yine de genele vurduğumuzda Destiny 2 pek çok ders çıkarılan, ilk oyunu deneyenler için güzel bir devam macerası, yeni katılanlar içinse keyifli bir oyun sunuyor. Eğlenceli oynanışı, güzel grafikleri, harika müzikleri ve doyurucu denilebilecek içeriğiyle Destiny 2 gayet başarılı bir yapım. Bungie yeni içerikler eklemeye devam ettiği takdirde uzun ömürlü bir oyun ile karşı karşıyayız.

Harika!
Harika! Bayıldım Asfdsaf:D Şoktayım! Yapma Bunu! Bu Ne Şimdi!
711
Bu yazıyı paylaş :
Genel Ortalama 85

Çıkmasını merakla beklediğimiz Destiny 2, ilk oyunun üzerine neler koyuyor? Kaderi kısa süre sonra unutulmak mı yoksa çok daha fazlasını mı vaat ediyor? “Seninle yaşarken hiç karşılaşmadım. Yani ilk yaşantında. Benim zamanımdan çok daha önce, bir savaş meydanında öldün. Özel bir şey bizi bir araya getirdi. Adına “Gezgin” dediler. Ve o geldiğinde… dünyanı sonsuza dek ..

Sonuç OFD: 85.0% 85 Harika
85 80 - 90 -
Destiny 2 ilk oyunda Bungie'nin başardığı şeyleri üzerine koyarak devam ettirdiği, pek çok hatanın giderildiği yepyeni ve daha sağlam temelli bir tecrübe. Elbette devam ettirilen hatalar, iyiyken kötü hale getirilen şeyler de mevcut. Yine de genele vurduğumuzda Destiny 2 pek çok ders çıkarılan, ilk oyunu deneyenler için güzel bir devam macerası, yeni katılanlar içinse keyifli bir oyun sunuyor. Eğlenceli oynanışı, güzel grafikleri, harika müzikleri ve doyurucu denilebilecek içeriğiyle Destiny 2 gayet başarılı bir yapım. Bungie yeni içerikler eklemeye devam ettiği takdirde uzun ömürlü bir oyun ile karşı karşıyayız.

Oyunu temin etmemize yardımcı olduğu için http://www.aralgame.com 'a teşekkür ederiz.

Benzer Yazılar

Electronic Arts Mali İşler Müdürü Battlefront 2 İçin Konuştu

Electronic Arts Mali İşler Müdürü Battlefront 2 İçin Konuştu


Electronic Arts Mali İşler Müdürü Battlefront 2 İçin Konuştu

Electronic Arts Mali İşler Müdürü Blake Jorgensen son zamanlarda çok tartışılan Star Wars Battlefront II için açıklamalarda bulundu. Star Wars Battlefront II, Electronic Arts'ın izlediği politikalar sebebiyle bugünlerde bolca konuşuluyor ve eleştiriliyor. Başlıca şans kutularının ve mikro...

Football Manager 2018 İnceleme

Football Manager 2018 İnceleme


OFD: 80.0%

Football Manager 2018 İnceleme

OFD: 80.0%

Yılların eskitemediği seri Football Manager'in yeni üyesi Football Manager 2018 bu sene neler vaat ediyor? Football Manager serisinin pek çok oyuncu için ayrı bir anlam taşıdığını söylemek mümkün. Uykusuz geçen geceler, saatlerce kafa yorulan taktikler ve transferler, istenmeyen maç sonuçları...

Star Wars Battlefront 2 PC İnceleme

Star Wars Battlefront 2 PC İnceleme


OFD: 67.0%

Star Wars Battlefront 2 PC İnceleme

OFD: 67.0%

Güç kiminle bilemeyeceğim, ama biz oyuncularla olmadığı kesin Öyle işte sevgili okur. Ben de şaşkınım, böyle olmaması gerekiyordu. Klasik Battlefront’ları aratmayacak bir oyun geliyordu güya. Her ne kadar ayyuka çıkan son haberlerle bize doğru gelen oyunun vaat edilenden farklı olduğunu...

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz