Darksiders III İncelemesi

Darksiders III İncelemesi

Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere – Nazım Hikmet Ran

THQ’nun iflası ve elinin altındaki markaların muhtelif oyun şirketleri tarafından pay edilmesinden sonra pek çok kişi yeni bir Darksiders oyunu görebileceğimizi düşünmüyordu. Zira Darksiders, THQ hala maddi olarak güçlü bir durumdayken, AAA olarak geliştirilmiş ve basın tarafından oldukça beğenilmiş bir yapımdı. THQ’nun dağılmasının ardından oyunlarının haklarını alan firmalar ise, ya bu ölçekte oyun yapmaya gücü yetmeyecek ya da sadece THQ’nun kâr getiren markalarında gözü olan şirketlerden oluşuyordu.

Listelemek gerekirse: Relic Ent. ve WH 40k komple SEGA’ya, Homefront’un hakları Crytek’e,  Evolve ve WWE serilerinin hakları Take-Two’ya, THQ Montreal ve South Park RPG hakları Ubisoft’a, Volition Entertainment (Saint’s Row’un geliştiricileri) ve Metro serisinin hakları ise Koch Media’ya yani dolaylı olarak Deep Silver’a,  Nickelodeon serilerinin oyun hakları ise Activision’a devredildi. İçlerinde Darksiders’ın da olduğu kalan bütün IP’leri ise Nordic Games satın aldı. Yani THQ resmen yıkılmış devasa bir imparatorluk gibi parça parça diğer firmalar arasında paylaşıldı.

O zamanlar THQ’ya nazaran oldukça küçük bir şirket olan Nordic Games, Darksiders ile birlikte THQ’nun pek çok oyununun da isim haklarını almıştı. Daha doğrusu, devasa şirketler istediklerini aldıktan sonra firmadan geriye kalanları açık arttırmadan kapatmıştı diyelim.

Kimse Nordic Games’in ortaya Darksiders’ın ismini sürdürebilecek bir oyun çıkarabileceğine inanmıyordu. Hele hele Darksiders II’nin 50 küsür milyon dolar ve 200 kişilik bir ekiple geliştirildiğini göz önünde bulundurunca, seriye devam etmek Nordic Games için intihar demekti.

Gel zaman git zaman, Nordic Games azmedip sonunda THQ isminin haklarını da aldı. Bununla da yetinmedi, yıllardır Nordic Games ismiyle anılan şirketin ismini değiştirip THQ Nordic yaptı.

İşte şirket tam bu noktada bir patlama yaşadı. Yılların kaya gibi oyun şirketi THQ’nun ismini almaları şirketin hisselerine dahi etki etti. Bağımsız geliştiriciler daha sık kapılarını çalmaya, nitelikli oyun geliştiricileri bünyelerine girmek istemeye başladı.

Şuan THQ Nordic tamamen bağımsız oyun dağıtıcısı bir şirketten, AAA oyun geliştirici ve dağıtıcı bir şirkete evrilmenin eşiğinde. Darksiders III ise bu yoldaki en büyük atılımları. Her ne kadar günümüz standartları için tam anlamıyla “AAA” sayılmayacak olsa da, Darksiders III efsane bir serinin devam oyunu ve nispeten büyük bir yapım.

Gelin evvela Darksiders evrenine yabancı olanlar için, serinin tamamını kapsayan, ufak bir ön bilgi verelim. Ardından ise 6 senedir çıkar-çıkmaz derken bugün karşımızda olan Darksiders III’e bir bakış atalım.

Darksiders nedir, ne değildir?

(Darksiders III’ten önceki Darksiders oyunlarını oynamış olanlar direkt olarak incelemeye geçebilirler)

Darksiders 2010 senesinde çıkan, Vigil Games tarafından geliştirilip, THQ tarafından dağıtılmış olan bir oyundur. Oyun hikaye temelini İncil’in kıyamet vaktini anlatan son bölümlerinden alır. Olaylar tamamen kıyamet yaklaşınca ortaya çıkacağı iddia edilen Mahşerin Dört Atlısı ekseninde döner.

Hikaye temelini incilden alıyor dahi olsa, oyunun Lore’u kaynağa sadık değildir. Oyunda cennet, cehennem ve insanlık 3 ayrı krallık olarak resmedilir. İnsanlık haricindeki iki krallığın çok kudretli orduları mevcuttur. Bunların haricinde bir de Old Ones vardır. Old Ones bu yukarıdaki 3 ırkın hepsinden daha yaşlı ırklara verilen isimdir.

Old Ones; Abyss’ten doğan Abyssal Creatures, Charred Council ve Makers olarak 3 ana kısma ayrılabilir. Bu üç ırkın hiçbirine uymayan canlılar da elbette evrenin farklı köşelerinde yaşamlarına devam etmektedir.

Abyssal Creature’lar kaos tohumu diyebileceğimiz canlılardır. Irk olarak birbirlerine benzerlikleri mevcut değildir. Birbirlerine yada başka ırklara karşı sadakatleri yoktur. Onları esir edebilen ya da Abyss’ten çağırmayı başaran kişiye hizmet ederler.

Makers bir nevi dev türüdür. Bu devler cennet ve cehennemin arasında taraf tutmayan ve her ikisi için de şehirler inşa eden usta müteahhit ve demircilerden mürekkeptir. Forge Lands isimli bir diyarda yaşarlar, bu diyar Abyss ile kıyı kıyıyadır. Bunun nedeni ise taraf gözetmeyen kaotik yok ediciler ile yine taraf gözetmeyen yapı ustalarının dengeyi sağlamasıdır.

Charred Council ise bir grup taş yığınıdır. Amma velakin bu taş yığını yukarıdaki ırklar üzerinde en çok yetki sahibi olan gruptur. Evrendeki dengeyi sağlamak görevinin onlara ait olduğunu iddia ederler. Cennet ve Cehennem’in orduları 3.Krallık olan insanların üzerinde hüküm sürmek istediklerinde ateşkes sağlayıp insanların kendi medeniyetlerini kurmasına ve gelişmelerine olanak sağlamışlardır. Birbirine zıt herhangi bir tarafın fazla güçlenmesi onlar için sorun demektir.

Tüm bu tarafların arasında bir de Cennet ve Cehennemin ortak ürünü denilebilecek bir ırk mevcuttur. Nephilim olarak anılan bu ırk şeytan kraliçe Lilith’in oyunları sonucu ortaya çıkmış ve dünyaların dengesini tehdit etmiştir. Güçlenme potansiyeli inanılmaz olan bu ırk tüm evrene karşı fetih politikası izlemiş ve bunun sonucunda Nephilim arasında bazı fikir ayrılıkları peydah olmuştur.

Bu fikir ayrılıklarının en bariz meyvesi ise Nephilim tebaasından 4 kardeşin Charred Council’e gidip, onlarla bir anlaşmaya imza atmasıdır. War, Death, Strife ve Fury isimlerini alan bu dört kardeş ırklarının çok ileriye gidip, diğer ırkları daha fazla tehdit etmesi durumunda onları durduracaklarının sözünü vermiş, karşılığında ise diğer Nephilimlerden daha üstün güçlere kavuşmuşlardır.

Nephilim’ler, kimi zaman hızlı kimi zaman sakin sakin fetihlerine devam etmiş ve pek çok diyarı ele geçirmişlerdir. Absalom isimli ilk Nephilim’in kumandanlığında diyarları fetheden Nephilim’ler nedense bir türlü doyamamış, elde ettikleriyle yetinememişlerdir. Tam en son göz diktikleri diyar olan Eden’a yerleşmeyi planlarken; insanlar ortaya çıkmış ve Charred Council insanların, Meleklerin himayesinde, Eden’da yaşamasına karar vermiştir.

Bu olay üzerine Nephilimler galeyana gelmiş ve Meleklerin himayesindeki Eden’a saldırmışlardır. İşte o vakit Charred Council 4 kudretli süvarisini çağırmış ve yıllar evvel verdikleri sözü yerine getirmelerini istemiştir. Charred Council’in güçleriyle donanmış 4 atlı Eden’a Melekleri desteklemek için at sürmüş ve Nephilimler ile savaşmışlardır.

Bu savaş esnasında atlılar binlerce Nephilim’i kılıçtan geçirmiş, özellikle Death tek başına bir ordu gibi savaştığı için adını efsaneler kadrosuna yazdırmıştır. İlk doğan Nephilim dahil herkes öldürüldükten sonra müdahele sona ermiş, Eden terk edilmiş ve insanlara yaşamaları için Dünya gezegeni verilmiştir.

Bu savaşın sonucu olarak atlılar bütün diyarlar arasında korkulan, özellikle Death, bir güç haline gelmiş ve Charred Council’in eli iyice güçlenmiştir.

Tüm bu olaylardan sonra atlılar tüm diyarlarda dengenin koruyucuları olarak bilinmiş ve buna göre hareket etmişlerdir.

Serinin ilk oyunu olan Darksiders I ise, kardeşlerin en genci olan War’un, Charred Council tarafından gönderildiği görevde başarısız olması ve kefaret için tek başına zorlu bir göreve çıkmasıyla başlar.

Oyun yapı olarak hem dönemin hack and slash oyunlarıyla hem de Legend of Zelda serisiyle benzerlikler taşımaktadır. Sanat yönetmeni olan ünlü çizgi roman sanatçısı Joe Madureira’nın tasarımlarıyla ortaya çıkan Darksiders, bazı eksiklerine rağmen, oldukça beğenilir ve ikinci bir oyunu garantiler.

İkinci oyunda atlıların lideri, kardeşlerin en büyüğü ve en güçlüsü Death ellerimize bırakılır. İkinci oyunla birlikte Darksiders serisi resmen evrim geçirmiş, yarı açık dünya, eşya, yetenek puanı gibi sistemlerle bol bol zelda esintili bir aksiyon-rpg oyununa dönüşmüştür.

İkinci oyun serinin ilk oyunundan daha ziyade beğenilmiş ve medya tarafından övülmüştür.

Darksiders III’e başlarken

Oyunun incelemesine girmeden evvel oyunu PC platformunda oynamak isteyenler için ufak bir uyarıda bulunmak istiyorum. Oyunun klavye/Mouse desteği şuan rezalet durumda ve pek çok soruna sahip. Geliştirici Gunfire Games sorunların farkında olduklarını ve en kısa zamanda düzeltmeye çalışacaklarını beyan etse de, ikinci oyundaki o çok rahat klavye/Mouse kontrollerinden eser olmadığını belirtmem lazım. Gamepad’iniz yoksa, şimdilik PC sürümüne bulaşmamanızı öneriyorum.

Darksiders III, mahşerin dört atlısının tek kadın üyesi olan Fury’i bizlere sunuyor. İsmiyle müsemma, sürekli öfkeli ve agresif bir karakter. Charred Council tarafından çağırılıyor ve hapis oldukları yerden kaçıp dünya üzerinde yuvalanmış olan yedi ölümcül günahı toparlama görevi kendisine tevdi ediliyor. Bu görevi yerine getirmesi karşılığında ise konseyden atlıların liderliği pozisyonuna getirilme sözü alıyor. (İşte bunlar hep aşağılık kompleksi)

Fury ile konseyin huzuruna çıkar çıkmaz bir şey dikkatimizi çekiyor. Konseyin karşısında dizlerinin üzerinde ve zincirlenmiş bir şekilde duran War. Evet, seriyi oynayanlar doğru tahmin ettiniz. Darksiders III ilk oyunla birebir aynı zaman diliminde geçiyor. Zaten Darksiders oyunlarında ilerleyen bir tarih çizelgesi, henüz, mevcut değil. Tahminimce Darksiders 4’te Strife’ın macerasına da tanık olduktan sonra, dört atlının hep birlikte at süreceği ve hikayeyi sonlandırıp her şeyi sonuca bağlayacak bir beşinci oyun çıkacak. Tabi bütün bunlar Darksiders III’ün ticari başarısına, oyuncular ve medya tarafında nasıl karşılandığına bağlı.

Fury, karakter olarak, çok da sevilesi biri değil. Dizlerinin üzerinde zincirli halde bulunan kardeşine hiç sempati göstermemesi ve onunla alay etmesi zaten nasıl bir kafa yapısına sahip olduğunu az buz ortaya koyuyor. İki oyundur “adam” diyebileceğimiz karakterleri yönettikten sonra birden ezilmiş ergen zihniyetiyle karşılaşmak oyuncuları rahatsız edebilir. Ama merak etmeyin, Darksiders III’ün asıl olayı zaten Fury’nin içindeki adil ve merhametli karakteri keşfetmesi. Yani oyunun sonuna kadar gördüğünüz her türlü canlıya laf sokan biri olarak devam etmiyoruz.

Görevimizi aldıktan sonra dünyaya gönderiliyoruz. Göktaşı gibi yere çakıldıktan sonra bir takım ufak yaratıklarla cebelleşip, ilk “günah”ın yanına varıyoruz. Bakın, cebelleşip dedim. Neden mi? Çünkü Darksiders 3 şimdiye kadar çıkan diğer Darksiders oyunlarından çok daha zor bir oyun. Ben önceki oyunları uzun müddet oynamış olmama güvenip oyuna hard zorluğunda başladım… İnanın karşılaşacağım zorluğa hazır değildim. Zaten bir müddet oynadıktan sonra Darksiders III’e hack and slash mantığıyla yaklaşmanın ne kadar yanlış olduğunu da keşfettim. Zira karşımdaki oyun, en amiyane tabirle, bir Soulslike’tı.

Bu sahne bir yerlerden tanıdık geliyor mu?

“Ya sıkma birader, her zor oyuna da Dark Souls diyorsunuz” diyebilirsiniz. Doğrudur, oyun medyasında azıcık zorlayıcılık etmenine sahip oyunlara hemen Dark Souls benzeri zorluk yaftası yapıştırma eğilimi mevcut. Buna ben de sıkça şahit oluyorum.

Lakin ben Souls serisini aşırı zor bulmayan, klasik, oyuncuyu test eden bir japon aksiyon/rpg’si olduğuna inanan biriyim. Bloodborne hariç serinin bütün oyunlarını bitirmiş, Demon Souls hariç hiçbirinde aşırı zorlanmamış bir oyuncuyum. Buna rağmen bir oyuna Soulslike diyorsam, o oyun gerçekten Souls serisinden ciddi bir biçimde esinlenmiş olduğu için diyorumdur, sadece zorluğundan ötürü değil.

Nasıl yani yav derseniz:

  • Düşman tasarımlarının benzerliği
  • Düşmanların taktikleri
  • Haritalardaki düşman yerleşimleri (yaratıkların tam görünmeyen köşelere gizlenmiş olması gibi)
  • Koridor usulü ama geri dönüşlere açık dünya
  • Bonfire sistemi
  • Estus Flask benzeri bir sistemle can doldurmamız
  • Öldüğünüz vakit topladığınız ruhların düşmesi ve öldüğünüz yere geri dönüp almak zorunda olmanız
  • Çevredeki yarı çürümüş cesetlerin yanında parıl parıl parlayan eşyaların olması ve pek çoğunun oyunda seviye atlamanıza yarayan ruhları barındıran ruh kümeleri olması (Darksiders serisinde birim para diyebileceğimiz şey hep ruhlardı ama buradaki gibi bir kullanım mevcut değildi)
  • Silahlarınıza artı basma sisteminin haritanın farklı yerlerinden bulduğunuz, basılan artının sayısı arttıkça daha iyisini bulmak zorunda olduğunuz demir madenleri ile gerçekleşiyor olması
  • Boss savaşlarının taktiksel yapısının önce Boss’u analiz et, bol bol kaç, tüm taktiklerini çözmeden sakın ha saldırma temeline dayanması (Geliştirici inceleme kopyasıyla birlikte gönderdiği tasarım tercihleri listesinde bunu kendisi belirtmiş. Yani Boss’ların öğrenme odaklı ve zorlayıcı bir yapıda olması bilinçli bir tercih)
  • Oyunun genel olarak sunduğu zorluk etmeni

 

gibi envai çeşit noktada, Darksiders III Souls serisinden ciddi manada esinlendiğini hiç saklamıyor. Hatta oyunun kullanıcı incelemeleri dökülmeye başladığında muhtemelen oyuncular arasında bol bol “çakma Dark Souls” muhabbeti döndüğüne şahit olacaksınız, bundan eminim.

Hüp diye kolyeme çekerim seni, dırı dırı dırı dıı dı dırı dı

Ne diyorduk, ilk Boss değil mi? Oyunda karşılaştığımız ilk Boss, oyunun tanıtım materyallerinde de defalarca gördüğümüz, karga kılıklı bir yaratık olan Envy. Kendisi bir ilk Boss olarak Dark Souls 3’ün ilk Boss’u kadar zorlayıcı bir tecrübe sunuyor diyebiliriz. Oyunun temel mekaniklerinin neredeyse hepsini bu savaş esnasında kademeli olarak öğreniyorsunuz.

Envy’i yendikten sonra boynundaki ruh emmeye yarayan madalyonu alıyor ve Envy’i içine hapsediyoruz. Daha sonrasında karşılaştığımız ve yendiğimiz diğer “Günah”ları da hapsetmek için madalyonu da yanımıza alıyor, yolumuza devam ediyoruz.

Hikayenin buradan sonrası olayların aslında zahiren gözüktüğü gibi olmadığı, ihanete uğradığımız, bize ihanet edenin kim olduğunu bulmamız, Lord of Hollow isimli direkt olarak Souls serisinden fırlamış tanrısal bir varlıkla tanışmamız… ve atımızın ölümünü izlemek olarak geçiyor. Evet, atımız Rampage ölüyor. At kullanmadığımız bir Darksiders oyunu elimizdeki. Bu konuda geliştiricilere ne desem bilemiyorum. Sırf karakterin duygusal yönden incinebileceğini göstermek ve görece ufak haritalar tasarlamak için Mahşerin Dört Atlısı konseptinden atı çıkarmak. Bu oyunun atmosferini ciddi manada yaraladığını net bir şekilde söyleyebileceğim bir tercih olmuş.

Mekanik sorunlar

Darksiders III’te savaş sistemi de önceki oyunlar gibi işlemiyor. Bunun birincil sebebi artık 3 vuruşta ölebilen bir karaktere sahip olmamız. Bir diğer sebebi ise öldüğünüz vakit en son ziyaret ettiğiniz bonfi… pardon tüccar Vulgrimin bulunduğu checkpointten başlıyor olmanız. O arada halihazırda kestiğiniz bütün yaratıkların tekrar canlanıyor olması da cabası.

Gunfire Games bu kadar sağlam vuran düşmanlar tasarlayınca haliyle buna uygun bir “kaçınma” mekaniği dizayn etme ihtiyacı duymuş. Oyunda en sık kullanacağınız şey olan bu kaçınma hareketini, doğru zamanda kullanırsanız, size hem invincible frame sağlıyor hem de Fury için oldukça güçlü bir karşı saldırı çıkarabilme imkanı doğuyor. Burada önemli olan nokta doğru zamanda. Zira o invincility frame’i tutturamazsanız, kaçınırken dahi kamyon gibi hasar yiyip, aynı zamanda sersemleyip, daha fazla saldırıya açık bir hale gelebiliyorsunuz. Ayrıca bazı geniş ölçekli saldırılardan kaçınma ile değil, sadece üzerinden zıplayarak kaçabiliyorsunuz.

Evet, böyle anlatınca her şey mantıklı gibi geliyor. İyi kötü Souls serisini andıran bir sistem var ortada. Ama şunu unutmayın, bu oyunda bir stamina barı mevcut değil. Bu sebepten ara vermeden kaçış manevrası yapabiliyorsunuz, buna mukabil bazı düşmanlarınız da size nefes bile aldırmadan üst üste kombolar savurabiliyor. Eee, hala ortada mantık hatası barındıran bir şey yok gibi mi? O vakit bu denkleme sürekli olarak birden fazla düşmanla aynı anda mücadele etmek zorunda olduğunuz gerçeğini ekleyin. Düşmanların neredeyse her birinin en az sizin kadar hızlı saldırılara sahip olduğunu ve Souls serisinin aksine saldırı izlencelerinin çok belirsiz olmasını da kazana koyun. Kamera açısının sürekli olarak statik objelere takılmasını da birleştirdik mi…

Ta ta ta tam; karşınızda birden fazla düşmanla girdiğiniz her bir mücadelenin can sıkıcı olduğu bir oyun, Darksiders III. Oyunda moblarla savaşmak o kadar sıkıcı ki, bir yerden sonra keşke bütün oyun Boss savaşlarından oluşsaydı derken buluyorsunuz kendinizi. Boss savaşları da, mobların aksine, genel olarak oldukça başarılı ve eğlenceli. Zira tek bir sefer haricinde hep tek bir büyük düşmanla mücadele etmeniz gerekiyor ve bu düşmanlar oldukça iri olduklarından hareketlerinin izlenceleri basitçe okunabiliyor.

Darksiders III’te aynı anda iki tane aşırı iri normal mobla karşılaşmak oyundaki Boss’lardan daha zorlu bir tecrübe sunuyor

Bütün bunların yanında karakteriniz, nadiren dahi olsa, bastığınız tuşlara geç tepki verebiliyor. Bu oyunun mekanik bir sıkıntısından ziyade düzeltilebilecek bir sorun, o sebepten bu konuyla ilgili serzenişte bulunmuyorum (Her ne kadar 4-5 kere ölmeme sebebiyet verse de)

Her ne kadar savaş mekaniklerinden şikayetçi olsam da, düşmanların ve hareketlerinin güzel tasarlandığını kabul etmem gerek. Boss’lardan, mob’lara; düşmanlarınız oldukça çeşitli ve her biri nev-i şahsına münhasır hissettiriyor. Belki oyun daha rafine, sorunsuz bir oynanış sistemine sahip olsa ve bir tık daha kolay olsa, bütün bu yaratıklarla savaşmak apayrı bir lezzet verebilirdi. Şimdi ki haliyle ise 2’den fazla düşmanı aynı anda karşınıza almanız, sizin için, üst üste yediğiniz dayaklar “fury”ası anlamına geliyor. (dayanamadım yaptım işte iğrenç esprimi, oh be dünya varmış)

-Ne bakıyorsun abi? -Seni yaparken malzemeden mi çalmışlar ne olmuş be Fury

Bu kadar olumsuz yoruma rağmen, karakterimizin oyun içinde zamanla açtığı 4 farklı element modunun savaşlara ve -bir gramcık olan- keşif etmenine olumlu yönde etki ettiğini belirtmem gerek. Her biri zıplama, hareket becerisi ve farklı ikincil silahlarla gelen bu element modları hem görsel hem de oynanış mekanikleri olarak oyuna ciddi bir çeşitlilik katmayı beceriyor.

Bu modlar sayesinde oyunda kafa çalıştırmanızı gerektiren bir takım bulmacalar da kendine yer edinebilmiş. Bulmacaların bir kısmını fazla kolay, birazını da fazla zorlama bulsam da; elementlerin işin içine dahil edildiği bulmacalar genel olarak eğlenceli ve biraz oturup düşünmenizi gerektiren tarzda olmuş. Oyunun diğer mekaniklerini ellerine yüzlerine bulaştırmış olsalar da, en azından platform ve bulmaca öğeleri kısmında vasatın üzerine çıktıkları için Gunfire Games’e hakkını vermek gerek. (Darksiders II’ninkiler hala daha kaliteli, orası ayrı mesele)

Darksiders serisi her zaman tasarımıyla kendini tanımlayan bir oyun serisi olarak bilinir. Bunda ilk oyunun sanat yönetmenliği koltuğunda oturan Joe Madureira’nın yadsınamaz bir emeği olduğu da aşikar. İşte Madureira’nın başlattığı bu karakter ve dünya tasarımı ilk oyundan ikinci oyuna da sıçramış ve, ekipte Madureira olmamasına rağmen, oyunun görsel tarzını korumasına vesile olmuştur.

Darksiders III’de ilk iki oyundaki tasarımı birebir korumayı başarıyor. Karakterlerden, düşmanlara ve genel olarak çevre dizaynına kadar her şey Darksiders çizgisinin içerisinde hissettiriyor. Özellikle Boss tasarımlarını gördüğünüz an elinizdekinin bir Darksiders oyunu olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Tabi sıkıntılar da yok değil. Darksiders 2 çıkalı yaklaşık 6,5 sene oldu. Oyun çıktığı sene için “iyi” denebilecek bir görsel kaliteye sahipti. Çizgi roman tarzını güzel yansıtıyor ve sistemleri çok zorlamıyordu. Darksiders III ise aradan geçen 6,5 seneye rağmen cilalanmış Darksiders II gibi gözüküyor. Tabi bu benim bahsettiğim PC’de Max detaylarda oyunun sunduğu görsellik. İncelemeyi kaleme almadan evvel konsol görselliğini de merak ettiğim için birkaç video izledim ve oyun konsollara direkt olarak Darksiders II olarak çıkmış. Yumuşak kaplamalar, PC versiyonuna nazaran daha zayıf partikül efektler,  30 FPS kilidi… böyle uzayan bir liste mevcut elimizde.

Oyun Darksiders II’ye nazaran daha etkileyici bir dünya sunuyor olsa, bu sıkıntıları anlayışla karşılayabilirdim. Lakin Darksiders III oyun alanı olarak Darksiders II’nin belki de 1/4’ü kadar, koridor tipi ilerleyen, bir haritada geçiyor. Ortada ne açık düzlükler, ne keşfedilebilecek zindanlar ne de inanılmaz geniş boss savaşı alanları mevcut.

Buna rağmen oyunun konsol  performansının yerlerde sürünüyor olmasının geliştiricilerin başarısızlığından başka bir açıklaması mevcut değil. Bakmayın konsol performansı kötü deyip duruyorum. Darksiders III’ü 1080p, 60 FPS ve maksimum detayda, kare/saniye kaybı olmadan, oynamak için Gtx 1070 ve üzeri bir karta ihtiyacınız var.

Benim emektar, Overclocklu, GTX 980 çok daha kaliteli oyunlarda dahi daha stabil performans verirken, Darksiders III’ün dış mekanlarında sürekli 30-40 kare/saniyelerle karşılaşmamı sağladı.

Ses tasarımı, müzikler ve seslendirmeler hususunda ise, bütün Darksiders oyunlarında olduğu gibi, birinci kalite iş çıkarılmış. Fury’den Boss’ların seslendirmesine, dublajlar on numara. Haritanın farklı bölümlerinde çalan müzikler kulaklarınızı dolduruyor ve ses efektleri ekranda gördüğünüz aksiyondan daha fazlasını vaat eder nitelikte.

Oyunun en azından ses departmanında ağabeylerinin altına düşmemesine sevindim diyebilirim.

Yetenekler/beceriler bu kadar bir ekrana sığıyor işte

Geriye uyumluluk derken bunu kastetmemiştik

Yazımızın son demlerine gelirken ağzımda buruk bir tat var sevgili okur. Darksiders III, devasa bir bütçeye sahip olmayacağını bildiğim, ve beklentilerimi ona göre ayarladığım bir yapımdı. En azından serinin kendinden önceki oyunlarını örnek alıp, çok şikayet edilen birkaç yönünü geliştirse, ortaya bayıla bayıla oynayacağım bir eser çıkacağından adım gibi emindim.

Amma velakin olmamış, olamamış. Gunfire Games, Vigil Games’in çizdiği yolu izlemektense, kendi yolunu çizme kararı almış. Serinin sevilen özelliklerini tutmak veya geliştirmek yerine onları oyundan budamış, yerine Souls serisinden bir çok etmeni dahil etmiş. Darksiders II’nin en sevilen özelliği olan geniş haritası ve zindanlarını bu oyuna da yansıtacağı yerde, resmen oyunu geriletmiş ve belki de Darksiders I’den bile daha ufak diyebileceğimiz bir dünyayı bizlere sunmuş. Yetenek sistemini tutup geliştireceği yerde, bizlere seviye atladığımızda rakamsal olarak ilerleyen hasar/can/yetenek gücü gibi basit seçenekler sunmuş.

Hele hele Mahşerin Dört Atlısından birini canlandırdığımız bir oyunda at sürme sekansının olmaması. Bu noktada Gunfire Games’e diyecek laf bulamıyorum maalesef.

Darksiders III; serinin hayranlarına oyalanabilecekleri daha fazla Darksiders materyali sunan, hikayeyi derinleştiren fakat bunları yaparken serinin -oyun olarak- oyuncuya sunduklarını kenara bırakan bir yapım olmuş.

Sıkı Darksiders hayranıysanız oyuna bir şans verebilirsiniz. Ama Darksiders serisiyle ilişkiniz uzaktan birbirinizi kesmek üzerine kuruluysa, yahut daha tanışmamışsanız, şu fiyatı vermeden evvel iki defa düşünmenizi tavsiye ediyorum. Zira günün sonunda elinizde, 10 ila 20 saat arası oyun süresine sahip olan, vasat bir Souls kopyasından başka bir şey olmayacak.

Harika!
Harika! Bayıldım Asfdsaf:D Şoktayım! Yapma Bunu! Bu Ne Şimdi!
191132
Bu yazıyı paylaş :
Genel Ortalama 68

Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere – Nazım Hikmet Ran THQ’nun iflası ve elinin altındaki markaların muhtelif oyun şirketleri tarafından pay edilmesinden sonra pek çok kişi yeni bir Darksiders oyunu görebileceğimizi düşünmüyordu. Zira Darksiders, THQ hala maddi olarak güçlü bir durumdayken, AAA olarak geliştirilmiş ve basın tarafından oldukça beğenilmiş bir ..

Sonuç OFD: 68.0% 68 İyi
7 4 62 8 -
Darksiders III geçmişin gölgesinde yaşayan bir oyun olmuş. Ne Darksiders I'in orjinalliğine ne de Darksiders II'nin sunduğu oynanış mekaniklerine sahip olmayan; görsel ve işitsel olarak Darksiders olan ama diğer alanlarda tökezleyen bir yapım Darksiders III.

Oyunun steam sayfası: https://store.steampowered.com/app/606280

Benzer Yazılar

Witcher Serisinin Crossover’ları Durdurak Bilmeden Devam Ediyor!

Witcher Serisinin Crossover'ları Durdurak Bilmeden Devam Ediyor!


Witcher Serisinin Crossover'ları Durdurak Bilmeden Devam Ediyor!

Geralt'ın bu sefer hangi oyuna misafir olduğuna inanamayacaksınız Tamam tamam, aslında inanması zor değil, sadece şaşırtıcı. Zira Geralt'ın bu seferki durağı, Soulcalibur VI'nın aksine, kendi mesleğine inanılmaz yakın bir oyun serisi. Böyle en bol canavarlısından, bol aksiyonlu bir...

Gerçek Zamanlı Strateji Oyunu Conan Unconquered Duyuruldu!

Gerçek Zamanlı Strateji Oyunu Conan Unconquered Duyuruldu!


Gerçek Zamanlı Strateji Oyunu Conan Unconquered Duyuruldu!

Petroglyph Games tarafından geliştirilen gerçek zamanlı strateji oyunu Conan Unconquered sinematik fragman eşliğinde duyuruldu. Funcom tarafından geliştirilen ve 2018'in ikinci çeyreğinde oyunculara sunulan Conan Exiles'ın ardından Barbar Conan fırtınası hız kesmeden devam ediyor. Adlarını...

Crusader Kings II: Holy Fury İnceleme

Crusader Kings II: Holy Fury İnceleme


OFD: 85.0%

Crusader Kings II: Holy Fury İnceleme

OFD: 85.0%

Devasa strateji oyunları içerisinde parmakla gösterilen Crusader Kings II, Holy Fury ile çok daha eğlenceli! Giriş cümlesinden geçer not aldığını anlayabileceğiniz Holy Fury, Crusader Kings II'nin en son satışa sunulan genişleme paketi. Yeni içerikler sunmak bir yana var olan dinamikleri de...

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir