Call of Duty: WWII İnceleme

Call of Duty: WWII İnceleme

Call of Duty: WWII ile modern savaş, hatta uzay savaşları konseptini bir yana bırakıp serinin çıkış noktasına, İkinci Dünya Savaşı’na dönüyoruz.

Call of Duty serisi son birkaç oyundur gelecek savaş deneyimini oyunculara sunmayı tercih ediyordu. 2011’de çıkış yapan Modern Warfare 3’ün ardından seri hep ileriye dönük temaları işlemeyi tercih etti. 2020’ler, 2050’ler, 2060’lar ve 2070’ler derken bu gelecek savaş teması başta serinin çekirdek kitlesi olmak üzere tüm oyuncuları sıkmaya başladı. Ve son gelen Infinite Warfare belki de zurnanın zırt dediği noktaydı. Elbette zurna zırt dedi mi demedi mi tartışılır, ancak Infinite Warfare daha ilk duyurulduğu andan itibaren seri için bir dönüm noktası olduğunu belli etmişti. Gelecek teması artık kendini aşmış, savaş gezegenler arası bir hal almıştı. İkinci Dünya Savaşı ile yola çıkan serinin geldiği bu nokta artık köklere dönme isteği uyandırmaya başlamıştı.

Bu sebeple Call of Duty: WWII’dan ilk bilgiler elimize geçtiğinde dönem seçimi anlamında pek şaşırmamıştık. Zira oyuncu cephesinden gelen bu kadar tepki ve talebin ardından hala gelecek savaş deneyiminde ısrar edilmesi hiç akıl karı olmayacaktı. WWII ile geçirdiğim birkaç günün ardından rahatlıkla söyleyebilirim ki serinin özüne dönmesi gerçekten gerekli bir hamleymiş. Şahsen geçmiş, günümüz ve gelecek temalı tüm Call of Duty oyunlarını severek oynasam da hem seri hem de bizim için farklı bir anlam taşıyan İkinci Dünya Savaşı konseptine yeniden kavuşmak mutlu edici bir durum. Ama… Burada bir ama dememiz ve bir soru yöneltmemiz gerekiyor. Call of Duty: WWII bu gereken özüne dönüşü güzel bir içerikle taçlandırabiliyor mu?

Call of Duty oyunlarını genel olarak severim, ancak özellikle senaryo modunu ayrı bir severim. Son oyunlarda gelişen teknolojinin de imkanlarıyla senaryo modu gerek ara sahneleri, gerek aksiyon dozajıyla bir oyun olmayı bırakmış, adeta Hollywood filmlerini andırır hale gelmişti. Doğal olarak insan WWII için daha azını beklemiyor. İrdelemeye başlamadan önce senaryo için ufak bir iki şey söylemem gerekirse beklentilerimize bazı açılardan uygun düşen bazı açılardan ise hayal kırıklığı olan bir senaryo ile karşı karşıyayız.

Senaryo modundaki ana karakterimizin adı Ronald Daniels. Arkadaşları arasında Red olarak anılan Ronald, savaş sebebiyle vatanı için cepheye çarpışmaya giden pek çok askerden biri. Ronald beraberinde İkinci Dünya Savaşı’na yepyeni bakış açıları katan görevlere imza atarken aynı zamanda daha önce ayak bastığımız yerlerde de -örneğin Normandiya Çıkarması- çetin savaşlar veriyoruz. Verdiğimiz bu çetin savaşlar sırasında elbette ki silah arkadaşlarımız bize eşlik ediyor. En yakın arkadaşlarımız Zussman ve Stiles başta olmak üzere oyun içerisinde diğer pek çok askerle kader ortaklığı yapıyoruz.

Oyun içerisindeki karakterler ile girdiğimiz diyaloglar ve etkileşimler gayet sağlam temeller üzerine oturtulmuş. Bazen savaşın kirli yüzü sebebiyle agresif olaylara şahit olurken bazen de aslında tüm bu ölüm makinelerinin evlerini, ailelerini ve hayallerini terk edip savaşmaya gelen birer insan olduklarını hatırlıyoruz. Tabi silah arkadaşlarınız sadece ara sahnelerden ibaret kalmıyorlar. Savaş sırasında da her zaman yanınızda olduklarını hissettiriyorlar. Bombanız biter, sağlık paketi veya başka bir şeyin arayışına düşersiniz arkadaşlarınızdan bunları talep edebiliyorsunuz. Evet, özüne geri dönüş yapan Call of Duty WWII’da artık bir can barımız var ve bu yüzden savaşlarda daha dikkatli olmamız gerek.

Senaryo modundaki görevlerin içeriğine biraz değinelim. Normandiya’dan Paris’e kadar birçok farklı mekanda çatışıp savaşın farklı yüzlerini keşfettiğimiz görevler savaş atmosferini güzel bir şekilde hissettiriyor. Piyade hücumlarından tank savaşlarına, ağır makineli silahları kuşanıp ölüm yağdırmaktan keskin nişancı tüfeğini kapıp bir hayalet olmaya kadar pek çok farklı savaş deneyimi bize sunuluyor. Görevlerin ilerleyişi sırasında karşınıza çıkan heroic actions (kahramanlık faaliyetleri) ise adından da anlaşılacağı üzere zor durumdaki bir askerin kahramanını beklediği veya düşman askerlerin teslim olduğu anda önünüze atılıyor. Bu kahramanca faaliyetlerin kaçını tamamladığınız görev sonu özetlerinde görünüyor. Özetlerde görebileceğiniz bir diğer istatistik ise görevlerde karşınıza çıkan hatıra eşyalarının kaçını topladığınız. Bu kahramanlık faaliyetlerini ve hatıra eşyalarının tamamladığınız zaman çeşitli başarımlara ulaşıyorsunuz.

Call of Duty: WWII’nin senaryo modu için daha pek çok şey yazılabilir ancak fazla uzatıp sıkmak istemiyorum. Tabi incelemeye başlamadan önce ‘hayal kırıklığı’ şeklinde bir ifade kullanmıştım. Şimdi sıra geldi nedenlerini açıklamaya. Hikayemiz iyi güzel ancak tüm bu hikaye boyunca bir Amerikan askeriyiz ve her zaman haklı olan biziz. Özellikle Battlefield 1’deki hikaye kurgusunun ardından savaşı farklı askerler ve onların bakış açılarıyla takip edebilmek son derece güzel olurdu, zira İkinci Dünya Savaşı’ndaki tüm kahramanlıklar ve trajik olaylar Amerikan kuvvetlerinde yaşanmadı. Buradan senaryomuza bir eksi verelim. İkinci eksim ise Hollywood etkisinden geliyor. Ara sahneler ve oynanışta Hollywood tarzı kurgu bazen gereksizce abartılıyor. Kalabalık bir düşman grubunun arasında çaresizce ölüme ilerlerken son anda yetişen bir hava desteği, hikaye sırasında oyuncuyu basit ters köşe yapma girişimleri, karakterlerin kimi zaman tribüne oynayan konuşmaları gibi beni tatmin etmeyen noktalar var.

Birkaç kelimede özetlersem senaryo modu inişli çıkışlı bir grafiğe sahip. Ancak oynarken zevk almadığımı söylersem büyük bir haksızlık olur. Evet zevk aldım ancak kesinlikle çok daha fazlasını beklerdim yapımcı ekipten ve bir Call of Duty oyunundan. Ara sıra bazı sahneleri ve diyalogları Band of Brothers’a benzettiğim de oldu, ki bu gayet güzel bir şey. Alışmış olduğumuz şekilde beş altı saat kadar süren senaryo modu özlediğimiz İkinci Dünya Savaşı atmosferini çeşitli eksiklere sahip olmasına rağmen güzel bir şekilde yansıtıyor ve ilgimizi çekmeyi başarıyor.

Senaryo modunun ardından ikinci durağımızda çok oyunculu deneyim yer alıyor. Çok oyunculu modun altını üstüne getirmeye başlamadan önce söylemek istediğim bir şey var. Sunucuların ciddi şekilde elden geçirilmesi lazım. Uzun bekleme sürelerinin ardından katıldığınız maçın hemen sona ermesi, dakikalarca bekleseniz bile uygun bir oyun bulunamaması gibi son derece sinir bozucu durumlar yaşanabiliyor. İlaveten girdiğiniz maçlardaki bekleme anlarında diğer oyuncuların görüntülerinin, silahların ve benzeri şeylerin yüklenmesi de uzun sürebiliyor. Yapımcı şirket Sledgehammer Games sunucu sıkıntılarını çözmek için harekete geçtiklerini belirtti. Umuyoruz ki oyun zevkini baltalayan bu olumsuz etkenlerin bir an önce üstesinden gelinerek sağlıklı ve eğlenceli bir çok oyunculu deneyimi sunulur.

Çok oyunculu moda ilk girdiğimiz zaman karşımıza seçebileceğimiz beş farklı asker sınıfı çıkıyor. Bunlar: piyade, hava indirme askeri, ağır zırhlı asker, dağcı ve seferi asker. Her sınıfın kendilerine ait özellikleri ve silah sınıfları mevcut. Bu sınıfları tanıtan videoları çok oyunculu moda ilk girdiğiniz zaman izlemeniz ve seçiminizi bu doğrultuda yapmanız sizin için faydalı olacaktır. Ancak bir sınıfı seçmeniz tüm oyunu onunla oynayacağınız anlamına gelmiyor. Zamanla diğer sınıfları açıp onlarla oynayabilmeniz mümkün. Ayrıca bu sınıfların hazır silah setlerini oyun içerisinde seçmenizin önünde bir engel bulunmuyor.

Bu seneki çoklu oyuncunun modunun en büyük farklarından birisi ise yeni sosyal alanımız. Headquarters ismindeki bu sosyal alanımıza uzunca bir süredir Destiny 2’yi oynadığım için ısınmakta pek sorun yaşamadım. Sosyal alanımızda yapabileceğimiz pek çok şey mevcut. Maçlardan önce silahlarını tanımanız için atış talimi yapabilir, maçlarda yerine getirebileceğimiz görevler alabilir ve sandıklarımıza bakabiliriz. Tabi ki sosyal alanımız bu kadarla sınırlı değil. Oyun içerikleri hakkında çeşitli videoları izleyebileceğiniz tiyatro, oyun içi para birimiyle deneyebileceğiniz mini oyunlar gibi pek çok faaliyet imkanı mevcut.

Birkaç paragraf yukarıda oyunun sunucularında sıkıntılar olduğunu söylemiştim. Ne yazık ki bu sıkıntıdan nasibini alanlardan biri de sosyal alanımız. Geçici bir süre için sosyal alanımızda sadece kendimizi görebiliyoruz, yani başka askerler yok. Dolayısıyla ıssız ve cansız bir görüntü hakim. Destiny 2’de bol bol diğer oyunculara selam veren, karşılıklı dans eden bir profile sahip olduğum için WWII’deki bu durum beni üzdü. Ancak teknik sorunlar halledildiği ve diğer oyuncular da gelmeye başladığı takdirde estetik açıdan daha güzel ve zevkli bir yere dönüşeceğinden şüphem yok.

Çok oyunculu maçlardaki mantık gene aynı. Hızla canlan, hızla düşmanları öldür, hızla öl, yeniden canlan. Call of Duty serisinin alıştığımız hızlı oynanışı WWII’de de devam ediyor. Bir turda öldürme serisi yapabilirken bir diğer turda sıfıra karşı komik ölme rakamlarına ulaşabiliyorsunuz (en azından ben ulaşıyorum). Advanced Warfare’den beri bu döngüsel oynanışı fazla tecrübe edemediğim için ilk başlarda ısınmakta sıkıntı çektim ancak alıştıktan sonra çatışmalar gayet zevk veren bir hal aldı.

Bizleri oyunda yaklaşık on farklı oyun modu bekliyor. Bu modlar arasında en büyük dikkati “War” ismindeki çekiyor. Battlefield 1’de gördüğümüz operasyonlar ile aynı mantığa sahip olan bu modda bir dizi görev serisini tamamlamayı amaç ediniyoruz. War modu şu an 3 farklı görev serisini ev sahipliği yapıyor ve zevkli olduklarını söyleyebilirim. Ölüm oyunu, Hardhome ve War çok oyunculu modda geçirdiğim saatlerin büyük bir bölümünü kapladı.

War modundaki üç haritayı da eklediğimiz zaman on beş kadar harita bizleri bekliyor. Farklı oynayış stillerine elverişli olan bu haritaların büyük bir bölümü küçük olduğu için sürekli sıcak çatışma halindesiniz. Tabi görece büyük ve keskin nişancılara uygun haritalar da yok değil. Ancak artık Call of Duty serisine de devasa haritaların gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Hala altı kişilik ekiplere ayrılıp küçük haritalarda sıkışıp kalıyoruz. Aylarca Battlefield 1’de Sina Çölü’nü atla veya koşarak kat etmekten büyük bir zevk almış, karşı kumul tepelerindeki keskin nişancıların hedefi olduğumda içten içe “Orada adam mı olur ya?” diye kafamdan geçirmiştim. Call of Duty çok oyunculu modunun oynanış mantığına ne kadar uygun olur tartışmaya açık, ancak artık savaşı daha büyük alanlara taşımanın vakti gelmiş olmalı.

Karakterinizi kişiselleştirebilmeniz için çeşitli imkanlar mevcut. Sınıf seçimine ilave olarak farklı kamuflaj seçimleri, silah kişiselleştirmesi ve oyuncu profil kartı kişiselleştirmesi gibi alıştığımız şeyler gene mevcut. Bazı ufak farklılıklara sahne olsa da Supply Drop sistemi genel olarak aynı şekilde karşımızda. Çok oyunculu modundaki içeriğimiz sunucu kaynaklı sorunlar ve fazla kısıtlı oynanış alanı gibi sorunlara sahip olsa da oynanış açısından gayet eğlenceli zaman geçirmenizi sağlıyor. Sunucu sıkıntılarının halledilmesinin ardından düzenlenecek maçlar ve etkinlikler, dopdolu sosyal alan ve içerik genişletmeleri sayesinde Call of Duty: WWII’nin çok oyunculu içeriği daha da eğlenceli bir hal alacaktır.

Sıradaki durağımızda ise zombiler var. Call of Duty Black Ops’da pompalı tüfeğimle zombilerin kafalarını uçurduğum sırada gönül vermiştim zombi moduna. O ürkütücü ve gergin ortamın ardından Infinite Warfare’deki rengarenk zombileri görünce adeta ihanete uğramış gibi hissetmiştim. WWII ise benim için adeta bir özür hediyesi oldu bu anlamda. Tekrardan ürkütücü bir ortama dönüş yapıyoruz Nazi Zombies beraberinde.

Nazi Zombies çok kapsamlı olmasa da bir hikayeye sahip. Mihver Devletleri’nin çaldığı tabloyu geri alması üzere dört kişilik bir ekip toplanıyor. Ancak işlerin ters gitmesiyle beraber kendimizi zombilerle çevrili bir ortamda buluyoruz. İki kadın iki erkekten oluşan bu dört karakterimizin her biri farklı yöntemlere ve mizaçlara sahip. Oyun içerisinde bu gayet güzel bir şekilde hissettiriliyor. Hikayenin ürkütücü olduğunu belirtmiştim ancak ilk dakikalardaki ufak bir an haricinde beni oturduğum koltuktan zıplatan herhangi bir durum yaşamadım. Ancak sürekli tetikte olma hissi ve gergin bekleyiş nerede olduğunuzu kolayca fark etmenizi sağlıyor.

Zombi modumuzun önceki oyunlardan oynanış anlamında hemen hemen hiçbir farkı bulunmuyor. Zombileri öldürerek topladığınız puanlar sonucunda yeni silahlar, mühimmat alabilir veya yeni bölgeler açabilirsiniz. Arkadaşlarınızla girmediğiniz, local play oynamadığınız veya tek tabanca takılmadığınız sürece zombi modunda rastgele oyuncularla eşleşerek birlikte mücadele ediyorsunuz ve bu sebeple iş birliği önem kazanıyor. Birbirinizi iyileştirmek, zombi akınlarından kurtarmak gibi diğer oyunculara karşı görevleriniz mevcut.

Nazi Zombies’de karakterimizle dört farklı rolden birini üstleniyoruz. Bunlar: saldırı, kontrol, sıhhiye ve destek. Her bir rolün kendine ait bir yeteneği mevcut. Ancak ekipmanları kişiselleştirme imkanı için beşinci seviyeye ulaşma şartınız var. Ayrıca çoklu oyuncu modunda bolca gördüğümüz yağma kasalarını burada da görmeniz mümkün. Ancak daha nadir olduklarını belirtelim. Nazi Zombies yıllarca sevdiğim, Infinite Warfare ile bir nebze soğuduğum zombi modunu tekrardan karanlık bir atmosfere taşıyan eğlenceli bir içeriğe sahip. Zombilere kürekle-silahla vururken yaşadığım vuruş hissi berbatlığı haricinde çok göze batan bir yanını şahsen göremedim.

Call of Duty: WWII oynanış anlamında güzel şeyler sunuyor. Senaryo, çok oyunculu ve zombi modlarındaki çatışmalar insana zevk veriyor ve esaslı bir Call of Duty tecrübesi sunuyor. Senaryo modunda bir piyade olmanın dışına çıkıp kısa sürmelerine rağmen tankçı ve havacı görevlerini de üstleniyoruz. Bazen doğrudan düşmana tüm gücümüzle hücum ederken bazen keskin nişancı tüfeğimizle gölgeler arasından ölüm yağdırıyoruz. Oyunun tek bir merkezde sabit kalmayıp çeşitli oynayış imkanlarını sunması güzel düşünülmüş. Ayrıca bazı görevlerde isteğe bağlı gizlilik seçeneği bulunuyor. Yani doğrudan hücum etmek yerine Nazi askerlerini sessizce öldürerek görevinizi yerine getirebilirsiniz. Ancak gizlilik anlamında çok fazla bir şey beklemeye kalkmayın. Zira zor seviyede oynayıp gizlilikten yana bir tutum takınmama rağmen gerçek anlamda beni zorlayan bir durumla karşılaşmadım. Genellikle arkası dönük düşmana yaklaş, sessiz bir öldürme yap, eğer başka düşman görürse susturuculu silahınla onun da icabına bak tadında bir işleyiş mevcut.

Senaryo modundaki güzel detaylardan bir diğeri de quick-time events yani kısa zamanlı hareketler anlamına gelen sistemin kullanılmış olması. Hiç beklemediğiniz -aslında oyun içerisinde gayet kolay sezilebiliyor- bir anda karşınıza düşman çıkar veya başka bir durum gerekirse çeşitli tuşlara basarak paçayı kurtarıyorsunuz. Salt çatışma aksiyonunda ısrar edilmeyip araya bu tarz ufak şeylerin de serpilmesi benim beğenimi kazandı. Çok oyunculu ve zombi modlarındaki oynanış da aynı şekilde başarılı. Call of Duty çok oyunculu modlarının o alıştığımız hızlı ve agresif stili hala devam ediyor. Canlandıktan on saniye sonra ölebildiğiniz gibi dakikalarca kahramanca savaştıktan sonra da canınızdan olabiliyorsunuz. Zombi modu ise dalga mantığına dayandığı için yavaş başlayan ancak giderek agresifleşen bir oynanış sunuyor.

Grafiklere değinecek olursak Call of Duty WWII: güzel şeyler sunuyor. Ancak son zamanlardaki oyunları sollayacak veya fark yaratacak bir şeye de sahip olmadığını belirteyim. Özel olarak geliştirilen bir oyun motorunun kullanıldığı WWII, Call of Duty serisinin en iyi grafiklerine sahip olsa da piyasada hem çok daha iyi oyun motorları hem de çok daha güzel grafikli oyunlar olduğunu söyleyebilirim. Ancak grafik anlamında oyuna öyle çok çamur atmamızı gerektiren bir durum da yok. Genele vurduğumuzda başta ara sahneler olmak üzere güzel görseller bizi bekliyor oyunda.

Oyunlarda şahsen benim en çok önem verdiğim nokta olan işitsel bölüme geldik. Açık konuşmak gerekirse Call of Duty’nin tekrardan İkinci Dünya Savaşı’na döndüğünü duyduğum zaman oyunun içereceği müzikleri düşünerek heyecanlanmıştım. Ve şimdi oyunu oynadıktan sonra söyleyebilirim ki… müzikler güzel ancak ‘çok’ daha fazlasını beklerdim. Muhteşem ana tema müziği ve birkaç parça haricinde diğer müziklerin iyi olmanın ötesine geçemediğini belirtirsem yanlış olmaz. Kötü olmamalarına rağmen müziklerde aradığım o sihri pek göremediğimi belirtmem lazım. Müzikleri bir yana bırakıp seslendirmelere değinecek olursam birkaç yer haricinde gayet başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Birkaç yer deme nedenim ise bazen karakterlerin konuşmalarında karizmatik olma amacıyla seslerini zorladıkları duygusuna kapıldım. Ancak bunun haricinde kulağımı fazla tırmalayan bir durum olmadı.

Aslında daha paragraflarca yazabilir, oyunu bir yandan överken bir yandan da gömebilirim. Ancak zaten yazı yeterince uzadı, benim de iyice okunmayacak seviyeye getirme gibi bir gayem yok, o sebeple son sözlerimizi belirtelim yavaştan. Call of Duty: WWII uzunca bir zamandır beklediğim bir oyundu. Beklentilerimi ve şimdi gördüklerimi kıyaslamam gerekirse Call of Duty: WWII güzel olan ancak beklentilerimin altında kalan bir senaryoya, teknik sorunlarla boğuşan son derece eğlenceli çok oyunculu-zombi modlarına, Hollywood filmlerini aratmayan tarzdaki ara sahne kurgularına ve beni büyüleyemeyen müziklere sahip iyi ancak kusurlu bir yapım. Özüne dönen bir serinin adeta yeniden doğuşunu temsil eden bir oyunda çok daha sağlam şeyler görmek isterdim şahsen. Ancak aynı zamanda hemen oynanıp bir köşeye atılamayacak tarzda da bir yapım ile karşı karşıyayız.

Harika!
Harika! Bayıldım Asfdsaf:D Şoktayım! Yapma Bunu! Bu Ne Şimdi!
221
Bu yazıyı paylaş :
Genel Ortalama 73

Call of Duty: WWII ile modern savaş, hatta uzay savaşları konseptini bir yana bırakıp serinin çıkış noktasına, İkinci Dünya Savaşı’na dönüyoruz. Call of Duty serisi son birkaç oyundur gelecek savaş deneyimini oyunculara sunmayı tercih ediyordu. 2011’de çıkış yapan Modern Warfare 3’ün ardından seri hep ileriye dönük temaları işlemeyi tercih etti. 2020’ler, 2050’ler, 2060’lar ve 2070’ler ..

Sonuç OFD: 73.0% 73 İyi
80 90 70 88 80
Beklentilerimi ve şimdi gördüklerimi kıyaslamam gerekirse Call of Duty: WWII güzel olan ancak beklentilerimin altında kalan bir senaryoya, teknik sorunlarla boğuşan son derece eğlenceli çok oyunculu-zombi modlarına, Hollywood filmlerini aratmayan tarzdaki ara sahne kurgularına ve beni büyüleyemeyen müziklere sahip iyi ancak kusurlu bir yapım. Özüne dönen bir serinin adeta yeniden doğuşunu temsil eden bir oyunda çok daha sağlam şeyler görmek isterdim şahsen. Ancak aynı zamanda hemen oynanıp bir köşeye atılamayacak tarzda da bir yapım ile karşı karşıyayız.

Oyunu temin etmemize yardımcı olduğu için http://www.aralgame.com 'a teşekkür ederiz.

Benzer Yazılar

Darwin Project İlk Bakış

Darwin Project İlk Bakış


Darwin Project İlk Bakış

Burası Sörbaybır, burda şaka yookh, her şey gerçek! İnsanlar genelde bıkkınlık veren ve yanlış addettikleri şeyleri nitelerken "milletçe şöyleyiz, milletçe yaptık, milletçe *****" gibisinden tabirler kullanmaya gittikçe alıştılar. Doğrudur veya yanlıştır, beni alakadar etmiyor zira bu girizgahı...

PlayStation 4 İçin Canlı Aksiyon Macera Oyunu Erica Duyuruldu

PlayStation 4 İçin Canlı Aksiyon Macera Oyunu Erica Duyuruldu


PlayStation 4 İçin Canlı Aksiyon Macera Oyunu Erica Duyuruldu

Flavourworks tarafından PlayStation 4 PlayLink'e özel olarak geliştirilen canlı aksiyon macera türündeki Erica, Paris Oyun Haftası sırasında duyuruldu. Sony'nin Paris Oyun Haftası 2017 sırasında PlayStation 4 için duyurduğu oyunlar arasında Erica da bulunuyor. PlayLink'e özel olacağı...

ELEX İnceleme

ELEX İnceleme


OFD: 79.0%

ELEX İnceleme

OFD: 79.0%

Gothic serisinin ruhani devamı, 2017’nin son çeyreğine sert bir giriş yapıyor Hikayemiz Magalan isminde, dünya benzeri bir gezegende başlar. Magalan, bundan 50 sene kadar evvel, devasa medeniyetlere ve ileri teknolojiye sahip insanların yaşadığı bir gezegendir. Derken göklerden yıkım gelir...

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz